Bu gurur Millilerimizin

8 Haziran 2016 Çarşamba | 11:43
Okan Karademir

 

 

Abhazya’da düzenlenen ve KKTC A Milli Futbol Takımımızın üçüncülük elde ettiği CONIFA Dünya Kupası’nın ardından her şeyi yerinde yaşamış ve gözlemlemiş biri olarak genel bir değerlendirme yapmak Allahın emri. KTSYD adına eski başkanlarımızdan Ogün Genç Kaçmaz ile birlikte Milli Takımımızın 10 günlük macerasında tüm gelişmeleri ülkemiz medyasına servis etmekti görevimiz. Süreç boyunca her adımda kafile ile birlikte yaşadık her şeyi. Olumsuzluklar da olsa birçok farklı duyguyu tadarak farkındalığımız da arttı. Öncelikle organizasyonla ilgili “GOLİFA”, “Pepsi-Bixi Kupası”diye dalga geçen, hor görenlere diyeceğim şu ki, a dostlar açın, bakın, okuyun bir “CONIFA” nedir diye. Hiç mi merak etmezsiniz. Biz daha kendi insanımızın oluşturduğu Milli Takımımızı benimseyemiyoruz, sahip çıkmıyoruz dönüp bir de paylaşacağımıza başarısına gölge düşürüp çamur atıyoruz. Ülke futbolu olarak uluslararası anlamda yer alabileceğimiz en ciddi olaydır bu.  Sanki UEFA ya da FIFA’da oynama şansımız vardı da biz CONIFA’yı tercih ettik. Milli Takımımızın bu turnuvaya katılmasında emeği geçen Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu Başkanı Hasan Sertoğlu ve ekibi ile birlikte katkı koyan herkesi kutlarım. Kendi adıma ülkemiz ve futbolumuz adına orada büyük bir iz bıraktık.

***

Ev sahibi Abhazya da yakın geçmişte bizim gibi savaş acıları yaşamış bir devlet. Henüz çok genç bir oluşum. Savaşın izlerini halen barındırıyor. Büyük alışveriş merkezleri yok. Gökdelenler yok. Yerleşim ve altyapı eksiklikleri var. Ancak gelişmek için çabalıyorlar. Şaşırtıcı noktaları da var. Biz halen 3G’yle kullanırken onlar 4G’deler ve internet de sınırsız. Abhazya’ya gidişimiz çok yorucu oldu. Uçak yolculukları, Kafkasya dağlarının arasındaki otobüs yolculukları derken neredeyse 20 saati yollarda geçirdik.  Bu durum Rus-Türk ilişkilerindeki sıkıntılarla da birlikte bir mecburiyetti aslında. Rusya sınırından geçerek Abhazya’ya ulaşmak için vize ve uçak bileti konusunda çok uğraşıldı. Konaklama yerleri ve damak tadı bakımından yemek konularında da sıkıntılar yaşansa da hepsi bir şekilde aşıldı. Tüm bunlarla birlikte herkeste müthiş bir stres ve sinir harbi de yaşandı ancak kafile her daim sorumluluğunun bilincindeydi. Turnuvanın açılış organizasyonu gerçekten mükemmeldi. Açılışta ışık şovlar eşliğinde yöresel danslar, etkileyici gösteriler, konser ve birçok etkinlik yapıldı. Abhazlar Avrupa şampiyonalarından geri kalmaz müthiş bir açılışa imza attılar. Çok etkilenmiştik. Takımımız yaşanan her türlü olguya rağmen turnuvanın ilk aşamasını Gagra şehrinde başarılı bir şekilde tamamlayarak çeyrek finale kaldı. Çeyrek final ve sonraki turlar için ise istikamet başkent Sohum’du. Gagra’ya göre koşullar daha iyiydi. Çeyrek finale gelene kadar takımımız ciddi bir yorgunluk yaşadı. Neyse ki 2 günlük dinlenme fırsatı iyi geldi. Yarı finaldeki rakibin ise Abhazya olması herkes tarafından erken final olarak değerlendirildi. Müthiş bir atmosferde oynanan maçta millilerimiz kaybetse de tüm taraftarların gönlünde taht kurarak diğer yarı finalist Padania’yı yenip turnuvayı üçüncü noktaladı. Rusya’nın lobisini oluşturduğu Abhazya’yı, Cebelitarık ve Kosova gibi ileride UEFA ve FIFA’da görmekte hiç şaşırtıcı olmaz açıkçası. Turnuva boyunca UEFA ve FIFA yetkilileri organizasyonu yerinde takip ederek aldıkları notlarını mutlak merkeze taşıyacaklardır.

***

Organizasyonun ana sahası olan başkent Sohum’daki Dinamo Stadı ve oluşturulan atmosfer hepimizi hayran bıraktı. Her gün bu stadı konuşarak bizim ülkemizde de olması gerektiğini düşündük. Yıllardır milyonları çöpe atarak Atatürk Stadı’yla uğraşırken insanlar öyle bir stadyum yapmış ki tamamen amaca hizmet edecek bir yapı kurmuşlar. Sentetik zemini, 4 bin 300 koltuk kapasiteli karşılıklı uzay tribünleri, kale arkalarındaki dev led ekranları, müthiş ses ve ışık sistemi ile bizim gibi küçük ülkelerde yer alması geren bir stat. Tel örgülerin olmadığı statta güvenlik önlemleriyle birlikte, her maçta 3 ambulans ve itfaiye hazır bulunurken saha mimari yapısı, soyunma odaları, duşu ve tuvaletleri ile UEFA standartlarını barındırıyor. Hepimiz turnuva boyunca bu stada iç geçirdik. Evet 1 tane yapmışlar ancak onu da tam yapmışlar. Öte yandan futbolun kendi başına bir değeri yok. Futbolun olmazsa olmazı seyircidir ve bu yüzden Dünya’da en çok sevilen spor branşıdır. Ancak ülkemiz futbolunun da en büyük sorunudur bu durum. Abhazya’nın her maçı ful çekti. Önemli olan nokta da o zaten. Abhazlar kendi organizasyonlarını, milli duyguyu öyle içtenlikle benimsiyor, kabulleniyor ve sahip çıkıyor ki futbolu güzelleştiriyorlar. 7-70’e her insan maça gidiyor. Taraftarın belki de 4’te 2’si kadınlardan oluşuyor. Maçlara renk katıyorlar ve tribünde karnaval havası yaşatıyorlar. Biz yapmış olsak bırakın diğer takımları kendi milli takımımızın maçını izlemeye kaç insan gelecek diye durur düşünürüz. Futbolcuların ise bir lafı vardır hani, “Futbolcu olduğumuzu anladık” diye. Evet futbolcularımız ülkemizde hissedemediği futbolculuk duygularını bu milli temas sayesinde yoğun bir şekilde hissetti. Ülkemizdeki gibi 100-200 kişi önünde değil binlerce insan önünde maçlara çıktı. Taraftarların kalbini kazandı. Kendileriyle fotoğraf çekmek isteyen insanların sıraya girdiğini gördüler. İmza almak, forma almak isteyenlerin birbirleriyle yarıştığına şahitlik ettiler. Bu durum onları ziyadesiyle memnun kıldı. Bir başka gururu da hakemlerimiz yaşadı. Osman Özpaşa, Şakir Azizoğlu ve Ahmet Özkurtuluş’u yürekten kutlarım. Çok iyi iş başardılar ve finali yöneterek tarihe geçtiler. Hayat hikayeme eklenen ve Milli Takımımız ile birlikte Abhazya seferinde yer almaktan onur duydum. Ülke futbolumuzun bu tip organizasyonlarda daha çok yer alması dileğiyle.

[images_grid auto_slide=”no” auto_duration=”1″ cols=”four” lightbox=”yes” source=”media: 161163,161161,161162,161164″][/images_grid]