Köşe Yazarları

Faiz İndirimi, piyasaların tepkisi?


Perşembe günü TCMB, TL politika faizini %24’den beklenenden fazla %4.25 düşürerek %19.75’e getirdi. Beklenen ortalama baz puan 350’lerden 425 olunca önce bir şok etkisi yaratır gibi oldu, sonra kısa sürede piyasa toparladı ve dalgalanma olmadı.. Dolar çıkışı ve inişi de öyle oldu. Karardan önce piyasalarda %20’lerin biraz üzerinde faiz beklentisi, ve yıl sonuna kadar da kademeli olarak enflasyondaki  düşüşün istikrarına göre faizlerin düşürülmesi öngörüleri vardı. Ancak beklenenden sert bir faiz düşüşü yapıldı.

Şimdi yeni faizle temenni ve ümit edilen geçen aya kadar düşmekte olan yıllık TL enflasyonun düşüşünün devamı ve Türk Lirası değeri üzerinde aşağı yönlü bir baskı yaratmaması. Çünkü reel faizin önemi,  dövize kayma ve TL değerine menfi etki yaratmayacak bir seviyeyi yakalamaktır. TL faizleri reel olarak enflasyon altında kalması halinde, geriye dönük yıllara bakıldığında tecrübeler kur istikrarının ters dönmesine neden olması endişeleri her zaman vardır. TCMB açıklamalarından görülen odur ki, faiz indirim gerekçesi, mal ve hizmet ihracatının artışı, ve artış eğiliminin sürmesi, özellikle turizmdeki güçlü seyrin doğrudan ve bağlantılı sektörler kanalıyla iktisadi faaliyeti desteklediği, enflasyondaki düşüş eğiliminin ve finansal koşulların ve ekonomideki kademeli toparlanmanın devam edeceği, öngörüsüne dayandırılmıştır. Yani daha ziyade büyüme odaklı , düşük faizle yatırımın artacağıdır. Ayrıca dış gelişmiş ülke merkez bankalarının genişlemeci politikalarının uygulanacağı olasılığının güçlendiği tezine de -dış kaynak açısından- ağırlık verildiğini görüyoruz. Dış genişlemeci para politikalarının, büyüme hedefli ve güçlenen Türkiye ekonomisine dış kaynak aktarımı olasılığını artıracağı öngörüsü de vardır. Öngörülerin sürdürülmesi temennimizdir. Ancak her zaman kademeli ve istikrarlı gidişin devamını sağlamak için ekonomisi kırılgan ve istikrarı temin yolunda  olan ülkelerde özellikle gelişmekte olan ülkelerde kademeli sıçrama ve temkinli olmakta sayısız faydalar da var. Enflasyon düşüşü devam ederse faizlerin daha da düşmesi elbette yatırım maliyetleri dolayısıyla yatırımları da artırarak büyüme ve istihdamı çoğaltır..

 

6 aylık bütçe uygulama sonuçları ve protokollerle ilgili birkaç söz

2019,  6 aylık Bütçe uygulama sonuçları ile ilgili Maliye Bakanlığı Bütçe dairesi yayınlarına göre Genel Giderler 3 milyar TL, Genel Gelirler de 2.889 milyon TL olmak üzere ve harcanmak için ilgili bakanlık ve kurumlara verilen 387 milyon TL Avans olmak üzere toplamda 511 milyon TL kadar Bütçe’de açık söz konusudur.

Yerel Giderler ve Yerel Gelirlerde ise, Yerel Giderler 2.857milyonTL , Yerel Gelirler 2.889 milyon TL ve 31 milyon TL açık ile yine bakanlık ve kurumlara verilen 387 milyon  TL avansla birlikte 355.6 milyon TL açık oluşmuştur..

İlk 6 aylık dönemde TC Yardımları transferi olmadığı cihetle Genel Giderlerin tümünün Yerel gelirlerle karşılanması sonucu 155 milyon TL ilâve açık verilmiştir.  Tablolardan, bu 6 aylık dönemde 2019 Bütçesi için TC Yardım ve Hibe olarak öngörülen 695 milyon TL Hibe, ile 575 milyon TL Kredi’den Temmuz ayına kadar herhangi bir transferin de yapılmadığı görülmektedir.

TC Yardımlarının gerçekleşememesi, genelde çeşitli nedenlerle imzalanamayan Protokolle bağlantılı bir kanı olarak kamuoyuna yansımıştır. Resmi bir net açıklama hatırlamamakla beraber kamuoyu bilgisi bu yönde gelişmiş veya geliştirilmiştir.

Aslında TC-KKTC arasında imzalanan Mali ve ekonomik İşbirliği Protokolleri,  3 yıllık bir program içinde yapılacaklarla ilgili mutabık kalınmış bir anlaşmadır. Anlaşma metninin yerine getirilmeyen maddelerin  çoğu, geçmiş yıllardaki protokollerde de yer alan, kısa geçmiş olan örneğin 2014,  2015, 2016 ve 2017’de de yer alıp gerçekleşemeyen ve bu günlere intikal eden maddelerle çoğalmıştır aslında.  Ve büyük çoğunluğu 2018 ve 2019 yılına yığılmıştır. Buna karşılık 2017’de, ve 2018’in TC yardım ve Kredileri’nin tamamı ve yarıdan çoğu gelmişti aslında. 2019 yılında çeşitli nedenlerle TC Yardım ve Kredilerinde tıkanıklık oldu ve herhangi bir transfer yapılamadı ve bir çok proje gerçekleşme imkânı bulamadı.

