Köşe Yazarları

Çıkrıkçılar Yokuşu






Ulus’un tarihi sokaklarında Kıbrıs’ı anımsatan mekânlardan bir tanesi de Çıkrıkçılar Yokuşu’dur. Çocukluğumuzda, ailemizle Lefkoşa’da gezindiğimiz, renk renk ve çeşit çeşit kumaşların satıldığı Arasta, hafızalarımızda nostalji kokulu anılar bırakmıştır. Ankara’da yerleşmiş bir Kıbrıslı olarak, Çıkrıkçılar Yokuşu’nu ilk ziyaretimde hemen aklıma Lefkoşa Arasta gelmişti. Mekânsal özellikler bakımından farklılıklarına rağmen, bu yokuşta öyle bir tat var ki, Lefkoşa’nın Arasta’sını anımsatır bana. Surlar içinde tarihi Bandabulya’ya çıkan Arasta’da, düz sokakta karşılıklı dükkânlar yer alır Tarihi dokusu çok daha iyi korunmuştur. Çıkrıkçılar Yokuşu ise adı gibi, bir yokuş üstünde sıralanmış karşılıklı dükkânlardan oluşur ama geçmişinde yaşadığı yangınlardan yara almış ve tarihi dokusu zarar görmüştür.

Osmanlı döneminin izlerini hala taşıyan bu yokuşun tarihi, çok eskilere, beş asır öncesine kadar dayanıyor. 14. Yüzyıldan itibaren şehir,  özellikle dünyaca ünlü Ankara Tiftik Keçisi’nin tiftiğinin işlendiği bir dokuma şehriymiş. Bu keçinin tiftiğinden yapılan iplik ve dokuma, dünyada benzeri olmayan bir ürünmüş. Eskiden bu yokuşta çıkrıkçılar ve çıkrıkçı tezgâhları bulunuyormuş. Çıkrık; halı, kilim dokuması için iplerin sarıldığı bir aletin adıdır. Pamuktan, yünden iplik bükmek ya da bükülmüş iplikleri sarmak için kullanılan, el ya da ayakla çevrilen çıkrıklar bu yokuşta “Şıkır şıkır” ötermiş. Bundan ötürü buraya Çıkrıkçılar Yokuşu denilmiş. Geçmişten günümüze zaman yolculuğunda, hem insan, hem de yaşam, sosyal, ekonomik, politik ve kültürel gibi faktörle değişime uğramıştır. Bu değişimlerden Çıkrıkçılar Yokuşu da her geçen yıl, canlılığını yitirerek payına düşeni yaşamaktadır.

Suluhan’dan incik boncuk aldıktan sonra, el işi yapanların ihtiyaç duyduğu özellikli kumaşlar sadece Çıkrıkçılar Yokuşu’nda bulunur. Dolayısıyla Suluhan’dan sonra istikamet bir kaç sokak ilerideki Çıkrıkçılar Yokuşu’dur. Günümüzde artık çıkrık sesleri yoktur ve çarşı değişime uğramış son haliyle hayata tutunmaya çalışmaktadır. Sadece kumaş değil, bu dik yokuşun iki yanında manifaturacılar, perdeciler, tuhafiyeciler genellikle el ürünleri satarlar. Yurdun dört bir yanından getirilen dokumalar, çeşitli bezler, seccadeler, duvar halıları, sofra örtüleri, döşemelikler, yazmalar, yemeniler, şallar, şalvarlar, kadifeler sokak boyunca size renkleriyle eşlik eder. Çarşı; birbirleriyle kesişen sokaklar, geçitler, pasajlar, labirentler arasında yer alan, her bütçeye uygun dükkân ve mağazalar ile bayram yeri gibidir. Bu yokuşta, tahta, ağaç oyma işleri ve bakırcılar da bulunur. Ahşap ve bakır zaman içinde değişen, adına modernleşme denilen yaşam tarzıyla kan kaybetmiştir. Örneğin, bakır kap kacak yerini çelik tencere tavaya bırakmış, seri üretimler karşısında zanaatkârlar yok olmaya başlamıştır. Bakırcılar, artık kap kacak yerine, camiler için bakırdan minare âlemleri yapıyorlar. Ellerinde kalan tek işin bu olduğunu söylüyorlar. Bir bakırcı ustasının sitemle anlattığı bir olay çok düşündürücüdür. Eskiden insanların çocuklarını meslek kazanmaları için onlara emanet ettiğini, onların da çırak aldıkları bu çocuklara mesleğin inceliklerini öğretirken, emeklerini karşılıksız bırakmadıklarını, haklarını ödediklerini anlatıyordu. “Çocuk da olsa emeği neyse verirdik, bir gün işe gelmese merak eder evine giderdik, sorardık ne oldu diye. Yine böyle bir çırak aldık, bir müddet sonra işe gelmeyince evine gidip sordum. Babası bizim az para verdiğimizi, çocuğun artık simit sattığını ve daha fazla kazandığını söyledi. Simit satmak zanaat mı dedim” diyor bakırcı ustamız. Bu yaşanan küçük olay, kapitalist düzenin ticareti esaret altına aldığı, insanları yoksulluklarıyla tokatladığı ve var olan değerlerimizi yerle bir ettiğinin kanıtıdır. Bakkalları market zincirleri, sokak çarşılarını AVM’lerin yuttuğu bir zamanda yaşıyoruz. Daha önceki yazılarımda da vurguladığım Ulus esnafının güzel yürekliliğinin temelinde “Ahilik” geleneği yatmaktadır. Özellikle de Çıkrıkçılar yokuşu Ahiliğin özü olan; dürüstlüğün, sevginin, dostluğun, yardımlaşmanın, hoşgörünün, bilginin ve dayanışmanın sanat ile birleşiminin, eski Osmanlı esnafının güzel ahlak temelinin yaşatıldığı belki de son yerdir. Aradığınız bir ürünü bulamadığınız zaman hemen size “Falanca yerlere de bak” diye komşu esnafları adres gösterirler ki, bu bir dayanışmadır. Çıkrıkçılar Yokuşu esnafı arasında iyi ilişkiler ve dostluk eskisi kadar kuvvetli olmasa da hala devam etmektedir.

