Köşe Yazarları

Dövizdeki artış ; TC’yi etmedi ama KKTC’yi alabora etti

      KKTC ile TC arasında 3 tür ekonomik ilişki var. “ (i) Defacto para sahasındayız, (ii) TC mali yardımları ve kredileri , (iii) defacto ekonomik entegrasyon (mal-hizmet-sermaye-kişi akımları )ilişkisi var.

Ne yazık, bu 3 ilişkide bugüne kadar ekonomi-politiği açısından EKSİK ve YANLIŞ dizayn edilmiştir. Bu eksik-yanlış dizaynın KKTC ekonomi-politiğine zararları da  büyüktür. Ya da daha iyi anlaşılsın diye şöyle söyleyelim; doğru dizayn edilmiş olsaydı, doğru dizaynın olumlu etkileri bugünkünden “ kat be kat ” daha fazla olacaktı…

Peki,niye dövizdeki artışın TC’ye etkisi minimal ama buna rağmen KKTC’ye etkisi tufan gibidir ? Çünkü, iki ekonominin dinamikleri,verileri,ihtiyaçları ve öncelikleri farklıdır.Özetle, TC’ye olumsuz etkisi “1 birim ise bize 3 birimdir.”

Önce TC’ nin niye bizim kadar döviz artışından etkilenmediğini söyleyelim.2002’lerden sonra yapısal ve dinamik açıdan değişen Türkiye ekonomisinde 4 konunun 3’ü görece iyi durumdadır. (i)Milli gelire göre kamu borç stoğu düşüktür(bir çok AB ülkesinden bile daha iyi), (ii) bütçe açığı çok az-hatta fazla bile veriyor,(iii) bankacılık sektörü görece sağlam(bir çok AB ülkesinden bile) ve eskiye göre (iv) cari açığı da daha azdır…Böyle bir ekonomi “ dövizden gelen bir atakla” asla çökmez ama sendeler,hasar görür, “büyüme-işsizlik-enflasyon” açısından bir miktar zarar görür vs…

Eskiden TC’nin dış(cari) ve iç açıkları(kamu finansmanı) çok fazla olduğu için haliyle hem bu açıkları kapatmak hem de yatırım için “ YÜKSEK FAİZ-DÜŞÜK KUR” para politikası ile spekülatif döviz girişlerine imkan tanırdı. Böylesi bir para politikası,ekonomiye kanser etkisi yaratır,gerçek potansiyellerinizin(insan kaynaklarınızı bile yanlış yönlendirir),mukayeseli avantajlarınızın açığa çıkmasını engeller ve sizi sürekli IMF ve etrafında dönen 2. dünya savaşının galiplerinin esiri-tutsağı haline getirir. Özetle,bu politikalar “ekonominin 15 Temmuzu ” gibidir.

Lakin, Erdoğan döneminde yıllar içerisinde dış ve iç açık görece azaldığı için TC son yıllarda çok akıllı ve gerçek ekonomik potansiyellerini açığa çıkaracak şekilde para politikasında ve ekonomi-politiğinde ÖZGÜRLÜK ve BAĞIMSIZLIK için “ DÜŞÜK FAİZ –GÖRECE REKABETÇİ KUR” politikasına geçti ve haliyle faizi düşürüp, dövizi salarak artık TC için baş belası-kanser etkisi yaratan AŞIRI DEĞERLİ TL politikasından vazgeçti…

Bu sayede, Türkiye ekonomisi başta turizm-sanayi sektörlerinde olmak üzere bir çok sektörde ciddi mal ve hizmet gelirlerini ihracatlarını,istihdamını ve haliyle refahını artırdı,milli gelirini 200 milyarlardan 800 milyar dolara taşıdı.

Ekonomi yönetimi, çoklu dengesizlikleri-verileri, önceliklere ve esas ihtiyaçlara göre ustaca yönetme sanatıdır. Dolayısıyla, Türkiye dövizdeki atağı engellemek için bu dönemde faiz silahını kullanmamayı tercih etti; çünkü verileri ve öncelikleri farklı. Lakin,doların dış dinamiği Türkiyenin tarih boyunca içine girdiği en sıkıntılı döneme denk geldiği için(başında FETÖ belası ve terör-suriye vs) haliyle dövizdeki artış sürü psikolojiyle şu sıralar kontrol dışında çıktı…Dövizdeki spekülatif artışın arkasında Rusya-Türkiye-İran işbirliğine karşı da atak vardır.

Ve artık bu aşamada, “ ya ciddi faiz artışı(en az 2-3 puan) ile dövizi kontrol edecek, ya da faiz dışındaki parasal-ekonomik-mali enstrümanları kullanarak( mesela başta Katar-İran gibi ülkelerden ciddi sermaye yatırımı alacak vs) bu dönemde dalgalanma içerisinde bir süre daha kıvranarak dövizin durulmasını bekleyecektir….Döviz artışı Türkiye’yi 10 yıl öncesine göre yukarıda saydığım sebeplerden dolayı görece daha az etkiliyor.

Türkiye’de dövizin enflasyona geçirgenliği çok düştü. Düşünün, % 10 döviz artışı enflasyona % 1 civarında yansıyor.Mesela,bizim enflasyon sepetimizin dövize duyarlılığı % 65’lerın üzerindedir.Yani,direkt döviz artışının bulaşma kanalı bize göre daha az,hatta ekonomik aktörler önemli oranda mal-hizmetleri TL ile fiyatlıyor.

İthalat kanadından gelen artışları da kısmen daha fazla maseden bir ekonomisi var.TC ‘nin döviz artışındaki en büyük sorunu; “bankacılık sektöründeki özel sektör döviz kredileridir ve cari açıktan ” kaynaklanıyor.yani,döviz artışının etkisi kamuya görece az ama özel sektör ve piyasaya daha fazladır.

Sonuçta,Türkiye ekonomisinin dövize karşı direnci yukarıda bahsettiğim sebepler ve değişen dinamikleri ve öncelikleri gereği görece bize göre daha yüksektir.Peki biz?

Ne yazık biz, dövizdeki artışa TESLİM oluyoruz ve elimiz kolumuz bağlıdır. Bize olumsuz etkisi çok çok büyüktür ve bu artışın özel sektörde çok şirketi ve insanımızı da yerle bir edeceği de açıktır. Sebebini çok anlattığımız için detaya girmeyeceğim ama bize esas bulaşma kanalları özetle şöyledir.

Dövizdeki artış; bize “ yüksek ithalat + dövizle fiyatlama + yüksek enflasyon geçirgenliği + bankacılık sektöründeki krediler ve piyasadaki TL alacakları + tüketici-yatırımcı beklenti-güveninin ve algılarının alabora olması ” gibi bulaşma kanallarından dolayı direkt olarak bulanıyor-yansıyor ve sonucu da  ekonomide “ düşen talep-düşen büyüme ve artan işsizlik ve enflasyon”oluyor ….

Ne yazık, “ TL parasal kanalından ” gelen bu atağa karşı da  çok fazla yapabileceğimiz bir şey yoktur…




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı