Köşe Yazarları

İşimiz zurna !


Dün akşam, 1 Temmuz’da hükümetin söz vermesine rağmen covid-19 salgını için işe yarayacak bir tedbir almadan, dahası bir pandemi hastanesi bile inşa etmeden, hekimlerin, siyasi muhalefetin, sivil toplumun önemli örgütlerinin endişelerine değil ama beş yıldızlı otel ve casino sahiplerinin “azami kar” tutkularından kaynaklı ültimatomlarına kulak vererek  kapıları açmasına karşı yapılan mitingdeydim.

Her gördüğümde büyük bir heyecan yaşadığım kendim gibi kaşarlanmış 68 ve 78 kuşağından devrimci arkadaşlarım, gösterilerin olmazsa olmazı sendika ve sivil toplum yöneticileri, gazeteciler ve muhalefetten birkaç milletvekili vardı mitingde. Son on yıldır sayıları ve katkıları ile doğru orantılı olarak mitinglerimizin renkli ve heyecanlı geçmesini sağlayan gençlerimizin de “pek ilgi göstermedikleri” bir miting olduğunu yazmış olayım.

Bu arada çok sayıda sivil ve resmi üniformalı polisin de kalabalık olmayan mitingimize yalnızca kelle sayısı olarak “olumlu” katkıda bulunduğunu da yazmış olayım.

Bir an için Annan Planı yıllarını hatırladım. Hemen her gün bir gösterinin gerçekleştiği, televizyon, radyo ve gazete sayfalarında gece-gündüz ateşli tartışmalar yaşandığı, her gece bir köyde “barış ateşi” yakıldığı, İnönü Meydanı’nda, hisarların üzerinde, “kum atılsa yere düşmez” o mahşeri kalabalıkları anımsadım.  Her kalabalık gösteri bir sonraki mitingin de kalabalık ve heyecanlı geçmesinin adeta garantisiydi.

21’nci yüzyıla girerken insanoğlunun değer verdiği can güvenliği, mal zenginliği ve yüksek bir yaşam kalitesi adına batılı “zenginler kulübünün” bir üyesi olmaya vardıracak önemli bir eşikti Annan Planı. Bu nedenle o yıllarda insanlarımızın yollara dökülmesi anlaşılır bir şeydi. Ama biz o eşiği atlayamadığımızdan beridir mitinglere ilgi de düşüyor.

Dünkü mitinge gelince:

Kendim 68 ve 78 kuşağından bir avuç arkadaşımın her miting sonrasında devrim olacakmış gibi heyecanlı ve gürültülü sohbetleri dışında genelde miting sönük ve heyecansız geçti. Halbuki başta Tabipler Birliği olmak üzere pek çok hekimimizin, bu işle uzaktan yakından ilgili ve bilgili her aklı başında insanımızın Türkiye’nin pandemi vakası sayısında çok hızlı bir artış kaydettiği bu günlerde, hükümetin bu ülkeye kapıları açma kararının yaşamımıza dokunan çok önemli bir yanı vardı.

Osman Paşa Caddesi ile Mehmet Akif Caddesi’nin birleştiği Dereboyu Kavşağında yürüyüşe yarım saat kala, polisler göstericilerden daha kalabalıktı. Dereboyu ve Başbakanlık istikametinde yürüyüşe geçtiğimizde kalabalık arttı ve sayımız bini bulmasa da, beş yüzün altında değildi. Sloganlar gür çıkmayınca daha çok samimi bir havada sakin bir yürüyüş oldu.

Başbakanlık önünde kurulan platformda ilk konuşmacıdan sonra konuşmaların uzaması heyecanı düşürdü. Bu konuda her mitingde yaşanan “önceden planlamama” sıkıntısı nüksedince miting alanındaki heyecan sohbete dönüştü.

Yine de yazmış olayım. Her miting toplumun duyarlılığının bir göstergesidir ve dünkü yürüyüş de kendi çapında bir statükoya karşı başkaldırıyı temsil etti.

Ancak mitingden birkaç saat sonra, Dereboyunda cafe, bar ve restoranlardaki kalabalıklar, mitinge katılımın misliyle üzerindeydi. Lefkoşa’dan Girne’ye geç saatlerde geldiğimde aynı manzarayla Girne’de de karşılaştım.

Diyeceğim o ki; pandeminin nüksettiği ilk günlerde, hükümetten ve siyasetçiden bağımsız olarak insanlarımız kendi içerisine kapanmış, sokağa çıkmama, mesafeli durup maske takma konularında çok duyarlı davranmış, böylece toplumda ciddi bir oto kontrol sağlanmıştı.

Dünya’da “ikinci dalga geliyor” diye uyarıların arşa çıktığı bu günlerde, hükümetin mikrofona yakın duran üç beş casino ve otel sahibinin kazancı hatırına, salt ekonomik bir gaileyle, üstelik de Türkiye’de pandemi vakalarının zirve yaptığı bir anda kapıları açacak olmasına karşı cemaatimizdeki bu ilgisizlik ve duyarsızlığa akşam bir daha şahit oldum.

Halbuki vatandaşımızın duyarlılığı ve oto kontrolüne, yerel yönetimlerin çabası eklenince birinci salgını çok az bir zararla geride bırakmıştık.

Dilerim bu kez bu ilgisizlik ve duyarsızlık, ikinci salgında toplum olarak ağır yara almamıza neden olmaz.

Çünkü bu duyarsızlığımıza ek olarak, bırakın pandemi hastanesi inşa etmeyi, telaffuz edemeyip pandemiye “pastane” dedikten sonra önemsiz bir şeyden bahsedermiş gibi “neydi o?” diyen hükümet başının, pandemi hastanemiz olmadığı için zat-ı alilerinin hükümetini eleştirmekle adamıza gelecek turisti de uyarmış olan muhalefete canlı yayında yüklendiği günlerden geçiyoruz. Yani yönettiği ülkenin sağlık gibi en hayati konusunda, yetersizliğini gizlemek suretiyle seyahate çıkacak insanları kandırmaya çalışan bir başbakanla karşı karşıyayız.

Üstelik başta WHO olmak üzere dünyada pek çok sağlık kuruluşu ve bilim adamının salgının ikinci dalga uyarılarını yaptığı bir anda biz hala aylardır bundan sorumlu olan bu hükümetin beceriksizliğine, umarsızlığına nihayet başının da yalan dolan laflarına duyarsız kalıyoruz.

Böyle durumlarda bizde eskilerin söylediği iki sözcükten mütevellit bir laf vardır:

İşimiz Zurna!…


Etiketler

Benzer Haberler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı