Köşe Yazarları

Bizden adam olmaz

 

Çok iddialı oldu belki ama…
Yaşadıklarımız bize öyle gösteriyor ki…
Daha yüz fırın ekmek isteriz…
1974 sonrası kurulan bu “ganimet” düzeni halen devam ediyor.
Tepe tepe herkes kullanıyor.
Bu yazıyı okuyan herkes, kamuya güvenmiyor.
Güvenen açıklasın.
Maalesef durum budur.
Biz taktık kamuda alınan maaşlara.
Sorun alınan maaşlar değil.
Ek mesailer de değil.
Siz eğer bir katma değer yaratıyorsanız, elbette bunun karşılığını alacaksınız.
O zaman soru şudur:
– Kamuda hizmet verenler, aldıkları maaşın karşılığını veriyor mu?
Bu soruya cevabınız “evet” ise yazının devamını okumayın.
“Hayır” ise devam edelim.

Sendikalar…
Kamu çalışanının en büyük güvencesi, kamuda çalışıyor olması değil…
Örgütlü oluşudur.
Sendikalardır.
Peki.
Bir soru daha var…
– Sendikalar bu örgütlü yapıyı ne için kullanıyor?
Devam edelim.
KKTC’de kamuda kaç sendika vardı…
Önce KTAMS…
Sonra Kamu-Sen…
Öğretmenlerde?
Önce KTÖS…
Sonra KTOEÖS…
Özel sektörü saymıyorum.
Peki…
Neden şimdi onlarca sendika var.
Gümrükçüler KTAMS üyesiydi.
Hava Kontrolörleri KTAMS üyesiydi…
Maliye Çalışanları Kamu-Sen üyesiydi.
Meclis Çalışanları KTAMS üyesiydi.
Artırabilirim.

Bakış açısı değişti
Ama artık kamu çalışanının bakış açısı değişti.
Ne başladı?
“Zümresel çıkar…”
Ve her dairede çalışan kendi sendikasını kurdu.
KTAMS bir hayli sendika doğurdu.
Gümrükte çalışan, kendisine özel ek mesai istedi…
Maliyede çalışan başka ayrıcalık istedi.
Ercan’da çalışan başka…
Hazırlık ödeneği dediler adına…
Ek mesai dediler…
Risk ödeneği dediler.
Vardiya ödeneği dediler…
Dediler de dediler…

Alın size somut örnekler
Hava Trafik Kontrolörleri mesela…
100’de 100 ek mesaileri var. Maaş kadar. Yani iki maaş alıyorlar her ay.
Artı yüzde 10 brüt maaş üzerinden ek radar tahsisatı.
Peki şimdiki talep ne?
Bir asgari ücret ek tahsisat talebi var…
Neden?
“Dünyada aynı işi yapanların maaşı yüksek…”
12 saat işte 24 saat evde, 12 saat işte 48 saat evde şeklinde bir vardiyaları var.
Aynı şekilde çalışan herkes de doktor raporları ile ek mesailerini bir tamam alıyorlar… Bunu da daha önce yazmıştım.
Yapılan iş lise hizmet sınıfı…
Şimdi istenen üniversite hizmet sınıfı baremini kullanmak.
Neden?
Barem 10’da başlayıp, barem 16’nın sonuna kadar çıkma talebi var.
Peki ne yaptı hava kontrolörleri?
Ayrı sendika kurdular, KTAMS’tan istifa ettiler.

 

Başka örnekler de var…

Cezaevindeki gardiyana, “Aidatını sana geri iade edeyim” diye teklif yapan ve üye sayısını artırmak isteyen sendika var.
Maaşın binde 8’i oranında…
Ayda 30 TL, yılda 360 TL…
Ne için?
Yetkili sendika olmak için…
Sendikacılık mücadele üzerinden değil, kelle sayısı üzerinden yürütülmeye çalışılıyor kamuda.
Bunla da kalmıyor.
Örneğin ortaokul mezunu bir kişiye, kamuda eğitimine göre kadro almasına rağmen, bir sendika, “Bana üye ol, seni lise kadrosuna intibak edelim” diyebiliyor.
Üye sayısını artırmak için turizm acenteciliğine dönen sendikalardan hiç bahsetmeyeceğim.

İroniye bakın…
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı’nda, Tel-Sen yetkili sendika olsun diye, Hava Kontrolörleri Birliği Sendikası yönetimi gidip üye oldu.
Bu nedenle, Karayolları’nda yetkili sendika Tel-Sen.

 

Siyasetçi de verdi

Talepler olur da, bunu oya döndürmek isteyen siyasetçiler boş durur mu?
Durmadı.
KKTC var oldu olalı durmadı.
Bu nedenle kamuda çalışanın talebi de bitmedi.
Herkes maaşına ek olarak, daha fazla para kazanmak için, iş kolu sendikacılığına yöneldi.
Yetmedi, “bana üye ol kuaför saçını yüzde 10 indirimli fönlesin” diyerek üye sayısını artırmak isteyen sendika türedi.
İş mi bu?
Böyle böyle bugüne geldik.
Çalışanın ve kamudaki verimliliğin en büyük güvencesi olan sendikalar, şimdi farklı bir yapıya büründü.
Sürekli “daha fazla ver” diye sendikaların tümünün aynı yola girmesi de bu yüzden.
Üye sayısı.
Çalışan popülist taleplerde bulunuyor.
Sendika da üye kaybetmemek için buna yöneliyor.
Aksi halde, çalışan o sendikadan istifa ederek, kendi sendikasını kurabilir.
Meclis’te bir sendika…
Maliyede bir sendika.
Özel hizmet gerektiren kamu dairelerinin her birinde bir sendika…
Bu ortamda çalışan arsız olmaz mı?
Sendikalar popülizm yapmaz mı?
Maalesef kamuda böyle bir yapı oluştu.
Teşhisi doğru koymasak, çözüm de doğru olmaz.
Popülizm devam eder.
Verimliliği hiç konuşmayız.
Herkes örgütlülüğünü silah yapar, kamu hizmetleri de böyle dibe vurur.
Ama örgütler sürekli yeni sendikalar doğurur, örgütlü mücadele zayıflar, herkes kendi çıkarı derdine düşer.
Şimdi durum budur.
Ben aldığım hizmetlerden rahatsızım.
Kamudaki sağduyulu çalışanlar da sürekli taleple gündeme gelmekten rahatsız.
Siz farklı düşünüyorsanız, buyurun tartışalım.

Etiketler


İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı