Köşe Yazarları

Ebedi ve ezeli bir yalan






Aşağıdaki yazı Yorgos Kumullis (George Koumoullis) tarafından kaleme alınmış ve 1 Mayıs günkü Politis gazetesinde yayınlanmıştır:

“Sadece günümüzdekinin değil gelmiş geçmiş tüm hükümetlerin Kıbrıs konusundaki tüm resmi sürümleri “Türk uzlaşmazlığı” olagelmiştir. İki devletli çözümde ısrar eden Tatar’ın seçilmesinden sonra bu iddia, elbette geçerlidir. Ne var ki işgalden sonra Kıbrıs sorunun çözümü için yapılan bir sıra önerilere bir göz atıldığı zaman bu iddianın çöktüğü görülür.



Sorumluluğu münhasıran Türk tarafına yükleyerek siyasetçilerimiz, bizi uçurumun eşiğine getiren hatalarını ve günahlarını örtmeyi başarıyorlar. Bunun yanı sıra çoğu Kıbrıslı Elen’de gerçeklikle bağı koparan ve aslında var olmayan şeyleri duyan ve gören bir psikoz oluştururlar. Türk uzlaşmazlığı ile ilgili anlatı, büyük yazar Hans Christian Andersen’in mükemmel masalı “Kralın Yeni Elbiseleri”ni anımsatmaktadır. Resmi devlet organlarından ve medyadan yanlış bilgilendirme bombardımanı gelmeye başlayınca aklıma bu masal gelir.  Bir kral, şatafatlı elbiseleriyle tebaasını büyülemek istiyordu. Bunun için her gün yeni bir takım elbise dikilmesini emrediyordu. Bu sınırsız istekleri, terzinin karşılamasının mümkün olmadığı anlaşıldı.

Tam da o zor günlerde hem dokumacı hem de terzi olduklarını ve en kaliteli kumaşları nasıl elde edeceklerini bildiklerini iddia eden iki üçkâğıtçı ortaya çıktı. Hem renklerin hem de desenlerin harika güzelliğe sahip olmaları yanı sıra, gene üçkâğıtçıların kendi iddiasına göre, bu kumaşların malzemesinin göze görünmez olma gibi şaşırtıcı bir özelliği bulunuyordu. Sonunda kral bu üçkâğıtçıları işe aldı ve her gün yeni kıyafetler giydiğini sanıyordu. (Aslında kıyafetler mevcut değildi.) Bu fantastik elbiselerin büyüsü altında kral resmi geçit törenlerine çıplak katılır oldu. Kendi kanılarını özgürce söylemeye cesaret etmeyen sadık tebaaları, kralın var olmayan kıyafetlerini hayranlıkla izliyorlardı.

Beyin yıkama faaliyeti hepsini de etkilemişti. Ne yazık ki bunun aynısı Kıbrıs’ta da oluyor. Hükümet kraldan çok daha kötüdür çünkü Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünü Türk uzlaşmazlığına yüklediği zaman yalan söylediğini çok iyi biliyor. Yurttaşlar da hiçbir mantığa dayanmayan bu anlatıyı şaşkınlık içinde izliyorlar.

Türk uzlaşmazlığının doğru olup olmadığını kanıtlamak için işgalden sonra Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik önerilen belli başlı planlara bir göz atalım. Kıbrıs sorununun çözümü için önerilen ilk plan, 1978 yılında sunulan İngiltere-Amerika-Kanada ortak planıydı. Nikos RolandisHayata ve Tarihe bir Bakış” adlı kitabında önerilen planın iki toplumlu, iki bölgeli bir federasyonun oluşturulmasını öngördüğünü izah eder. Önemli olan nokta şuydu: Görüşmeler başlar başlamaz Maraşlılar evlerine dönebilecekler ve görüşmelerin sonucu ne olursa olsun evlerinde kalmaya devam edeceklerdi. Ankara plana olumsuz yaklaşmasa da sonuçta biz onu reddettik.

Ondan sonra, 1985 yılında gelen de Cuéllar göstergeleriydi ki orada da iki toplumlu, iki bölgeli Federasyon öneriliyordu. 70-30 oranında, başkanı Kıbrıslı Elen, başkan yardımcısı Kıbrıslı Türk olan bir Meclis öneriliyordu ki dış işeri, savunma ve güvenlik konularında veto hakkı korunuyordu, iki küçük birlik dışındaki Yunan ve Türkiye askerlerinin Kıbrıs’tan ayrılmaları öngörülüyordu. Kıbrıs’ın %29’unu Kıbrıslı Türkler denetleyecekler, buna karşılık Omorfo/Güzelyurt ve Mağusa iade edilecekti. Denktaş bu planı kabul etmiş olmasına rağmen Kiprianu onu reddetti. Bir yıl sonra, 1986’da anlaşmazlık çıkması halinde onun giderilmesi amacıyla Anayasa Mahkemesi’nin kurulması gibi bazı değişikliklerle de Cuéllar geri geldi. Kiprianu bunu da reddetti.

Kıbrıslı Türkler sadece 1989 yılındaki [Gali -BA]“Fikirler Dizisi”nin müzakerelerin temeli olarak ele alınmasını reddettiler. Daha sonra, 1992 yılında Vasiliu, Kliridis, AKEL, ADİSOK, DİSİ ve Kıbrıslı Türk liderliğinin müzakerelere temel olarak kabul edilen Gali Fikirler Dizisi gündeme geldi. Vasiliu’nun görev süresinin bitimine az bir zaman kala, 1993 yılında yapılacak olan seçimlerde Kliridis’in adaylığı için Spiros Kiprianu’un partisi olan DİKO’nun desteğini güvence altına almak amacıyla, ne yazık ki, Kliridis ve DİSİ partisi, Fikirler Dizisi’ni reddetmeye karar verdiler. Başka bir değişle, Kıbrıs sorununun çözümü parti çıkarları uğruna feda edildi.

2004 referandumunda Kıbrıslı Türkler, Annan Planı’nı onaylarken, biz “Ohi/Hayır” dedik. Maalesef o günlerde planı reddetmenin getireceği sonuçları tartışan pek az kişi vardı. Durumun bugün oluştuğu şekliyle ne Omorfo/Güzelyurt, ne Mağusa ne de 52 köy iade edilecek. Ayrıca, 40 bin askerin varlığı ile ve tüm müdahale haklarına sahip olarak sözde KKTC Kıbrıs alanının %37’sini işgal etmeye devam edecek.

Son olarak Mavrıyannis’in ifadesiyle “çözüme bir kıl kala” Crans Montana’daki müzakereleri yüz üstü bırakanlar, Kıbrıslı Türkler veya Türkiye değildi. Bunu yapan Anastasiyadis’in kendisiydi, ayrıca Akıncı’nın Guterres Çerçevesi’nin “stratejik anlaşma” olarak kabul edilmesi önerisini de reddetti. Guterres, Türkleri uzlaşmaz olarak nitelemediği gibi görüşmelerde Türkiye’nin takındığı tavrı övmüştü. Bunlar öylesine yaygın bilinen gerçeklerdir ki bunları inkâr etmek için insanın ya hafızasını kaybetmiş olması veya vatanını sevmemesi gerekir.

Andersen’in masalında geçit törenlerinden birinde, korku nedir bilmeyen masum bir çocuk, gerçeği açığa vuran şu cümleyi haykırdı: “Ama kral çıplak!”

Küçük çocuğa kulak vermemizin zamanı geldi.”

 

 







Başa dön tuşu