Çıkrıkçılar Yokuşu’nun havasını teneffüs etmiş, ticaret hayatını deneyimlemiş ünlü isimlere de rastlıyoruz. Mefruşat mağazacılığı yapan aileden, siyasete Ak Parti ile başlayan sonra ayrılıp Deva Partisi’ni kuran Ali Babacan; babasının terzi dükkânından basın dünyasına adım atan Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı Kurucusu D. Mehmet Doğan ve sokaktaki çay ocağında garson olarak çalışan eski İçişleri Bakanı Muammer Güler gibi isimler sayılabilir. Çıkrıkçılar Yokuşu’nda halen anlatılan, o kıymetli usta-çırak öğretisinin değdiği isimlerdir belki bunlar ama esnafın gurur duyduğu bir ayrıntıdır.

Çıkrıkçılar Yokuşu’nun canlılığı azalmış olsa da, otantik ortamı, renkli alışveriş mozaiği ile hala ayaktadır. Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) Başkanı Bendevi Palandöken, bir konuşmasında, Çıkrıkçılar Yokuşu’nun sorunları ile ilgili sıkıntının trafik ve altyapıdan kaynaklandığını ifade etmiş, mekânların darlığından, itfaiyenin çarşıya giremediğini, sigorta şirketlerinin ise betonarme binalara sigorta yapmadıklarına değinmiştir. Geçmişte yaşanan yangın olayları düşünüldüğünde, Palandöken’in yorumu oldukça gerçektir. Esnaf ise çarşının canlanması için farklı bir fikir sunmakta, turistik şehir turlarına Çıkrıkçılar Yokuşu’nun da entegre edilmesini önermektedirler. Turistlerin tarihi çarşılara yönlendirilmesi hem esnafın yüzünü güldürecek hem de bölgede dinamizmi artıracaktır. Ankara Büyükşehir Belediyesinin de tarihi sokak ve mekânlar için devam eden çalışmaları olduğu bilinmektedir. Toplumun değişen sosyo kültürel yapısı, geçmişimizi ve elimizde kalan son değerleri tek tek yok ediyor. Şehirlerde adeta tapınaklarımız rolüne bürünen AVM’ler en başta kültürel kimliğimizi yok ediyor ve sokak çarşılarımızı da her geçen gün biraz daha yıpratıyor. Tarihten günümüze kadar gelen bu mekânlara sahip çıkmak, yerel yönetimler kadar toplumun da görevidir. Sokak çarşılarından kopmayalım çünkü onlar kent kimliğinin ve bizim de kültürümüzün parçasıdırlar.







Başa dön tuşu