Demir, eniştemiz oluyor - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Cumartesi, Nisan 13, 2024
KıbrısKöşe YazarlarıSürmanşet

Demir, eniştemiz oluyor

Bekir Azgın

Lurucina/Akıncılar köyü ve yöresinde “Demir” olarak bilinen Selahattin Özgün “Ne Mutlu Bana” adlı kitabında anılarını toplamıştır. Kıbrıs’ta üç yıl kalan Demir, vaktinin çoğunu “Akıncılar komutanı” olarak geçirmiştir.

Kıbrıs’tan ayrılmadan önce evlenmeye karar verdi. Nedense bu işi büyük bir gizlilik içinde yaptı:


“Bu arada, Akıncılar’dan ayrılmadan üç ay önce hiç aklıma gelmeyen bir olay oldu. Askerlerimden biri rahatsızmış, onu görmeye gittim. Orada bir yıl önce gördüğüm kızı gördüm, o evin kızıymış. O kızı istetmeye karar verdim. Zira artık evlenmem gerekiyordu, ‘Bu işte [iş de] aradan çıksın’ dedim. Konuyu benim mavine [muavine] açıp kimseye söylememesini, olursa da olmazsa da gizli kalmasını tembihledim. Mavin de durumu aynen kızın ailesine aktarmış. Birkaç görüşmeden sonra karara vardık. Ben ayrıldıktan sonra babası Türkiye’ye getirecekti. Aynen anlaştığımız gibi oldu, kimse duymadan bu işi de hallettik.” (s. 48)

“Oradan ayrılıp Ankara Ulus’taki bir otelde üç gece kaldım, ta ki Kıbrıs’tan kayınpederim ve eşim gelene kadar. Onları havalimanından alıp otobüs garajına geçtim. …Kayınpederimle eşimin durumu da aynıydı. Buralara ilk defa geliyorlardı, neyle karşılaşacaklarını bilmiyorlardı.” (ss. 49, 50)

Ankara’ya tayin edilmesi aile bireylerini epey sıkıntıya soktu: “Evdeki yaşantım çok iyiydi, hanım da alışmıştı. Tek sıkıntımız yaşadığımız yerin başşehir olmasıydı; Samsun’dan hastaneye gelen, Kıbrıs’tan gelip işi olan bizde kalıyordu. Hastaları hastaneye götürüp ilgilenmek gerekiyordu, tüm bunlar zaman ve para istiyordu. Zor oluyordu ama katlanıyorduk.” (s.51)

Ağustos 1968’de oğulları Akın dünyaya geldi. Her çift gibi onlar da ilk çocukta acemilik çektiler. “Onlar [akrabalar] ayrılana kadar çocuk bakımı yönünden çok rahattık. Onlar gittikten sonra çok çile çektik. Hanımla ben genç ve tecrübesizdik. Çocukla baş başa kalınca perişan olduk, uykusuz kaldık. Mecburen ben de çocuk bakımı, yedirip içirmede yardım ediyordum. Sabah kışla, akşamları ise çocuk bakımı. Hanım bunalmasın diye akşamları Kızılay’ı, hafta sonları da mesire yerlerini geziyorduk.” (s. 51)

Bir kadının çocuk bakımını bilmemesi normaldir ama onun gibi bir köylü kızının yemek pişirmesini bilmemesi iki şıkkı akla getirir: Ya “el bebek, gül bebek” olarak büyütülmüştü ya da evlendiği zaman yaşı küçüktü. İlk ve son defa Demir, eşinden şöyle yakınır:

“Yemek yapmayı bilmiyorsa, çocuk bakmayı bilmiyorsa ne yapacağım, mecbur ben yapacağım. Evde her şey var pişiren yok. Bir gün pilav yapmış, çatalı bir taktım, tabaktaki bütün pilav havalandı. Lapa olmuş. Kışladaki aşçıdan pilâki tarifi almıştım, bir onu yapabiliyordu. Bir gün bir yapmış, yarısını kapıcıya verdik. O kadar çok yapmıştı. (ss. 51-52)

