Köşe Yazarları

Güneşe kaçamayanlar…








Mülteci sorunu, aslında çok yeni bir konu değildir. İlk romanım olan “GÜNEŞE KAÇMAK” bir mülteci hikâyesini işliyordu. 2007 yılında tanıdığım VAHAB’ın öyküsünü beynimin alabildiği kadar, önce dinleyip sonra da anlattıklarını kurgulayıp kaleme almıştım. Kitabı hazırlamak ise zaman almıştı. Netice de 2011 yılında yayınlayabilmiştim. O zaman dinleyip yazdıklarımın ışığında rahatlıkla söyleyebilirim ki 2015’in 2007’den tek farkı, bu gün sosyal medyanın daha aktif kullanılmasıdır. Yoksa sorun aynı sorundur ve nerdeyse son yirmi yıldır hep vardır.




Nitekim, son bir hafta boyunca kumsalda uzanmış ölü bir mülteci çocuk fotoğrafı vardı sosyal medya da üç-dört yaşlarında “Güneşe kaçamayan” bir çocuk. Yüzü koyu uzanmış Bodrum’un kumsallarında. Denizin kadere isyan eden dalgaları atmış onun cansız bedenini kıyıya. Başında çaresiz bir “sahil güvenlik memuru” ona bakıyor. Sonra uzanıp kucaklıyor onu, alıp götürüyor.
Sosyal medyada bu paylaşımın altında binlerce “like” yüzlerce yorum var. “Like” yapanlar beğendiklerinden değil olayı lanetlediklerinden yapmışlar. Yorumlar ise kızgın öfkeli ve bir o kadar da mutsuz. Çünkü herkes biliyor ki bu ne ilk ne de son olacak. Çivisi çıkan dünyanın hâli böyle devam ettikçe bir sürü çocuğun hayatı sosyal medyaya dahi yansımadan sonlanacak
Ülkeleri petrol ve silah tüccarları tarafından kaosa sürüklenmiş insanların dramı devam ediyor. Ülkelerinden kaçmak zorunda kalan bu insanların hemen her gün onlarcası dağlarda denizlerde adeta telef oluyorlar. Ve kimse bir çare üretemiyor. İnsanların ülkesini tarumar eden devletler, göç dalgasının kendi ülkelerine yönlenmemesi için verdikleri uğraş ise cabası.
Bu saatten sonra, İnsanın neden anarşist olduğunu anlamamak, canlı bombaya neden büründüklerini bilmemek için duygusuz olmak lazım. Düşünün çocuklarınız eşiniz aç, hasta ve kıvranıyorlar. Ama öte yandan sizi bu hâle getirenler zenginlik içinde yaşıyorlar. Hele de bu zenginliğin kaynağının sizin ülkeniz olduğunu, sizden çalındığını bilirseniz, ne yaparsınız? Aklınıza her türlü çılgınlık yapmak gelmez mi?
Aslında bu insan trajedisine sebep dünya liderlerini bir araya toplayıp, tıpkı yine sosyal medya da ki bir başka fotoğraftaki mizansen de olduğu gibi, lastik şişme bir bot içine koymalı sonrada Akdeniz’in ortasında beş- altı saat tutmalı. Tutmalı ki empati yapsınlar. Yapsınlar ki yedikleri haltın ne kadar cehennemlik bir günah olduğunu farkına varsınlar. Tabii hâlâ insanlıktan nasipleri kaldıysa…
Gerçekten yeter. Gelişmiş ülkeler üç beş bin mülteciyi kabul ederek sorumluluktan kurtulamazlar. Öyle bir dünya olmalı ki artık, herkes kendi evinde yurdunda tok ve mutlu olmalı. Ekmek bulmak için ya da daha da kötüsü canını kurtarmak için illegal yollardan başka diyarlara göç etmeyi, aklından bile geçirmemeli. İnsan tacirlerinin elinde mal olmamalı.
Bir insan ne kendi ülkesinde sefil olmalı, ne de yollara düşüp, göç edip, göç edilen ülkelerdeki insanları rahatsız etmeli.
Dünyanın nimetleri paylaşılmalı. Ütopya gerçekten var olmalı.
Peki o zamana kadar ne yapmalıyız? En azından Kıbrıs’ta ki Mülteci Derneği’ne elimizden gelen maddi katkıyı yaparak bu insanlara yardımcı olmalıyız. Yoksa sadece sosyal medyada yazmakla fazla bir katkımız olmaz.
Lütfen derneği arayınız ve verilen hesap numaralarına küçükte olsa bir miktar para yatırınız. Göreceksiniz insanlığınızı hatırlayıp rahatlayacaksınız
Not: Mülteci Hakları Derneğinin, açmış olduğu Kıbrıs Türk Bankası Merkez Kurumsal Şube 2000055320 numaralı TL hesabına gönlümüzden kopan miktarda para yardımıyla, mültecilere destek olabiliriz.



KARİKATÜR

YORUMSUZ

VE ŞİİR…
Bu hafta “Ve Şiir” köşemin konuğu çok kıymetli dostum, Dt. Zühtü Baysen ve onun “Adam” isimli şiiri oluyor.

Adam
Yıkılıyor kişiliğim, adamlığım.
Sen benden uzaklaştıkça
Çünkü sen ateşlerdeki bedenimi
Ezdikçe, küçümsedikçe yok oluyorum.
Oysa benim bedenime sen hakimsin
Sen küçümsedikçe beni, ufalanıyorum.
Adamlığımdan eser kalmıyor bedenimde.
Yok olan, yalnız ve çaresiz bir adam oluyorum.

ANLAYAMADIKLARIM…
Bir basketbol takımımız Türkiye Basketbol Süper Ligi’nde oynayacakmış ama kendi sahasındaki maçlarını Ankara’da yapmak durumundaymış. O zaman bize ne o takımdan be yahu yani. Bu saatten sonra bu takımı bu toprağın takımı saymayı sürdürenleri hiç anlayamıyorum.





Başa dön tuşu