Anlaşmalar ve protokoller birlikte inanılarak öngörülmüşse, program çerçevesinde öngörülenlerin süresi içinde taraflarca gerçekleştirilmesi bir taahhüttür.  Ayrıca çeşitli nedenlerle KKTC’de uygulama imkân ve kabiliyeti bulunmayan hususların da karşılıklı olarak siyasi ve sosyal, ekonomik ve mali  koşullar da göz önüne alınarak bu yapılanma sürecinin gerçekleştirilmesinde tarafların birbirlerini demokratik bir anlayışla gerekçeleriyle ikna edici olması da gerekliliktir. Ve yapılamayacak konular anlaşmalarda yer almamalıdır. Her konu karşılıklı anlayış ve işbirliğiyle gerçekleştiğinde uygulama kabiliyeti daha yüksek olur.

Taraflardan biri olarak, yıllardan beri KKTC hükümetlerince;  bu programlarda öngörülen konuların gerçekleştirilmesi süreçlerini, özellikle kamunun işlerliğini sağlayacak hizmet akışını süratli bir hale getirecek kamu reformunu yani devlet bürokrasisini güçlendirecek yasal ve idari önlemlerin, özellikle de işe göre adam, tecrübe ehliyet içeren düzenlemeler konularında süratli hareket edilmesi, partizanlıkların asgariye indirilmesi, kurumsallaşmanın hem devlette hem özel sektörde geliştirilmesi, her konuda ve her sektörde kayıp kaçakların önlenmesi, kara paraların, suç gelirlerinin önlenmesi, asayişin, adaletin sağlanmasına yönelik önlemler, çok bozulan gelir dağılımının düzeltilmesi, üretime dönük, ihracata dönük ve esas olarak da alt yapı ve diğer yatırımlara dönük sorunların çözülmesi ve bu yönde gerekli yasal ve idari önlemlerin alınması gibi kanaatimce örnek olarak saydığım bu konuların öncelikle ön plana alınması esas olan konulardır. Mamafih bu  güne kadar protokollerde yer almasına rağmen pek bir ilerleme bu alanlarda sağlanamadı.

Özellikle de 2000’li yıllardan sonra Annan Planı etkisiyle de ve Güney Kıbrıs’ın AB’ye üye olması ve KKTC’nin de bu dönemde aynı planda referanduma kadar gitmesi sürecinde dünyanın gözünün bu yana daha çok dönmesiyle birden bire çok değişen toplum yapısı ve ülke koşullarına paralel önlemler maalesef alınamadı ve Devlet otorite boşlukları yanında önemli yatırım projeleri de maalesef yeterli mali kaynak sağlanamadığı cihetle gerçekleştirilemedi.

Diğer taraftan bir gerçektir ki dünyada hiçbir ülkenin başka ülkelerle dayanışmasız ve soyutlanarak varlığını medeni ve çağdaş demokratik şartlarda sürdürmesi mümkün değildir.  Ve bizim koşullarımıza göre de her yönümüzle en yakın ilişkiler içinde olduğumuz ve olmamız gereken ülke olan Türkiye ile yapılan anlaşmalar, Protokoller  ve Bütçe Yasası ile öngörülen TC Yardımlarının da -ki mutabakatla hazırlanmaktadır-,  uygulama safhasında zamanında gerekli mali transferleriyle bir hedefe varabilmek mümkündür.

Özellikle yıllık Bütçelerde öngörülen Yatırımlar, Savunma ve üretime dönük teşvik projeleri için öngörülen ödeneklerin de gelmesi halinde KKTC de gelişme imkânı bulabilir ve kalkınabilir ve diğer projelerini de hayat geçirmeye fırsat bulma imkânlarını geliştirebilir. Dolayısıyla bu da karşılıklı yakın diyalogların bidayetten beri olduğu gibi karşılıklı anlayışlarla gerçekleşebilir.

Protokollerde, detay ve kamu oyunu tedirgin edici ifadelerden daima kaçınılmalıdır. Tam tersi kamuoyunu motive edecek güvenini arttıracak ve süresi içinde gerçekleştirilebilecek hedef kalkınma ve yatırım projeleri öngörülmeli ve uygulanmalı, uygulamada da formaliteler asgariye indirilmelidir kanısındayım. Halka verilmesi gereken imaj olumlu yönde olmalı.

Tarafların anlaşmalarda öngörülen hususları karşılıklı ve zamanında iyi niyetle, hoşgörü ile devam ettirmeleri aynı konuların kangrenleşmesini de önleyecek ve kalkınma yolunda daha rahat bir yol kat edebilecektir. Yıldan yıla biriken sorunların çözümü de mümkün olmaktan uzaklaşır veya zorlaşır. Birlik ve karşılıklı anlayışa daha çok ihtiyacımız olduğu kanaatindeyim.

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı