Değişen Türkiye seçime gidiyor

21 Haziran 2018 Perşembe | 12:02
Erdoğan Özbalıkçı
erdoğan özbalıkçı

 

24 Haziran’da Türkiye halkı yeni bir seçimin heyecanını yaşayacaktır. Türkiye ile sıkı bağları olan Kıbrıslı Türkler de bu seçimin heyecanını şimdiden yaşamaktadırlar.

Türkiye dışında yaşayan Türkiyelilere seçimde oy kullanma hakkının tanınması ilginç sonuçların da ortaya çıkmasına yol açtı.

Kıbrıs’ta 100 BİN in üstünde Türkiye oyu’nun bulunması, Kıbrıs’ın değiştirilen demoğrafik yapısını ortaya çıkaran önemli bir kanıttır.

Kıbrıslılar, Türkiye seçimlerine ne yazıktır ki, analitik bir beyinle bakmak yerine, duygularıyla yaklaşmaktadırlar.

Politik gelişmeler inişli çıkışlı da olsa, her yerde DEMOKRATİK EĞİLİMLERİN egemen olacakları yapılar oluştururlar. Bu nedenle değerlendirmeleri dar bir zaman dilimi içerisinde değil, daha geniş bir çerçeve içerisinde ele almakta büyük fayda vardır

Turgut Özal dönemine kadar, Türkiye’de iktidar esas olarak ASKER  ve BÜROKRATLARIN yardımıyla İstanbul Sermayesinin kontrolundeydi.

Türkiye bütçesinin % 70ine yakın bir bölümü asker ve bürokratların  istedikleri doğrultuda kullanılmaktaydı.

Çalışan halk  ve gençlik üzerinde korkunç bir faşizan baskı vardı. Bu faşizan baskının arkasında esas olarak yer alan güçler, Sosyal Demokrat görünümlü İstanbul Sermayedarlarından başka biri değildi.

Turgut Özal ve daha sonra iktidara gelen Ak Pari dışındaki diğer siyasi akımlar, Kıbrıs Sorununda ve Kürt sorununda aşırı faşist görüşleri savunan akımlardı.

Özellikle Ak Parti iktidarıyla birlikte, yağmalanan %70 oranındaki bütçenin % 30 civarındaki bir bölümü Ak Parti yandaşlarına bölüşülürken % 40lık bir bölüm de ANADOLU SERMAYESİNİN kontrolüne verilerek üretim daha da yaygınlaştırıldı.Üretimin yaygınlaştırılması, demokratik fikirlerin de doğup büyümesine elverişli bir zemin yaratmaktadır.

Kıbrıs sorununda köklü politika değişikliği Ak Parti’nin ilk iktidar günüyle birlikte başlar.

Ak Parti’nin ilk yıllarında , iç iktidarını pekiştirmek için,  Kıbrıs ve Kürt sorununda radikal değişiklere ihtiyacı vardı.

Kıbrıs ve Kürt sorununda çözümcü siyasetlere yönelim, dış ilişkilerin geliştirilmesinde ana ANAHTARDIR.

Kıbrıs’ta DENKTAŞ ve TÜRKİYE BÜROKRATLARININ kontrolündeki çözümsüzlük politikasının yıkılması ve çözüm için BM ve Rumlara baskıların yapılması Ak Parti döneminde başladı.

Günümüze gelince;

Tayyip Erdoğan’nın aşırı merkeziyetçi bir BAŞKANLIK sistemine yönelmesi, uzun iktidar yıllarının Ak Parti’de yarattığı yıpranma etkisinin sonucudur.

Ancak ne yazıktır ki, Erdoğan’a karşı olan güçlerin, Kıbrıs ve Kürt sorununda Erdoğan’dan daha ilerici görüşleri yoktur.

Özellikle CHP nin, Kıbrıs konusundaki aşırı gerici ve şöven politikaları, Kürt sorunundaki tavrı ile birleştirilince,  CHP kimseye güven verememektedir.

Kıbrıslı Türklerin bu şartlar altında, Türkiyedeki seçimler için, düşünmeden görüş belirtmeleri objektif gerçeklilikle uyuşmamaktadır.

40 KATIR mı, 40 SATIR mı yol ayrımında, bunun dışında, demokratik gelişme için çoğulcu yapıyı savunmaktan başka bir yol yoktur.

Ancak bu çoğulcu yapıyı kurmaya aday hiçbir akım , Türkiye siyasetinde yer almamaktadır.