Köşe Yazarları

CEZAEVİ: Bir saniyenin değeri


Bir an önce Hoca’nın volta atılan açık havadan, koğuşların koridoruna elini uzatarak salladığı anahtarlığı, bir gardiyanın görüp bize kapıyı açmasını istedim. Nedenini hiç anlamadım. Aslında ‘sabırlı’ bir kişiliğim var ama bu kez bir an önce volta atılan açık havadan, koğuşların koridoruna açılan kapının açılmasını sabırsızlıkla bekledim.

Cezaevine hoca ile birlikte kontrol kapısından geçerek, sağlı sollu koğuşlara açılan küçük demir parmaklıkları olan demir kapıların bulunduğu koridora girdik. Söyleşinin olacağı ‘kültür’ etkinliklerinin yapıldığı salona doğru, kısa ama çok uzun gelen yolu yürüdük. Yaşam kazazadelerinin yüzlerine bakmadım; yüzleri hatırlamıyorum. Mahkumlar orda burdaydı; birilerine soru soruyorlardı, oturuyorlardı, birbirleriyle konuşuyorlardı.

Koridorların koyu rengi, insan psikolojisini bozacak tondaydı. Hoca bana ‘eminin duvar boyaları şu anda seni rahatsız ediyor dedi; doğruydu.

Sinema salonunun olduğu bölüme gitmek için koridorun solundaki demir kapı açıldı; beş ya da altı kişi volta atılan dikdörtgen şeklindeki avludaydı. Avludan geçtik sinema salonu denilen amfide söyleşiye başladık. Orada yanılmıyorsam üç oda daha vardı; kültür etkinlikleri için yapılmıştı. Ancak sayı artmaya devam ettiği için, diğer üç salon da mahkumların koğuşu olmuştu.

Varoluşçu felsefe yaşamı sorgular. Özellikle ‘toplum’ kavramını. Toplumun değer ve normlarını. Hangi davranış doğru? İyi, ahlaklı, yanlış davranış nedir? İnsan doğası diye bir kavramı eleştirip ‘insan doğası’ diye bir şey olmadığını belirtir. Varoluşçulara göre insan doğası gibi bir varsayım, kendini aldatmaktır. Bireylerin sahip olduğu büyük sorumluluğun inkarının bir parçasıdır. Herkes kendi değerlerini oluşturur. Etik ve ahlaki sorulara da kendimize göre yanıtlar veririz. Dışarıdan yani toplumun oluşturduğu değerlere göre davranmanın, yanlış olduğunu belirtir varoluşçuluk.

Toplumsal değerler kümesi, insanları belirli kalıp yargılara mahkum eder. İnsan doğası aldatmacasından insanın kurtulması gerekir. Bu amaçla insan kendi biricikliğine dönmeli. Kendi değerlerine göre yaşamı anlamlandırmalıdır. Bunun için de insan, ne geçmişe takılıp kalmalı ne de geleceğe göre hazırlanmalıdır.

İNSAN içinde bulunduğu ‘AN’ı YAŞAMALI’dır. An’ı yaşamak için ‘zaman’ın değerini çok iyi kavramalı insan. Toplum içerisinde bile yaşarken kendine dönmeli. An’larda onu mutlu eden olay ve olguları yakalamalıdır.

An’ı anlamak kolay değildir; Çünkü insanlar ‘eğitim’den geçer. Yani toplumsallaşırlar. Toplumsallaşma insanı belirgin ve tek bir kültüre göre şekillendirmektir. Kültürün doğruları, yanlışları, ahlaklılık ölçütleri, güzelin ne olduğu, tercihler bireyin yaşamda kullandığı kriterler olur ve böylece yüzlerce kültürü dışlar; kültürel çeşitlilikten yoksun kalır. Fırsatlar yitirilmiş olur. Kültüre göre yaşamak için bireyler çırınır durur; yaşam da akar gider. Bir bakılır ki hayat bitmiş.

İnsanların ‘an’ı kavramaları ve 1 saniyenin değerini anlaması, elindekilerin mükemmel olanaklar olduğunu görmesi ve kabul etmesiyle olanaklı olabilir. Toplum içinde yaşarken insanlar 1 saniyenin daha doğrusu zamanın değerini unutuyoruz.

Varoluşçuluk felsefesi bu amaçla idam mahkumları ve ölüm döşeğindeki hastalarla öğrencilerin buluşmasını ve ‘sınır’ durumuna gelmelerini sağlıyor. İdam mahkumu için 1 saniye çok çok uzun bir zaman dilimidir; ölüm döşeğindeki hasta için de, cezaevi için de.

Felsefik ve psikolojik olarak ceza tartışılan bir kavramdır. Psikolojide cezanın asla istenilmeyen bir davranışı yok etmediği bilinmektedir. İdam cezası bile seri katilleri caydırmaz. Daha hafif cezalar da örneğin kısa süreli tutukluluk gibi ‘hırsızları’ caydırmaz. Felsefik olarak suç ve ceza bu şekilde tartışma konusudur. Kanımca cezaevi suç işlemeyi önlemiyor. Suçu önlemenin başka yolları var.

Bir öğrenme laboratuvarı olarak cezaevleri, an’ın değerini yani 1 saniyenin ne kadar değerli olduğunu çok etkili bir şekilde öğretir. Cezaevlerinin bomboş olmasını dileyenlerdeniz. Yeni neslin ise an’ın değerini anlayarak ve sevgiyi temel alarak hayata karşı tavır almaları taraftarıyız.

Cezaevinde volta atılan avluda bir köşede ‘feslikan’ çiçeği vardı. Bizler dışarda uğraşır dururuz, feslikanları bir türlü yaşatamıyoruz. Doğa oradakilere sevgisini göstermiş, feslikanları onlara sunmuş. Doğa onlara ‘sevgi’yi öğretmiş. Keşke bizler de tüm öğrencilere an’ın değerini ve sevgiyi öğretebilseydik.



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı