Köşe Yazarları

BÖYLE DE OLMAZ Kİ


KKTC’deki gibi bir yönetim sistemi düşünün ki Cumhurbaşkanı ile Başbakanı taban tabana zıt görüşlere sahip olsunlar!

Mesela Cumhurbaşkanı “Sol,” Başbakan “Sağ” görüşlü” olsun..

Dolayısıyla “Cumhurbaşkanı “Sol kesimi” Başbakan “Sağ kesimi” temsil etsin!

SORALIM: Böyle bir görüş ve misyona sahip “Cumhurbaşkanı ile “Başbakan”lı bir ülkede iç barış sağlanabilir mi? Üstelik Cumhurbaşkanı işe Başbakan karşılıklı iki rakip olarak “Cumhurbaşkanlığı” seçimlerine adaylıklarını koydukları gerçeklerde..

Kİ tepedeki bu “makam sahiplerinin”  temsil ettikleri “kesimlerin oyları” ne Sn. Akıncı’nın yeniden seçilerek cumhurbaşkanlığına devam etmesine yeterlidir.. Ne de Sağ cenah oyları Sn. Başbakan Tatar’ı Cumhurbaşkanlığına taşıyacak kadar bütünseldir!

LAFIN kısası Sn. Akıncı ile Sn. Tatar’a hem “Soldan” hem “Sağdan” gelecek oylar da gereklidir..

Tutun ki bu gerekliliğe Kıbrıs Türk toplumunun oyları” diyeceğiz..

O zaman da talep edilen oylar “Sol tutumla, Sağ tutuma değil, KKTC’nin bekası için kullanılacaktır.”

O zaman sorulacaktır: “Nedir bu beka meselesi?” ***

MEZAR taşlarında bile yazar: “Baki kalan Allah”tır.” Anlarsınız ki “beka” ölümsüzlüktür, kalıcılıktır..

Dolayısıyla insanlar ölüp gidecekler ama  arkalarında kalıcılığıyla yaşayacak “Devletle Milleti” bırakacaktır..

Yani “her şey vatan millet” içinse tutun ki Sn. Akıncı ile Tatar için de öyledir, öncesi “siyasiler” için de öyle olmalıydı..

***

NE var ki öyle değildir! Mesela kaç zamandır Sn. Akıncı ile Tatar mindere çıkmış iki güreşçi gibi birbirlerine el ense atarak, birbirlerinin zayıf yanlarını bulmaya çalışarak ve  birbirlerini diskalifiye etmek için fırsat kollayarak mücadele etmektedirler! Buna da politikanın cilveleri mi diyelim?

DİYELİM de KKTC’nin “tepedeki en üst makamlarında görev yapan seçilmişlerin böylesi politikalara ne kadar ihtiyacı vardır? Hele de memleketin ne kadar ihtiyacı vardır ki?

Nitekim bu tartışmaların tetiklediği düzen bozukluklarıdır ki “Bakanlar Kurulu” kararına karşın ülkeye “karantinasız” giriş yapan TC’li bir Şirketin “Başkan ve personeli” hakaretlere uğrar, yaratılan olaylar da bir yandan KKTC’i belki de gerçekleşmesi muhtemel 400 yatlık bir marinadan mahrum bırakırken.. Bir Bakanın da görevden alınmasını.. Görevden alınırken Başbakan’la Cumhurbaşkanının takışmalarını.. Bu nedenle siyasi partilerin de hareketlenerek Hükümete karşı propagandalarını yoğunlaştırarak ortamı iyice germelerine… Neden olduydu!Bu bir ihtiyaç mıydı? Hele KKTC gibi hâlâ çözümsüz hâlâ TC’nin parasal katkılarıyla ayakta duran, güvencesi olmasa Rum’un bir lokmalık “hamı” olacak bu ülkede..

Ki bu ülkede ayni zamanda her yıl bir seçim yapılır, Koalisyonlar kurulur, bozulur, kavgalar kıyametler kopartılır! VAR mı KKTC’e bunların faydası? Kaldı ki kırk yıldır ne kadar hayır ettik? Ki yarattığımız pisliklerden, Maraş’ın yıkılıp gitmesinden, trafiğimizin aldığı canlardan, altyapımızın dökülmesinden, birbirimize attığımız kazıklardan, yaygınlaşan esrardan, fuhuştan, kumarından, her zaman mağdur ve mazlum olan işçilerimizden… Utanarak, üzülerek yaşamıyor muyuz bu memlekette?

ÜNİVERSİTE mezunu olmayanın kalmadığı KKTC’den bahsediyorum. Bir Ülke böyle mi olur diye soruyorum..

Ki herkes bir gün ne kadar “mühim ve büyük olursa olsun” görev teslimi yaparak köşesine çekilecektir. Karşılığında alacağı en büyük ödülü ise memlekete yaptığı hizmetleri, hizmetlerin karşılığı olan halkın takdir ve alkışları olacaktır.. Sn. “Büyüklerimiz,” “seçilmişlerimiz” lütfen bu ödülü hak edin. Halk sizden hizmet bekler. Oysa şu anda bu halka kulislerde, medyada, şurada burada sadece  dedikodu yaptırtıyorsunuz! Olmaz ki böyle de bir yönetim anlayışı olamaz ki?


Etiketler

Benzer Haberler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı