Köşe Yazarları

Hayırlısı!

Şenay Çelikkaya yazdı...






Ağzımıza attığımız bir sakızı uzun süre çiğneyince tadı ve kokusu gider ya; tek başına kullanılan “Hayırlısı” da işte öyle bir sözcük. İçinde bir kayıtsızlık, boş vermişlik, umursamazlık ve hatta akılsızlık vardır. Oysa özünde ne kadar da anlamlıdır; Allah’tan en iyisini dilemek, sabır ve kanaat etmektir, tevekkül etmektir. Bizler bu kelimenin özünü çoktan bozduk, bir sakız misali çiğneyip duruyoruz ve yerli yersiz “Hayırlısı!” deyip çıkıveriyoruz işin içinden.

“Haydi, hayırlısı” veya “Hayırlı olsun” ifadeleri tek başına kullanılan “Hayırlısı” kelimesine göre daha samimi ve gerçektir. Bu iki kullanım şekli en azından daha makul ve anlamlıdır. İçinde iyi dilek ve temenni vardır. Yeni ev alan bir dostunuza “Hayırlı olsun” diyebilirsiniz veya oğlu/kızı üniversiteyi kazanan bir yakınınıza “Haydi Hayırlısı” da diyebilirsiniz. İkisi de özünde tebrik etmek, karşının mutluluğunu paylaşmaktır ancak tek başına kullanılan “Hayırlısı” sözcüğü adeta insanın suratına çarpan bir kapı hissi vermektedir. Nasıl mı? Örneklere birlikte bakalım;



Fatma Hanım Teyzemiz çok üzgündür; torunu ikinci kez girdiği üniversite sınavında başarısız olmuştur ve komşusuna dert yanmaktadır:

-Ah komşum sorma çocuk iki yıldır ders çalışmaktan tükendi, psikolojisi bozuldu. Bu yıl da kazanamayınca odasına kapandı, yemiyor içmiyor, ne olacak hali bilmiyoruz. Hepimiz perişan olduk.

Sözde dert ortağı komşusunda büyük bir sessizlik ve çokbilmiş bir edayla verilen klasik cevap:

-Hayırlısı Fatma Hanımcığım.

Dinleyici komşu “Hayırlısı” demiş bırakmış. Dinleyen ile anlatan arasında derin bir sessizlik hali. Neyin hayırlısı dilenmiş pek bir muamma. “Kapat şu konuyu da iki dedikodunun belini kıralım” diye içinden geçirmiştir dinleyen teyzemiz belki de. Öyle ya; dert dinlemek de yürek ister.

Diğer örneğimizde ise hayat pahalılığı üzerine konuşan Mustafa Amcamız Ahmet Amca’ya dert yanmaktadır:

-Döviz her gün yükseliyor, Türk parası değer kaybediyor. Markete girmek ayrı dert, çıkmak ayrı dert. Emekli maaşımla ayı çıkaramıyorum ne olacak bu halimiz Ahmet Kardeşim?

Pür dikkat dinleyen Ahmet Amca hiç tereddütsüz veriyor cevabı:

-Hayırlısı!

İnsanın araya girip konuşmaya dâhil olası geliyor; “Ahmet Amca iyi misin hu? Orada mısın? Mustafa Amca emekli maaşı yetmiyor, geçinemiyorum diyor, sen fakirliğin hayırlısını mı diliyorsun? Neyin Hayırlısı bu?”

Sayısız örnekler sıralamak mümkün. Bir kişi, bir sorundan, bir dertten, üzücü bir olay veya gelişmeden bahsediyor ve karşıdaki kişi tek bir kelimeyle cevap veriyor; ”Hayırlısı!”

Karanlık bir boşluktan pat diye düşen renksiz, duygusuz, anlamsız bir cevap. Geçiştirmek için, “Sıkıldım bu konuya kapat” demek için; “Uzatma artık olmuyorsa”; “Bilemiyorum hiçbir fikrim yok” demekten daha kolay tek bir kelime: “Hayırlısı!”

Ne acıdır ki, bu kadar anlamlı uhrevi bir sözcük; her gün biraz daha insani meziyetlerimizi yitiren bizlerin dilinde, tadı ve kokusu gitmiş bir sakıza dönmüş durumda. Karşımızdaki kişi ile sohbet edip paylaşmak, bir iki cümle eklemek, hiç olmazsa içten bir “Anlıyorum” demek yerine, yerli yersiz anlamsızca geçiştirerek “Hayırlısı” deyip kestirip atıyoruz. Bizler artık birbirimizi dinlemiyoruz, dinlemediğimiz için anlamıyoruz ve paylaşamıyoruz. En can dostumuzu bile geçiştiriveriyoruz “Hayırlısı!” diyerek.

Son yıllarda, o çok özel, manevi ve kutsal ancak uhrevi anlamlarını yitirmiş sözcükler adeta havada uçuşmaktadır. Elhamdülillah, Hayırlara vesile olsun, Hayırlısı ve hayırlısı ile tamamlanan diğer basmakalıp sözler: Hayırlı sabahlar, Hayırlı akşamlar ve her Cuma birden bire salt Müslüman oluverenler;  Hayırlı Cumalar…

Nazım Hikmet’in tam da günümüzü anlatan şiirinden bir kesit geliyor aklıma:

“…Koyun gibisin kardeşim,
Gocuklu celep kaldırınca sopasını
Sürüye katılıverirsin hemen
Ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlûkusun yani…”

Ne kadar güzel anlatmış Nazım Hikmet akılsızlığımızı; sürüden bir koyun meleyince peşi sıra tüm koyunlar aynı şekilde meler olduk. Aklımızı kullanmak yerine, bir gocuklu celep peşinden biat ederek gider olduk. Dertlerimizi paylaşmayı unuttuk; birbirimizi dinlemeyi ve anlamayı unuttuk. Yüreğimizle sarılmayı unuttuk, “Seni anlıyorum” diyemiyor kendi fikrimizi paylaşamıyoruz. Biz mücadele etmeyi bıraktık; aklımızı kullanmayı unuttuk hatta düşünmeyi bile unuttuk. Her söze ve her duruma “Hayırlısı” diye diye kendimizi unuttuk.

Uzun lafın kısası “Hayırlısı!”







Başa dön tuşu