Köşe Yazarları

Kapıların açılmasında kriterler tartışması yaşanacak     






Yaklaşık yedi hafta sonra 4  Mayıs’ta, “normalleşme”nin ilk adımı olduğu ilan edilen ticarette kısmi serbestleşme dönemi başlayacak. Hatırı sayılır miktarda küçük ve orta boy işyeri faaliyete başlayacak. Yaklaşık elli günden beridir birikimlerini harcayarak ayakta kalmaya çalışan çok sayıda insanımız bu yeni durumdan umutlu olmaya çalışıyorlar. Fakat umutlanmak şu sıralar ne kadar gerçekçi olur?

Bir önceki maliye bakanı Serdar Denktaş bu sabah Havadis Tv’ye konuşurken bu şartlarda tamamen iç döngüye dayalı kalarak çöken ekonomiyi canlandırmanın veya yeni bir ekonomi yaratmamızın mümkün olmadığını ileri sürdü. Turizm ve üniversiteciliğin belirsiz bir tarihe kadar devre dışı kalmasının, ekonominin bütün enerjisini alıp götürdüğünden dem vurdu. Öyle görünüyor ki; ekonominin küçük çarkları dönmeye başlayınca hükümet iflasa sürüklenen kamu maliyesini kurtarmak için bir saldırı başlatacak, işyerleri ise, ayakta kalma ve bin 500 liraları kesilen çalışanlarını nasıl ödeyebileceğinin derdine düşecek.

 

Türkiye bize para gönderir mi?

Şimdi herkes bu soruyu soruyor. Hükümet mensuplarına bakılırsa, ekonominin “ayağa kalkması” için kimilerine göre bir, kimilerine göre ise üç milyar liraya ihtiyaç var. Peki bu para gelir mi? Türkiye’nin bu konuda son yıllardaki performansına, Lefkoşa büyükelçisinin son aylarda adeta ortadan kaybolmuşçasına salgın dahil hemen hiçbir konuda konuşmamasına bakılırsa para gelmesi çok zor görülüyor. Kaldı ki Türkiye yaşadığı zor dönemi atlatmak için her şeyi göze alarak milyarlar tutarında yeni paralar basıyor. Gerçi Başbakan Tatar “Ankara’ya dönük olumlu hislerim var” diyor ama bu iş çok zor olacağa benziyor.

Kaynak olarak geriye bir tek salgının başladığı Mart ayına kadar ciddi bir büyüklüğe ulaşan Güney Kıbrıs’tan gelen para akışı kalıyor. 2019 yılı verilerine göre Güney Kıbrıs’taki yaşayanlar, Kuzey’de kredi kartları ile 21 milyon Euro’luk mal ve hizmet satın almışlar. Nakit ödemeler bu hesaba dahil değil. Bunun dışında, Yeşil Hat Tüzüğü marifeti ile Güney’e 6 milyon 300 bin Euro’luk ürün satmışız. Toplamda 300-350 milyon liralık bir kaynak demek. Öyle görünüyor ki; işyerleri açılıp birbirimize birşeyler satma heveslerimiz tatmin edilemeyince, gözler kapıların açılmasına çevrilecek. Belki de ayni talep Güney’deki esnaftan da gelecek. Bizde ve onlarda salgınla mücadelede hatırı sayılır bir iyileşme sağlanınca kapılar açılsın söylemi gündeme girecek. İşte tam da bu noktada Dünya Sağlık Örgütü’nün pandemi protokollerinin uygulanıp uygulanmadı tartışmaları başlayacak. Güney’deki yönetim, muhtemelen kapıları açmamak için bizim salgına yönelik izlediğimiz politikaların standart dışı olduğunu ileri sürecek. İşte bizim o güne hazırlıklı olmamız gerekecek. Geçenlerde Güney’den gönderilen bir miktar ilaç ve tıbbi malzeme için çıkarılan ayak patırtısını dinlemeden bugünden, salgına karşı işbirliği açılımını geliştirmemiz gerekecek. İki toplumlu Sağlık Ortak Komitesi üzerinden bilgi ve malzeme değiş tokuşu başlatılabilir, raporlamalarla, her iki tarafın da diğerinde ne olup bittiğiniz anlaşılmasına yarayacak faaliyetler geliştirilebilir. Bundan ürkmemek ve kaçınmamak gerekiyor.






Başa dön tuşu