Köşe Yazarları

Demokrasi… Barış dili… Kurpiyer gazetecilik…






Avrupa Güvenlik İşbirliği Teşkilatı öncülüğünde, dün Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum Gazeteciler, ara bölgede bir araya geldik.



Dünyada çatışmalı bölgeler…



Çatışmalı bölgelerdeki gazetecilik yapma koşulları…

Etik değerler…

İki toplumlu nasıl gazetecilik yapılabilir?

Kıbrıslı Türkler Kıbrıslı Rumları, Kıbrıslı Rumlar Kıbrıslı Türkleri nasıl anlayabilir?

Gazeteci bu durumlarda ne yapar?

Dünyadaki örnekleri ile konuştuk.

Dinledik.

Bir de Kuzeyi anladık…

Nasıl olur KKTC’de gazetecilik…

Ve anladık ki aslında, Kıbrıs Türk medyasının içerisine düştüğü bu durumda, çok da “barış gazeteciliği” konuşulacak hal de kalmadı.

Evet…

“Barış’ı” konuşabiliriz halen..

Ancak, burada gazetecilik hızla kabul değiştiriyor.

Bunu görmek lazım.

Patron gazeteciliği ağırlık kazanıyor.

Para kimde?

Kumarhane baronunda…

Bet şirketi sahibinde…

Bu kurumlar önce “gazetesini” kuruyor…

Sonra da “gazetecisini” yaratıyor.

Buna kim, ne kadar direnir bilemem.

Ya da bu yazdıklarımı kim nasıl anlar onu hiç bilemem.

Çünkü…

Bu gazetelerde yönetici olarak çalışan arkadaşlar, işini de yapıyor olabilir.

Hiç buna da lafım yok.

Günün sonunda tüm bu emeğin neye ve kime hizmet ettiğine bakmak gerekiyor.

“Barış gazeteciliği”, hızla, “kurpiyer gazeteciliğine” dönüşürken, bunu tartışmamız gerekiyor.

 

Sermaye değişirken…

Şöyle bir gerçeğimiz var…

Bu ülkede “sermaye grupları” değişiyor.

Vergisini ödeyen, istihdamını doğru yapan, işçisinin sosyal sigorta ihtiyat sandığı yatırımını yapana sözüm yok.

Ama hem bunları yapıp, hem de siyaset üzerinde “tahakküm” kurmak isteyenlere elbette iki çift lafım var.

Çünkü…

“Medyayı yöneten, siyaseti de yönetir” diye bir anlayış var.

Bu, dünyada çok yaygın bir yöntem.

Bakınız Türkiye’ye…

Bu dönem, Özal ile başladı.

Bizim ülkemize Eroğlu ile geldi…

Asil Nadir “bayrakçılığını” yaptı.

Nadir, her zaman, “Kıbrıs Gazetesi, Kıbrıs Türkü’nün gazetesidir” dese de…

Her kritik aşamada gördük ki, siyasete müdahale etti.

Şimdi de, Nadir devri de geride kalıyor.

Büyük kumarhaneler kuran…

Bet şirketlerinden büyük paralar kazanan kişiler de medyaya yöneldi.

Gazete açıyorlar…

Açmak için hazırlık yapıyorlar…

Var olan gazetelere sızıyorlar.

Siz “barış gazeteciliği” konuşadurun.

Etikten bahsedin…

Yeni sermaye grupları, “kendi gazetecilerini” yaratıyor.

Söylemler değişiyor…

Kendisini “Kıbrıslı” ya da “Kıbrıs Türkü” ya da “Kıbrıslı Türk” hissetmeyen gazeteciler çoğalıyor.

Bu adaya dair tek endişeleri e, “patronlarının çıkarları ve aldıkları, üzerine yatırım yaptıkları Rum arazilerini” korumak oluyor.


Siyasetçinin bunu düşünmesi gerekiyor

Siyaset bu noktada karar verecek.

Kıbrıs Türk basının ciddi anlamda desteğe ihtiyacı var.

Demokrasi başka nasıl korunabilir?

Başbakan, “beni eleştirene destek mi olacağım” derse…

Başbakan yardımcısı “kaynak yok” derse…

Ana muhalefet, “yeni teşvik paketlerine karşıyız” derse…

Diyebilir…

Ama bilecekler ki, demokrasinin bekçisi Kıbrıs Türk medyası geleneği de son bulacak.

Kumar baronları bu alana yerleşecek.

Geçmişte hem UBP’nin hem CTP’nin başına gelenler yaşanmaya devam edecek.

“Baronlar” konuşacak, “kurpiyer gazeteciler yazacak…”

Gazeteler…

Televizyonlar…

İnternet siteleri…

Radyolar…

“Hükümetlerden taviz isteyen” patronların kontrolüne geçecek…

Bu da çok uzun sürede olmayacak.

Ben de dahil, çalışacak bir gazetemiz, söyleyecek bir sözümüz hep olacak.

Ancak…

Genele baktığımız zaman, bugünün siyasetçisinin “medya kirleniyor” deme hakkı olmayacak…

Eleştiri ile “hakareti” ayıracak yasal düzenlemeleri dahi yapmayanlar, dikensiz bir gül bahçesi yaratma adına, demokrasiye ciddi zarar veriyor.

Bunun bedelini de hep birlikte ödeyeceğiz.

Dediğim gibi…

O günler de çok uzak değil.

 





Başa dön tuşu