Köşe Yazarları

HİÇ!


Eskiden insanlar birikimlerini toprakta saklarlardı.

Yani bir yere gömerlerdi.

Bu birikimler para da olabilirdi, taşınabilir kıymetli eşya da…

Eski Lefkoşa’da kaldığımız evin duvarları kerpiçtendi.

Bir gün, giriş kısmındaki kerpiç duvar yıkılırken,

İçinden bir avuç kadar madeni para çıkmıştı.

Ortalığa saçılmıştı paralar.

Bunlar o dönemlere göre değersiz kuruşlardan ibaretti…

Bir haber çıkmıştı yakın geçmişte doğru yalan,

İtalya’dan birileri gelmiş Venedik dönemindeki hazineleri aramakta.

Lefkoşa Yeni Cami bölgesinde…

Gerçekten hazine var mıydı?

Hikaye bilinir, tekrarlayalım:

Bir zamanlar makam sahibi bir Kıbrıslı Müslüman Yeni Cami avlusunda bulunan Lüzinyan katedralinin kalıntılarının altında hazine bulunduğunu duymuş.

Bunun üzerine katedralin altında kazı çalışmaları yapmış.

Kazı çalışmaları yetkililer tarafından öğrenilince, kazıyı yapanın kellesi vurulmuş.

Yeni Cami avlusu o dönemlerde mezarlık alanı olduğundan kafası vurulan kişi de oraya gömülmüş.

Şimdi orada Vakıflar İdaresi tarafından sözüm ona restore edilen birkaç mezara eskiden Kadıların, Müftülerin taktığı sarıklı kavuk, sembol olarak mezar başlıklarına kondurulmuş!

Kim bilir başı vurulan kişi de şimdi orada başında kavuk ile yatmaktadır!

Osmanlı Lefkoşa’yı aldığında,

Dönemin Lefkoşa’sında taş taş üstünde kalmamıştı.

Kaleden içeriye giren Yeniçeriler,

Ellerinde kılıçları ile kelle alırken,

Evlere girip çıkıyorlar,

Her tarafı tarumar edip hazine arıyorlardı.

Elde edilen zenginliğin büyük bir kısmı Sultan’a gönderilirken,

Ganimet avına çıkanların da eli boş kalmıyordu…

Bir yazarın anlattığına göre,

Fetihten hemen sonra kurulan pazarlarda özellikle kıymetli taşlar satışa çıkarılmıştı ama,

Yeniçeri’nin bu taşların ne olduğundan anladığı yoktu.

Bu yüzden, anlayanlar, kıymetli taşları yok pahasına almış,

Zenginliklerine zenginlik katmıştı…

O dönem insanlar kıymetli birikimlerini ya toprağa gömüyorlar,

Ya duvar zulalarına saklıyorlardı.

Bunu bilenler de her tarafı eşeliyordu…

Lefkoşa 9 Eylül günü alındıktan sonra ilk beş gün içinde yoğun bir yağma sürmüş,

Ganimet elde edilmeye çalışılmıştı.

Hatta o dönemlere tanık olan ve sonradan olup biteni yazan bir rahip,

Kendisini esir alan İmama, toprakta saklı parası olduğunu ve ona verebileceğini söylemişti…

Lefkoşa’da oturan Tripoli Kontesi 300 askeri ile birlikte Lala Paşaya teslim olmuş,

Paşaya çeşitli zenginlikler vaat etmiş, o da bunları kabul etmiş gibi görünmüştü.

Ama Kontes için sonuç vahim olacaktı.

Paşa daha sonra bunları Kontesin hazinesi ile birlikte bir mavnaya yerleştirerek denize çıkarmış,

Fakat o günden sonra kendilerinden haber alınamamıştı.

Kimilerine göre esirler ve hazine mavna ile birlikte batmıştı…

Bu tür hazineler bir yana,

Son 200 yıl içinde Kıbrıs’ta eski eser kaçaklığı sürüp gitmiş,

Zenginlikler ada dışına kaçırılmıştır.

Ki bu hırsızların arasında yabancı misyon görevlileri de vardı…

1963 olaylarından sonra Rumlar yüzden fazla camiye ve köye saldırmış, her taraf tarumar edilmişti.

1974’te de Türkler yüzlerce Hıristiyan ibadet yerini harap etmiş, köyler kasabalar ganimet alanına çevrilmiş,

Yağma yıllarca sürmüştü…

Diyeceğim ada yağmalanmaktan hiçbir dönem kurtulamadı.

İnsanlar ne birikim yapıyorsa,

Bir gün gelip yerle bir oluyordu…

Tabii günümüzde yağmanın çeşitleri var!

Ne demek istiyorsun diye soran olursa,

Hiç!

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı