Poli

Bu Şehir Hepimizin…






Guita Farivarsadri

Bu şehir hepimizin… mi? Etrafınıza eleştirel bir gözle bakın. Gerçekten şehirlerimiz bizim mi? Herkesin mi? Hiç dikkatinizi çekti mi? Bizim sokaklarda (çok özel bölgeler dışında) bırakın tekerlekli sandalyeli veya görme engelli birini, gezmeye çıkmış yaşlı birini veya çocuk arabası ile gezen bir anneyi bile göremezsiniz. Çünkü şehirlerimiz sanki insanlar için değil arabalar için tasarlanmıştır.



Uygar kentlerde ise insanlar önceliklidir. Bu konuyu biraz inceleyelim. Şehirlerimizde insanların bir araya gelebilecekleri, bir etkinlik düzenlenebilecek sosyal kentsel alanlar büyük çoğunlukla tarihi bölgelerde bulunur (Mağusa ve Lefkoşa sur içlerindeki meydanlar gibi). Yeni gelişen kısımlarda ise sokaklar ağırlıklı olarak arabalar için tasarlanmıştır ve kenarlarında ancak yürümek için kaldırımlar vardır. Birçok yerde, en işlek caddelerin dahi başından sonuna kadar doğru dürüst kesintisiz bir kaldırım bile yok (Mağusa’da Salamis yolu, Lefkoşa’da dere boyu, vs.). Mahalle aralarında ara mekanlar, meydanlar zaten söz konusu bile değil. Genç öğrenci nüfusu bu derece yoğun olan şehirlerimizde hiçbir yerde bir bisiklet yolu göremezsiniz.  Peki neden?  Yurt dışında gezdiğiniz ve beğendiniz şehirleri bir düşünün; Madrid, Barcelona, Floransa… Bu şehirler, gece gündüz canlı olmaları ile tanınırlar ve bu durumlarını arabaların girmediği yayalaştırılmış bölgelere, ara mekanlara, meydanlara, çok geniş kaldırımlara, insanların her türlüsü rahat rahat gezebildiği, kullanabildiği iç ve dış mekanlara borçludurlar. Tüm bu şehirlerde gün geçtikçe bu tür mekanların sayısı artıyor. Şehirler arabaların istilasından kurtarılıyor ve orada yaşayan insanlara geri veriliyor. Örnek olarak Barcelona şehir merkezindeki artan hava ve ses kirliliğine karşı trafiğin 21% azaltılmasına karar verilmiş. Ayrıca şu anda arabalar tarafından kullanılan sokakların yaklaşık 60%’ının şehirde yaşayan vatandaşlara geri verilmesi ve “vatandaş mekanları” olarak yeniden düzenlenmesi planlanmıştır (The Guardian).

Bizim şehirler ise yeterince yaşamıyor. Çünkü şehirlerimiz, iç ve dış kamusal mekanlarımız maalesef tüm insanlar düşünerek tasarlanmamış, düzenlenmemiştir. Son zamanlarda engelli vatandaşların şehirlerdeki kamusal mekanların kullanım hakları üzerine bir çok yazı yayımlanıyor, programlar yapılıyor. Bu tabii ki çok önemli bir konudur, zira eğer bir toplumda engelli vatandaşlar dışlanıyorlarsa ve diğer insanlar gibi kamusal alanları kullanamıyorlarsa o toplum kendini uygar olarak tanımlayamaz. Maalesef bu konuda yapılanlar da ancak göstermelik bazı önlemler veya yetkililerin zoru ile yapılan uygulamalardan öteye gitmez. Bu yüzden şehirlerde eğimi yürüyerek bile tırmanılamayacak kadar dik rampalara, bir kaç basamak çıkmadan ulaşılamayan engelli tuvaletlerine, asansörü olmayan ve ulaşmak için 30-40 basamak tırmanmayı gerektiren kafelerde engelli tuvaletlerine ve önüne parmaklıklar dikilen rampalara rastlamak mümkündür!

Galiba esas problem bizim bu konuyu bir bütün olarak görmememizdir. Tekerlekli sandalye kullanan biri için uygun bir mekan tasarlandığı zaman, aslında çocuk arabası kullanan bir anne baba için de, ayağı kırılan bir genç için de, yaşlı biri için de daha uygun bir mekan tasarlamış olduğumuzu farkında olmamamızdır. Önemli olan insana öncelik vermektir. Asıl mesele şehirlerimizi, hatta tüm yaşam alanlarımızı insanca, tüm kullanıcı grupları için tasarlamaktır.

İnsan Merkezli Tasarım, Evrensel Tasarım

Evrensel tasarım (Universal Design) dünyada hızla yaygınlaşan bir tasarım yaklaşımıdır. Bu yaklaşımın ana amacı farklı kullanıcı kimliklerine hitap edebilen mekan ve ürün tasarımlarının oluşmasıdır. Yani tüm insanların yapabilirliklerini ve kısıtlamalarını düşünerek tasarım yapmaktır. Bu da hiçbir ayrımcılığa izin vermeden, aksine toplumun mümkün olduğunca çoğunluğunun kullanımını benimseyen bir tasarım anlayışı demektir. Bu tasarım anlayışı ilk olarak 1980’ların sonunda Mimar Ronald L. Mace tarafından ortaya konmuştur. 1996 yılında North Carolina State Üniversitesi’nde Evrensel Tasarım Merkezi (The Center for Universal Design) isimli bir merkez kuruldu ve bunu takiben gerçekleşen bir çalıştay sonucunda Evrensel Tasarımın yedi ilkesi yayımlandı. Bu yedi ilke bunlardır:

  • Kullanımda Eşitlik,
  • Kullanımda Esneklik,
  • Basit ve Sezgisel Kullanım,
  • Anlaşılabilir Bilgi,
  • Hata Toleransı,
  • Düşük Fiziksel Çaba,
  • Yaklaşım ve Kullanım İçin Gerekli Boyut ve Alan.

 

Bu yaklaşımın ilk ve belki de en önemli ilkesi, Kullanımda Eşitliktir. Bu ilkeye göre tasarım çok farklı yetenekleri olan kişilerce kullanılabilir ve satın alınabilir olmalıdır. Bu durum hem ürün tasarımında hem de mekan ve çevre tasarımında geçerlidir. Bu ilkeye göre tasarımda her türlü kullanıcı için aynı kullanım şeklinin sağlanması; aynısı olamıyorsa benzeri veya eş değerinin sunulması, hiçbir kullanıcının dışlanmaması veya utandırılmaması, mahremiyet ve güvenliğin tüm kullanıcılara eşit olanaklarla sağlanması ve tasarımın tüm kullanıcılara aynı çekicilikte sunulması gerekmektedir.

Başka bir deyimle bu yaklaşım bütüncül ve kapsayıcı bir tasarım yaklaşımıdır ve insanı tasarımın merkezinde yerleştirmektedir. Eğer biz bu yaklaşımla şehirlerimizi, sokaklarımızı, tüm kamusal ve kentsel mekanlarımızı düzenleyebilirsek hepimizin için daha keyifli, sağlıklı ve güzel yaşam mekanları sağlamış oluruz.

Elektrik kutuları ve tabelalar gibi engellerle önleri kesilmemiş, görme engelli vatandaşların yönlendirmesi için yönlendirici dokuları olan, uygun yerlerde düzgün eğimli rampaları olan kaldırımlar yapılması, sokaklarda belli aralıklarda yerleştirilmiş dinlenme ve oturma yerlerin sağlanması çok da zor olmayan ama evrensel tasarım açısından çok önemli kentsel elemanlarıdır. Ayrıca tüm çocukların eşit ve güvenli şekilde kullanabilecekleri oyun alanları, iyi aydınlatılmış sokaklar, herkesin keyifle kullanabileceği parklar, bisiklet yolları ve benzeri düzenlemeler, insan merkezli tasarlanmış kentlerin olmazsa olmazlarıdır. Kamusal iç mekanlar da herkesin rahatlıkla kullanabileceği ve güvenliğin sağlandığı yerler olarak düzenlenmelidir. Buna örnek olarak sinema, tiyatro ve spor salonları tekerlekli sandalye kullanıcıların da rahatlıkla girebilecekleri şekilde tasarlanmalı. Engelli vatandaşlar için uygun yerler ayarlanmalı, bankalarda, satış yerlerinde ve otellerde herkesin rahatlıkla ulaşabilecek bankolar, satış rafları düşünülmeli. Bu örnekler tabi ki çoğaltılabilir.

İşi bir yerden başlatmak gerekir ve bu ancak düşünce yapımızı değiştirmekle mümkün olacaktır. Yukarıda söylendiği gibi Evrensel tasarım bütünsel bir yaklaşımdır ve sadece engelli vatandaşlar değil, çocukları, yaşlıları, gençleri, hepimizi kapsar. Bu yaklaşım sadece tasarımcılara değil, kamusal mekanlarımızın tasarımı ve düzenlenmesi ile ilgili karar merceği olan herkesi ilgilendirir. Tüm şehirlerimiz henüz gelişim aşamasındadırlar ve birçok büyük şehrin sorunlarından uzaktırlar. Bu da bizim için büyük bir avantaj sayılabilir. Bu nedenle geç olmadan bu gözle şehirlerimize bir daha bakmamız ve doğru bir planlama ile daha insancıl yerlere dönüştürmemiz çağdaşlığın bir gereksinimdir.

Kaynaklar

1-https://www.theguardian.com/cities/2016/may/17/superblocks-rescue-barcelona-spain-plan-give-streets-back-residents

2- North Carolina Üniversitesi Evrensel tasarım merkezi (center of Universal Design ) web sitesi

3-Hacıhasanoğlu, I., 2003. Evrensel Tasarım. Tasarım Kuram, M.S.G.S.Ü. Mimarlık Fakültesi Dergisi, Mayıs 2003, İstanbul







Başa dön tuşu