En zor şartlarda…

24 Ağustos 2018 Cuma | 10:34
Ahmet Okan

Bayramlarda böyle koyun gibi evde oturulmazdı sokaklar da boş değildi.

Yaz aylarına denk gelen eski bayramlarda galiba sıcaklar da bugünkü gibi hissedilmezdi, ne bileyim, sıcak yoktu demiyorum…

Siyaset deseniz hiç konuşulmazdı zaten döviz falan gibi sorunlar da olmadığından herkes kendi gelirine göre ayağını uzatırdı; yani herkes kendi kendine yetmeye çalışırdı…

Bir siniye yerleştirilmiş patatesler kebap olmak için toprak fırınlara verilmek için hazırlanırdı ki bunu herkes yapardı bir bayram adetiydi.

Kaç kuruşluk masraftı ki…

Et ucuz, patates neredeyse beleş hava gibi bedava sayılırdı…

Herkesin eve tıkıldığı yoktu.

Sokaklar kalabalıktı.

Köylerden kasabalardan gelen insanlar şeherin her yerini doldurur, bayram her evde alabildiğine yaşanır; çocuklar o günlerin bitmesini istemezdi…

Bunları yazarken aklım Ahmet Altan’ın “Cumhuriyet Kitap” a yazdığı yazıda kaldı.

Biliyorsunuz içerdedir, dört duvar ortasında, kımıldanacak yer yok, demir penceresinde “bir avuç gök parçası.”

Hayal gücünü anlatır ünlü yazar ve yazısını şu satırlarla noktalar:

“Avlu sessiz.

Göçmen kuşlar gittiler.

Ama ben istersem geri dönerler.

İşte döndüler bile, neşeyle ötüşüyorlar.

Erkekler dişilere otlar, çiçekler, böcekler, meyve parçaları taşıyor.

Bir tanesi gagasındaki küçük çiçeği düşürdü.

Sessiz avlunun ortasında minik bir çiçek duruyor şimdi.”

Sokaklar ve caddeler boş.

Köylerden kasabalardan gelen otobüsler de yok.

Sanki,

Ne bileyim ama,

Bir hücre hayatına dönmüş gibi hayat!

Ha içerdesiniz ha dışarda!

İnsanlar birbirlerini neden terk ettiler?

Yorganlar döşekler hazırlanırdı, mevsim yaz ise sündürmelere çarşaflar yazılırdı, herkese yer vardı.

Köyden kasabadan gelenler akrabalarının yanında kalırlardı uyarsa bayram süresince.

Kalabalık olurlardı, bir arada olmanın mutluluğu vardı, kahkahalar pencerelerden, yuf deliklerinden sokaklara yayılırdı, ahşap radyolarda en neşeli şarkılar eşlik ederdi bayram neşesine…

Dedim ya aklım o yazıda kaldı diye,

Hayalgücü hakkında şöyle der Altan: “Zamanınızı ‘nerede’ geçirdiğiniz bedeninizle ilgilidir, “nasıl” geçirdiğiniz zihninizle.

Hapse giren biri zamanını ‘nerede’ geçirdiğini en önemli sorun olarak görürse, kilitli kapılar, yüksek duvarlar, kalın parmaklıklar arasında çaresizlikle inleyerek ezilip parçalanır.

Öyle insanlar gördüm.

Zamanını ‘nasıl’ geçirdiğini önemserse, hayalgücünün peşinden Binbir Gece Masalları’na karışır, her ânını hücrenin dışında, heyecanla, zevkle geçirir ve hissettiği bütün duygular da “gerçek” olur.”

Neyse ki en zor şartlarda da olsa insan hayal kurup, hayata tutunmayı başarabiliyor…