Köşe Yazarları

Faiz, enflasyon ve KKTC fiyat ve finansman ihtiyacı


Bu gün, TCMB’nın geçen hafta açıkladığı faizler konusuna değineceğim.  Son aylarda TCMB tarafından arka arkaya faizlerde yapılan düşüşlere geçen hafta içinde bir faiz düşüşü daha gelmişti. Bilindiği üzere daha önce de 3 ay içinde %24-25’lerden ertesi ay %19.75’e ve %15 ‘lere düştüğünü gördük.

Son piyasalardaki çeşitli tahminlere göre ortalama 150 baz puan düşüş beklenirken,  250 baz puan düşüş yapıldı. Dolayısıyla 3 toplantıda faizlerde 10 puan düşüş oldu. Ekim sonu itibariyle tahmini enflasyonda düşüş eğilimi beklenmesi nedeniyle  önden yüklemeli faiz indirimi yapıldığı da değerlendirilmektedir. Şimdilerde faiz %14’lere geldi.

Verilen gerekçede ekonomide ılımlı bir toparlanmanın sürdüğü ancak yavaş seyrettiği yönündedir. Büyümenin TCMB’na göre kompozisyonun dış talepten iç talebe doğru yönlenmekte olması, ve yatırımların zayıf olduğuna dikkat çekilmekte idi.  Bunun yanında son aylarda cari açık, cari fazlaya dönüşmüştü, ancak bunun da sonuna geldiği ve büyümenin farklı sektörlere kaydığına değinilmişti. Burada faiz indiriminde, enflasyonun süratle son aylarda düşmesine bağlı olduğu ve bir miktar reel faiz bırakılmasına da dikkat edildiği görülmektedir.

Nitekim geçen Perşembe günü de TCMB enflasyon raporunu açıkladı. Ve faizlere atıfta bulunarak enflasyon düşüşüne bağlı olarak uyumlu hale getirmek için faizlerde düşüşler yapılmakta olduğunu, bu kapsamda enflasyon beklentilerinin de yakından takip edildiği ifade edilmektedir. Ayrıca toplam talep koşullarının,  ekonomik faaliyetlerin ve işgücü piyasasındaki görünümün dikkate alındığı yer alıyor.

Ekonomik koşulların, ithalat fiyatları, ve iç talep azlığının enflasyonun düşüşe doğru eğilimini etkilediğini görüyoruz. Bunun yanında gıda fiyatlarının, elektrik, gaz, enerji  ve bazı mal fiyatlarının da düşüşü enflasyon düşüşüne olumlu etki yaptığı TÜFE fiyat incelemesinden görüyoruz. Ayrıca bu dönemde faizlerin düşmesine rağmen ekonomik koşulların kurlarda yukarı doğru bir etki yapamadığı ve döviz/TL kur oynaklığının da eskisi gibi fazla değil veya uzun süreli kalmayarak müteakip günlerde düştüğü izlenmektedir.

Ayrıca küresel büyümedeki düşüklüğe rağmen, Türkiye’de mal ve hizmet ihracatının bir miktar genişlemesi ekonomiye ve döviz ihtiyacına olumlu etki yaptı.

TCMB’ nın esas hedefi olan fiyat istikrarı ve finansal istikrarın birbirinden ayrılmaz parça olduğu da vurgulanarak buna önem verildiği işaret edilmektedir. Ve yıl sonu hedef enflasyon geçen aylarda açıklanan %13.9 iken, şimdi açıklanan enflasyon raporu ile % 12’ye indirildiği öngörülüyor. 2019 yıl sonu TÜFE tahminin yıllık ortalama noktasının % 12, Yıl sonu itibariyle ise % 11.2 ile % 12.8 aralığına revize edildi. 2020’de tahminlerin tek rakama % 8.2’ye ve odaklanan enflasyonun ise 2021’de %5 olacağı öngörüsü vardır.

İş gücü piyasasında işsizlik dolayısıyla iç talep azlığının da enflasyon düşüklüğüne olan etkisi de bir gerçek.. Şimdi işsizliğin azaltılması için bu hafta açıklanan önlemlerden biri Kredi hacmi genişletilmesidir. Nitekim Ekim ayı içinde bu doğrultuda 24.5 milyar TL kredi hacim genişletilmesi yapıldı. Kredi verilme şartı olarak ‘ek istihdam’ yaratılması var. Ve işe alınacakların kredi sözleşme şartlarına göre kredi vadesi boyunca da, kaç yıl ödenecekse bu istihdam devam edecek istihdam edilen çalışan sayısında azalma yapılamayacak. Yalnızca inşaat sektörü bundan hariç tutularak, bu sektörün zorda olduğu gerekçesiyle istihdamın muhafaza edilmesi şartına tabi olarak özendirici kredi verilecek.

 

KKTC’ ekonomisine etkisi, şirketlerin vergi beyanları, ve Kalkınma Bankası Yurt kredileri,

Enflasyonun ve kur istikrarının veya istikrarsızlığının KKTC ekonomisine olan etkilerini düşündüğümüzde, burada da yapılabilecek önlem, fiyat istikrarının sağlanmasında gerekli denetim mekanizmalarının ve kalite kontrollerinin yapılmasının önemidir. Ayrıca Maliye Bakanlığı’na beyan edilen ve resmi gazetede ilan edilerek basında yayınlanmakta olan Kurumlar Vergisi ve Gelir Vergisi  miktarlarının, kazançlarına göre mükelleflerin beyan ettikleri gelir ve vergilerinin de ne kadar düşündürücü ve gülünç seviyelerde olduğudur ki her gün gerek basında gerekse halk arasında konuşulan ve güncelliğini kaybetmeyen bir konu olmasıdır. Maliye Bakanlığının bu konuda da kararlılığı sorunu çözebilecektir. Öncelikli denetim gerektiren ve bütçeden istenen hizmetlerin yerine gelmesi için kazanç sahiplerinin de vatandaşlık görevlerini unutmamaları gerekir. Bu devlette kazanılan paranın yasal mükellefiyetleri devlete dönmezse ülkenin kalkınma hamlesine girmesi de mümkün değildir. Her gün devletten, Hükümetten  hizmet beklenirken binlerce mükellef şirketin kazançlarına göre, yılda bu derece cüz’i vergi vermesi bir tezattır.

Kalkınma Bankasından Yurt Kredileri; Bir kaynak israfı da ihtiyaç kalmadığı halde devam ettirilen Yurt inşaatları için verilmekte olan devlet kaynaklarıdır. Bir çok Yurt’lar son yıllarda ucuz ve uzun vadeli kredi ile ihtiyaç sınırı konmadan, plansız ve istihdam da yaratmayan bir ölü yatırım altında sınırlı sayıda şahıslar, devlet kaynaklarıyla, kendi adlarına mülk sahibi olmaktadır. Devlet kaynaklarına yazıktır.

Doyum noktasını aştığı cihetle ve boş kaldığı cihetle öğrenciler yerine öğrenci olmayan ve iş sahibi normal şahıslara kiralandıkları konusunda da halk arasında söylemler var. Hatta ‘gecelik’ kiralamalar yapıldığı da yaygın söylemlerdir. Bunların da denetimleri şarttır. Çünkü başka ahlâki ve sağlık tehlikelerini de getirecektir.. Şimdiye kadar devlet kaynaklarından verilen kredilerle doyum noktasını aşan Yurt  kredi miktarları başka yararlı yatırımlara kanalize edilmelidir kanaatindeyim.

 



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı