Köşe Yazarları

ISTIRAP VEREN ÖZGÜRLÜK!






Özgürlük istemeyen insan yoktur.

Özgür olan insan bile özgürlük ister!

Kavramın hem hukuki hem felsefi boyutu vardır.

Hukuk’a bakılırsa sonsuz özgürlük yoktur; özgürlüğün sınırları vardır:

Bir insanın özgürlüğü diğer bir insanın özgürlüğünde biter.

İşin felsefi boyutu daha derin:

İnsan kendi iradesi ile dış baskılardan uzak karar verebilmeli…

Böyle bir dünya var mı?

Özgürlük, toplumların geçtiği her dönemde eğilir bükülür; yeniden şekillenir.

Tek radyonun, tek televizyonun olduğu dönemlerde toplumların zihni fabrikadan çıkmış gibi hep birlikte, aynı frekans üzerinden şekillenirdi genellikle.

Bunun dışına çıkmak, başka dünyaları tanımakla olurdu ki zor meseleydi.

Çok sesli dönemlerde tek sesli dönem gibi toplumu yönetmeye çalışan siyasi otoriteler de vardır.

Türkiye’de medyanın yüzde 99’unun tek elde toplandığı gibi.

Amaç, toplumun zihnini dizayn etmektir fakat bu tek radyo, tek televizyon ya da tek elden idare edilen iletişim araçları döneminden daha zor bir çaba ister ve böyle bir çaba siyasi sistemi otoriter hale sokar.

Günümüzdeki iletişim teknolojisi otoriter sistemlerin panzehridir; ömrü kısıtlı olur…

Uzatmayalım.

Hangi dönem olursa olsun, özgürlük meselesi gündemden düşmez; insanoğlu elde ettiği özgürlüklerin daha fazlasını ister, bu kaçınılmazdır.

Tıpkı obur bir insan gibi özgürlüğe doyum yoktur…

En garibi özgürlük isteyenlerin kendi oturdukları yeri bile değiştirmekten aciz olmalarıdır.

Değişim olmadan özgürlük olabilir mi?

Sıradan bir memur, bulunduğu yerde edindiği statüyü asla değiştirmek istemez; değişen her yönetim karşısında tedirgin olur; hatta direnir, en özgürlükçü anlayışa sahip olanlar bile; onun özgürlüğü elde ettiği o alan kadardır.

Kendisine daha çok özgürlük vermek isteyenlere de direnir!

Siyaseten durum daha vahimdir.

Her türlü ambargo altında tutulan, dünyayla entegre olmamış, insan haklarını gereğince kullanamayan toplulukları yönetenlerin özgürlük alanlarını elde edilen sınırlar kadar görmesi, kendi tutsaklıkları ile birlikte topluma hapishane inşa etmiş olurlar.

Böyle yaşamayı öğrenen toplumlara gün gele alabildiğine özgürlük verilirse ne yapacaklarını şaşırırlar; yürümeyi yeni öğrenen bir çocuk gibi tökezlemeleri hiçtendir…

Öte yandan öyle durumlar olur ki, toplumsal iradeye yön verme iddiasında olanlar, kendinde doğal olarak bulunması gereken özgürlük hissiyatını kendi elleri ile paramparça ederler.

Aslında edemezler, bu duruma düşenler ıstırap içinde olmalı.

Örneğin, bir insanın doğduğu yeri bile reddeder duruma düşmesi özgür olmadığının bir göstergesidir…







Başa dön tuşu