Köşe Yazarları

GAHPE SAHİPLİ MEMLEKET











Rahmetli babamın bir ricası olmuştu.




İkinci dünya savaşından döndükten sonra, ilk gençlik yıllarında, Poli’de arkadaşları ile birlikte içtikleri tek yıldız konyağından istiyordu.



Yanılmıyorsam 1998 yılıydı.

Şimdiki gibi ayrılıkçılık rüzgarları estiriliyordu bu topraklarda.

Güney ile her türlü temas yasaktı. Geçişlerde değil sıradan vatandaşa gazetecilere bile zulüm uygulanıyordu.

Polis, Güney’den gelen her türlü malı takip edip cezai işlem uyguluyordu.

Meyhane baskınları çok meşhurdu o dönem.

Ahali, 31 marka Limasol konyağı içiyordu ve pet şişelerde servis ediliyordu bu konyak, polis anlamasın diye.

Yüne de pet şişeler bile suç sayılıyor, polis emare olarak alıyor ve içenlere de ceza yazıyordu.

Rahmetli babam “gahpe sahipli memleket” derdi bu durumlar için.

Sahibinin gahbece işler yaptığını anlatmak için.

 

***

 

Babamın “tek yıldız” ısrarı üzerine Pile’ye gitmeye karar verdik.

Güney ile bağlantımız, İngiliz Egemen Üslerinden geçilip gidilen ve dünyada Birleşmiş Milletlerin kontrolünde olan tek köy, 1250 Rum’un, 750 Türk’ün yaşadığı, çokça restoranı ve marketi olan Pile.

Pile’de “Hamidin Yeri’ne” rezervasyon yaptırdım, tek yıldız bulundurmasını istedim.

Kalabalık bir ekip Pile’ye gittik ve keyifli geçen 3 saatten sonra Beyarmudu sınır kapısından geri döndük.

Kapıda uzun bir kuyruk vardı.

“Ne oluyor” diye sorduğumuzda bizim gümrükçülerin arabalarda akaryakıt kontrolü yaptıklarını öğrendik.

O zamanlar, benzin ve mazot Güney’de daha ucuzdu ve çok sayıda Kıbrıslı Türk arabalarının depolarını Güney’den dolduruyordu.

Gümrükçüler ise barikatta, uzun çubuklarla Güney’e geçen arabaların mazot ya da benzinini ölçüyor, dönüşte de yeniden ölçün yapıp araç sahibinin Güney’den akaryakıt alıp almadığını kontrol ediyorlar, alan varsa da ceza yazıyorlardı.

Sıra bize geldiğinde kontrol yapılmış ve akaryakıt almadığımız tespit edilmişti.

Tam gidecekken ukala bir gümrükçü babamın tarafındaki kapıyı açacak ve babamın elindeki yarısı içilmiş tek yıldız konyağı şişesini alıp “işte kaçakçılar” diye bağırmaya bağlayacaktı.

Tahmin edeceğiniz gibi epeyce bir gerginlik yaşayacaktık fakat sonuç değişmeyecekti.

Rahmetli babam, hayatının son yıllarında “yarım şişe içki kaçakçısı” olarak damgalanıp kayıtlara geçecekti.

 

***

 

Yüzlerce veya binlerce Rum, akaryakıt çok çok ucuz olduğu için her gün Kuzey’e geçiyorlar ve depolarını dolduruyorlar.

Yüzlerce veya binlerce Rum, restoranlarımıza hücum ediyorlar.

Yüzlerce veya binlerce Rum çarşılarımızda alışveriş yapıyorlar.

Güney’e geçerken de çantaları didik didik yoklanıyor, arabaların depolarına uzun çubuklar sokulup aldıkları akaryakıt kontrol ediliyor.

Bu zulme ve Başbakanımızın “Rumlara akaryakıt satmayınız” çağrısına rağmen Rumlar Kuzey’e gelmeye devam ediyor.

Rahmetli babam yaşasaydı bu durum için “gahpe sahipli memleket” derdi.

Hiçbir dünyasal kuralların uygulanmadığı, kapitalizmin en basit yasalarının bile geçersiz olduğu ikiye bölünmüş ama tavırlar bir olan memleket.

Gahpe sahipli…





Başa dön tuşu