Köşe Yazarları

Enerji kaynakları tehdit değil fırsat


Dün sabah saatlerinde, Ara Bölge’de bulunan AB Evi’ndeydik…

ABD’nin Kıbrıs Büyükelçisi John Koenig…
İsrail’in Kıbrıs Büyükelçisi Michale Harari…
“Doğu Akdeniz’de Güvenlik ve İstikrar: Zorluklar ve Olasılıklar” başlıklı panelde konuşmacı olarak yer aldılar.
Malum…
Sadece Kıbrıs’ın etrafında değil…
İsrail ve bölgede ciddi kaynaklara ulaşıldı.
Sadece Kıbrıs için değil, bölge için ciddi bir istikrar aranıyor.
Sayın Koenig’i daha önce dinlemiştim.
Dünkü panelde, dikkat çeken söylemi, “Eşit olmasa da, hakkaniyet çerçevesinde Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar mevcut doğalgaz kaynağını bölüşmelidirler” cümlesiydi.
“Eşit değil ama hakkaniyetli…”
Harari’yi ise ilk kez dinledim.
Harari, sürekli olarak istikrara vurgu yaptı.
Mısır ve Ürdün ile imzaladıkları anlaşmalara dikkat çeken Harari, mevcut kaynaklarını bu ülkelere satmaya hazır olduğunun altını çizdi.
Ürdün ve Mısır ile “barış içinde yaşamayı” istikrarlı bir şekilde sürdüreceklerine vurgu yapan Harari, bunu Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların da başarabileceğine işaret etti.
Esra Aygın, mevcut enerji kaynaklarının “tehdit mi fırsat mı olduğunu” sordu…
Kıbrıslılar için…

Koenig, bunun bir tehdit olmaması gerektiğini söyledi.
Harari ise fırsata çevrilebileceğini…
Harari bir şey söyledi, çok tuttum:
“Biz İsrailliler dünyanın merkezinde biz var sanırız, tıpkı siz Kıbrıslılar gibi…”
Ve aslında bunun böyle olmadığını kendisi anlattı.
Ciddi bir enerji kaynağı, pazar bekliyor.
Koenig, bu pazarın Türkiye olabileceğine ısrarla vurgu yaptı…
Harari ise, bölgede, uzlaşının ve istikrarın sağlanması için, Türkiye’den özür dilediklerini dahi anlattı.
Esra Aygın’ın haberleştirdiği röportajı uzun uzun okuyacaksınız… Satır aralarına dikkat…
Ama anladığım şu…
Enerji kaynaklarının var olması, çözüm için “tehdit” değil, “fırsat” olarak algılanıyor…
Bunun için uluslararası aktörler çalışıyor.

Buradaki enerji kaynakları, bölge barışı için fırsata döndürülecek…
Zira, bölgedeki kavgalar, enerji kaynaklarını tehdit eder noktada…
ABD, Türkiye’nin bu pazarın en önemli alıcısı olduğunun farkında…
“Güvenli bir enerji koridoru” yaratılmak isteniyor.
Şimdi biz Kıbrıslılar karar vermeliyiz:
“Bu kaynakları fırsata çevirerek, gelecek nesillerin refah içerisinde, huzur içerisinde, barış içerisinde yaşamasını mı sağlayacağız..?
Yoksa, enerji kaynaklarına uzaktan bakacağız, bu fırsatı tepeceğiz ve belirsizlik içerisinde yaşamaya devam edeceğiz..?”
Karar, Kıbrıslıların…

***
Kıbrıs-i’ye veda

İnanın ya da inanmayın…
Beğenin ya da beğenmeyin…
Bir değerdi…
Önemli bir değer…
Kıbrıslıların kıymetini bilemediği, burun kıvırdığı…
Ama, dünyada büyük bir saygı gören, sevilen, aranan, ziyaret edilen bir değer…
Zaman zaman, sosyal içerikli konulardaki çıkışları ile gündem olmadı değil…
Ama, bu değerinden bir şey kaybettirmedi…
Şeyh Nazım Kıbrıs-i olarak öldü…
Yedi kıtaya yayılan Nakşibendi Tarikatı’nın yaşayan en önemli isimlerinden biriydi…
Yıllar önce, Lefkoşa’dan sürüldü, Lefke’ye hapsedildi.
O Lefke ile büyüdü, Lefke’yi de büyüttü…
92 yaşında, yaşama veda etti.
Şeyh Nazım Kıbrıs-i olarak…
Ona inanlar, günlerce hastanede beklediler…
Öldü…
Hiç bekletmeden, cenaze namazını kıldılar, Lefke’de defnettiler…
Şam’a gömüleceği konuşuldu uzun zaman.
Bu, Lefke’deki Kıbrıs-i etkisini azaltabilirdi.
Lefke’de, Nazım Kıbrıs-i’nin defni ile yıllardır devam eden geleneği, geleceğe taşımanın rahatlığını yaşadılar…
Yüzlerce seveni…
Yüzlerce müridi önce Lefkoşa’da, arkasından da Lefke’de Şeyhlerine veda etti.
Gazeteci olarak yaklaşık 10 kez bir araya geldik.
Bir kısmı röportaj, bir kısmı, “Nerdedir ama da gelemezler” dediği için yaptığımız ziyaretlerdi…
20’li yaşlarımın ortasındayım…
İkiz kuleler yerle bir…
ABD- Afganistan’a girmeye hazırlanıyor…
Dergaha gittik…
Önce yemek yendi, ardından zikir yapıldı…
Sonra, müritlerinin de olduğu kalabalık bir grup içerisinde röportaja başladık.
Ben ve Başaran Düzgün soruyor, Nazım Kıbrıs-i yanıtlıyor…

Kıbrıs-i “din adına” Bin Laden’in, onca insanı katletmesini hiç onaylamadı.
Başaran Düzgün ardı ardına sordu, benim gözüm kayıtta, kulağım müritlerin her söylediğini onaylamasında…
“Sen da sual sorsana be İseyin” dedi Şeyh…
O an aklıma ilk gelen soruyu sordum:
“Afganistan’a müdahale, ABD’ye Vietnam’da olduğu gibi bir başarısızlık yaratır mı size göre..?”
Şeyh Nazım Kıbrıs-i cevapladı:
“Be İseyin, deli lakırdısı etme baa… Koca ABD ordusuna, nasıl direnecek Afganlar…”

Bu soru da, o cevap da röportajda yer almamıştı…
Ama, müritlerin, bu cevaba kahkahalarla gülmesi, benim şaşkın şaşkın bakınmam…
Hiç aklımdan çıkmadı…
Bu “deli lakırdısı” işi de Başaran Düzgün tarafından, bana karşı sık sık kullanılan bir şakaya döndü o günden sonra…
Kıbrıs-i kendi ile barışık yaşadı…
Ama, kendisini “Lefke’ye hapseden ve uzak tutan” siyasilere de sitem etti hep…
Dr. Fazıl Küçük’ten başlayarak, bu güne kadar…
Ne demişti bir röportajında:
“Bu fani dünyada bir makamım yok, ben sadece iyi bir derviş olmak için elimden geleni yapmaya çalıştım, gerisini Yüce Rabbim takdir edecek…”
Nur içinde yatsın…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı