Köşe Yazarları

“Görünen köy kılavuz istemez!”

Mete Hatay yazdı






Mete Hatay

Ezen ve ezilen ilişkisi zamana ve mekana göre değişebilmektedir.

Ezilen mağdurların, başka bir durumda zulüm eden zalime dönüştüğünü çok gördük.

Örneğin 1950’lerde EOKA’ya karşı var oluş mücadelesi verirken, toplum içi hegemonyanın nasıl kurulduğunu, infazların bile gerçekleştirildiğini herhalde artık herkes duymuştur!?

Tahakküme direnmek için yola çıkanların zamanla nasıl kendi iç tahakkümlerini yarattıklarını, kendi mağduriyetlerinin egosuyla acımasızlaşabilecekleri bilinmektedir.

Bunun diğer bir örneği 1980’lerde Türkiye’de yaratılan hapishane içindeki hapishanelerdir. “İşkencede konuşmuştur bu” şüphesiyle 17-18 yaşlardaki “siyasi” tutukluların kendi örgütlerinden gelen abileri tarafından aylarca nasıl ranza hapsine mahkum edildiklerini ve bazı hallerde infaz edildiklerini Aytekin Yılmaz’ın kitaplarından dehşet içinde okuduk.

Kıbrıs’ın kuzeyine de baktığımızda kendi mağduriyetlerinin egoizminden beslenen ve her geçen gün büyüyen koskocaman bir grup narsisizmiyle karşılaşırız!

Bu kolektif narsisizmin zaman zaman “ezenler “seviyesine geldiğini de görebiliriz!

Doğrudur soldan baktığımızda Türkiye’nin siyasetini, bize bakış açısını ve adaya müdahalelerini tasvip etmiyor, hatta buna karşı direnilmesi gerektiğine inanıyoruz! Dik duruşa gerek vardır! Veya sağda baktığımızda Uluslararası toplumun görmezden geldiği birer “hayaletiz.”

Fakat 1974’te şiddetle ele geçirdiğimiz ve kendi mağduriyetimizle meşru kılmaya çalıştığımız bu coğrafyada bizden başka ve bizden kaynaklanan meseleler de vardır!

Mevcut asimetrik ilişkiden kaynaklanan sözde kendi mağduriyetlerimizi başkalarına yaptığımız zulmün ruhsatı olarak kullanmaktan vaz geçmemiz gerektiğine inanıyorum.

Şöyle biraz geriye çekilip önümüzdeki KKTC denen rezalete bakarsak belki de bunu fark edebiliriz ve bu durumun en az “ötekiler” kadar bizim de sorumluluğumuzdan kaynaklandığını görebiliriz!

On binlerce yabancı işçinin kötü şartlarda sömürüldüğü bir coğrafyada yaşamaktayız!

İnsan ticaretinin açıkça yapıldığı, sahiplenildiğini ve hatta vergilendirildiğini biliyorsunuzdur!

1974’ten beri farklı aşamalarda bu coğrafyayı nasıl parselleyerek sattığımızı, yaktığımızı, yıktığımızı da herhalde bir yerlerden duymuşsunuzdur!

Ekolojik canavarlara dönüştük artık, tüketim sarhoşluğu içerisinde adanın kuzeyinde koskoca çöp dağları yarattık! Mevcut dağları oyup oyup satıyoruz! Çevrede adım atacak yer bırakmıyoruz mezbelelik şantiyeler ve estetik yoksunu çevre düşmanı yapılarla. Ama durmak bilmiyoruz!

Onlarca kazanılmış haksızlığa sahip, “sonradan görme” bir nüfusun her geçen gün biraz daha büyüdüğünü, rantçı bu kalabalığın ne çevreye ne de insana saygısının kalmadığı artık şeffaf bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır. Hususi çıkartılan toz duman bile artık bunu gizleyememektedir!

İki buçuk milyon dönümden oluşan bu coğrafyanın bir buçuk milyonu ihtilaflı mülkten yani ganimetten oluşmaktadır. “Biri yarın bu malları elimizden alacakmış” korkusu içinde bugün “ne vurursam” mantalitesiyle davrandığımız bir gerçek ama artık yeter! Yok edilmedik çevre, mahvetmediğimiz güzellik kalmadı!

Çevreye ek olarak, adaya işçi olarak taşıdığımız ve sonuna kadar sömürdüğümüz insanlara neler yaptığımızı söylememe herhalde gerek yok! Pandemi döneminde bunu da tüm çıplaklığıyla gördük!

Bize “hizmet” etmek için getirdiğimiz fakat hala “istenilmeyen yabancı “olarak gördüklerimize empatiyle yaklaşmazsak, hatta zaman zaman aşağılarsak, istediğimiz kadar barışçı ve insancıl olduğumuzu söyleyelim zinhar inandırıcı olamayız!

Her fırsatta Kıbrıs Türkü’ne saygı gösterilmesini talep eden milliyetçi kesim için de bu geçerlidir. Yurtsever olmayan biri nasıl milliyetçi olur? Aklım bir türlü almıyor…

Doğayı ve insanı sevdiğimizi fiiliyatta göstermez (gerek iktidardayken gerekse muhalefetteyken) ve boş sloganlarla sadece günü kurtarmaya çalışan rantçı ve arsız bir kalabalık gibi yaşamaya devam edersek, ne kadar toz duman çıkarırsak çıkartalım veya verileri gizleyelim artık gerçek “Bizi” saklayamaz hale geldik, çünkü “biz” etrafımıza baktığımızda gördüklerimizdir!

“Görünen köy kılavuz istemez!”

 

 








Başa dön tuşu