Köşe YazarlarıSürmanşet

Çevre eğitimi ve çocuk

Okul Öncesi Eğitim Derneği








İnsan yaşadığı çevre ile bağ kurmaya doğmadan önce başlar. Yapılan araştırmalar, bireyin anne karnından itibaren duyduğu sesleri anlamlandırabildiğini vurguluyor. Yani tıpkı yumurtadan çıkan bir caretta carettanın denize yansıyan ay ışığını izlemesi gerektiğini bildiği gibi. Doğduğunda iki göze, bir buruna ve ağıza sahip insanla tanışacağını biliyor. Annesinin kokusunu ve kalp atışını ayırt edebiliyor. Bunu bilmek harika bir his değil mi?  Dünyaya geldikten sonra bebekler, bir bilim insanı edasıyla tüm duyularını kullanarak hayatın anlamını çözemeye, dinlemeye, anlamaya ve anlamlandırmaya devam ediyor. Bilgiyi tüm açılarıyla yakalayabilen algı sistemine sahip çocuk, atın sesini aynı at gibi çıkarabiliyor. Etrafındaki insanlarının duyguları ifade ediş biçimlerini taklit ediyor. Çevreyi kirletmeyi reddeden annesi gibi yere çöp atanları sert bir dille uyarabiliyor. Yani çocuğunuzun akıl tarlasına ne ekiyorsanız, onu biçiyorsunuz.




Bu hem muhteşem hem de tehlikeli bir durum. Yaşamı böylesine merak dolu gözlerle izleyen çocuğu bulunduğu çevreye uyumlu, duyarlı, keşfetmeye açık yetiştirmek hayata verebileceğimiz en değerli armağandır. Tam tersi ise felakettir. En somut örneği ile şu an yaşadığımız dünya krizlerinin sorumluları. Bu sorumlulara ve yaşananlara karşı çıkan onları durdurmaya çalışan; “geleceğe doğa ile uyumlu yaşam ile varılabileceğini savunan” değerli bireylerdir, bizleri geleceğe taşıyacak olan.



Peki doğa ile uyumlu davranan insanlar yetiştirmek için ne yapmalıyız? Dünyada pek çok ülke, kendi doğasına yaşayış biçime uygun pek çok eğitim ve öğretim programları düzenleyerek, hem toplumu eğitiyor hem de içinde bulunduğu doğa ile uyum içinde yaşayıp, ülkesinde yaşamsal sürdürülebilirliğini arttırıyor. Çevre eğitimlerine ve bilincine en erken yaşta başlıyor ve ömür boyu devamını sağlayacak tüm olanaklar sağlanıyor.

Çevre eğitimi toplumsal yaşam alanları farkındalığı, doğa eğitimi, geri dönüşüm, trafik, deprem gibi pek çok konuyu içine alan geniş bir alandır. Eğer toplumun en küçük bireyini yetiştiriyorsanız bunu en basit ve anlaşılır bir dil ile anlatarak, yaparak yaşayarak öğrenmesini sağlamalısınız. Dünyanın neresinde yaşıyorsanız yaşayın. Bu eğitimi en basit hali ile sağlayabilirsiniz. Yaşamımdan vereceğim bir örnekle bu cümlelerimi somutlaştırmam gerekirse: Her akşamüstü babaanneme yürüyerek gitmek için iki yolumuz vardı. Bir yolumuzun üzerinde kurbağaların yaşadığı bir dere, diğerinde ise dut ağacı ve sebze bahçesi bulunuyordu. Annem bu yollarda zaman geçirmemize izin verir ve yol boyu bizimle incelemeler yapar, sohbet ederdi. Kurbağalar derede artar azalır. Kamışlar ses çıkarır, çiçeklenir, kırılır yenilenirdi. Bu döngüyü izleme fırsatımın olması zenginlikti. Dut ağacından dut toplar, bahçede çalışanlardan sebze alır yolumuza devam ederdik. İki farklı yaşam alanı inceleme fırsatı bulmakla birlikte, hem de herhangi bir çaba veya ücret sarf etmeden, aldığım en anlamlı ilk doğa eğitimim oldu. Yıllar sonra akademide kamışların kökünde yaptığım doğal materyal ödevimden en yüksek notu almamı sağladı. Yükseköğretimi tamamlama projem de kurbağalar var olup, eğitimlerimde yaşam döngüsünü aktarabilmemde yardım ettiler. Onları tanıyan çocuklar daha dikkatli davranıp yaşamalarını sürdürmelerini sağlayacakları ilk öğrenmelerini gerçekleştirmiş oldu. Dut ağacı bana ipek böceğini tanıştırdı. Sebze bahçesi hem sağlıkla büyümeme yardım etti hem de bir tohumun büyümesini heyecanla izleyen mutlu öğrenciler bahşetti. Ben de bu mutluluğu yaşayıp ağacı, bitkileri koruyan toprağı suyu kirletmeyen öğrenciler yetiştirmeye çalışıyorum. Önce tanıdım, sevdim korudum sonra tanıtıp, sevdirdim, koruyan bireyler yetiştirdim.

Peki bu kadar mı? Hayır. Eğitim ömür boyudur. Eğitim en değerli miğferleri öğretmenlerdir. Öğretmen, aile ve devletler nasıl bir   eğitim programı hazırlamalı, nasıl bir yol izlemelidir ki çevresel duyarlılığı olan bireyler yetiştirebilsin? Bu soruların cevaplarını tartışmaya bir sonraki yazımda devam edeceğim.

 





Başa dön tuşu