Temmuz 1974’te kızı Berna dünyaya geldi. Kızı, komşuları bir yarbayın katkılarıyla kendisini Kıbrıs savaşlarına katılmaktan korudu: “1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’na benim muhakkak tayinimin çıkması gerekiyordu ama çıkmadı. Bilahare öğrendim ki, meğer yarbay, Genel Kurmay Personel’de çalıştığı için benim dosyamı saklamış, yeni çocuğum olduğu için tayinimin çıkmasını engellemiş.”(s. 52)

Gerek oğlunun gerekse kızının başarılı olmalarından çok memnun. Belli ki ikisinin de hali vakti yerinde. “Evlatlarım kazanmayı da, dağıtmayı da bilen insanlardır. Böyle insanları kul da sever, Allah da.” (s. 69) Öyle zamanlar olmuştur ki onların isteği üzerine 20 tane kurban kestirip etleri fakir fukaraya dağıtmıştır. (s. 69)

Ne var ki yeni kuşaklardan pek hoşnut değildir: “Şu anda gördüğüm manzara beni çok rahatsız ediyor, yetişen gençlik beni endişelendiriyor. Misal, kimse büyüğüne saygı, hürmet göstermiyor. Toplu taşımaya biniyorum, buyurun diyen yok. Bacak kadar çocuk oturduğu yerden sana bakıyor. Kadına saygı kalmamış. Gençlerde sigara, uyuşturucu almış başını gidiyor. Evliliklerdeki o birbirine sevgi, saygı yok olmuş. Allah’ın sana verdiği yaşlılığı sana çok gören kullar türemeye başlamış. Biraz müdahale etsen, ‘Sana ne!’ diye çıkışacaklar. Gençliğimde hiç görmediğim, duymadığım olayları görüyor ve duyuyorum. Annesini, babasını döven, öldüren insanlar türedi. Her şey maddiyat oldu, insanlık yok oldu, ezen ve ezilenler çoğaldı.” (s.70)

Bu kitabın özellikle Kıbrıs’ta dikkat çekeceğini tahmin ediyorum. Bu nedenle ikinci baskısının yapılacağını ümit ediyorum. Ancak ikinci baskısında sembolik de olsa bir fiyatın konup kitabın piyasaya sürülmesi gerekir. Herhangi bir gelir beklenmiyorsa kitabın geliri herhangi bir hayır kurumuna devredilebilir.

İkincisi ve daha önemlisi, kitabın profesyonel bir redaktörün elinden geçmesi gerekir. Kitapta ufak tefek mide bulandırıcı hatalar var. Bunların muhakkak düzeltilmesi lâzım. Bu hatalardan birkaç tanesi şunlardır:

Düşman bayrağının indirilip Türk bayrağının dikilişi halkı coşkulandırdı [coşturdu]. (s. 20)

Mavin [muavin] (s. 48’de iki defa)

Bu muameleyi hal etmediğimizi [halletmediğimizi] düşünüyorduk. (s. 49)

Bu işte [iş de] aradan çıksın. (s. 48)

Çok sevimdim [sevindim] (s. 53)

…iki kardeşin yerlerini birleştirince otuz dönümdü [dönüm] ediyordu. (s. 57)

[Evlatlarımla] hep guru [gurur] duydun [duydum]. (s. 72)

Ve son sözler: “Çok şükür Allah’ıma çok güzel günler geçirdik. Bugün evleneli elli iki yıl oldu. İyi günde, kötü günde birbirimize saygılı olduk. Hatalarımız da oldu ama onları düzeltmeyi başardık. Böyle böyle yılları devirip bu günleri gördük. Edindiğimiz tecrübeleri evlatlarımıza aktarmayı başardık.” (s. 70) “Seksen üç yaşıma geldim, hizmetim hala devam ediyor. Ben bıraksam hizmet beni bırakmıyor. Yeter ki sağlık yerinde olsun yoksa ömür biter, iş bitmez. Hiç kimse yapacağı işleri bitirip gidemez, mutlaka yarım kalanlar olur.” (s. 72)

XXXXX

Not: Pandemi nedeniyle epeydir tatil yapamıyoruz ama izninizle bir süre dinlenmek istiyorum. Tekrar buluşuncaya kadar hoşça kalın.

 

 

 

Tepki göster
Bayıldım
1
Bayıldım
Huzurlu
0
Huzurlu
Hahaha
0
Hahaha
Üzüldüm
0
Üzüldüm
Hayran Kaldım
0
Hayran Kaldım
Facia
0
Facia
Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar