Bittacı…

27 Mart 2017 Pazartesi | 13:27

 

Erol Uysal

Dedem Kemal Kuman’nın, 28lik bisikletiyle beni okuldan aldıktan sonra, öğlen yemeği için gittiğimiz ekmek fırının hatıraları gözümün önünde…

Girne’de eski Türk mahallesindeki Hüseyin Bittacı’nın fırını.

Şimdilerde, kızım Kayla ile birlikte o günleri yaşamaya devam ediyorum…

Hüseyin dayı artık yok. Eşi Hatice aba hayatta.Ve Çocukları Ertan ile Kenan…

Emek mücadelesinin tüm azizliğini her gün bir kez daha gözler önüne seriyor…

Bittacı’nın fırınına gitmek bölge sakinlerinin ritüelleri arasında, Girne’nin mihenk taşlarından biri adeta…

Bittacı ailesi, 1915’ten bugüne dek 1 asırdır  fırıncılık mesleğini sürdürüyor. 1963’te Lapta’dan Girne’ye göç ettikten sonra, şimdiki yerlerine yerleşmişler. 54 yıldır da yaşam mücadelesine burada devam ediyorlar.

Ekmeği, pideyi, zeytinli bittayı bakkaldan almıyor mahalleli. Bittacıdan almayı tercih ediyor.

Kimileri, evde tepsiye hazırladığı hamur işlerini de pişirmesi için gönül rahatlığıyla teslim ediyor deneyimli  ellere…

Ve sabahın ilk ışıklarıyla başlıyor hikaye…

Bittacı ailesi tüm fertleriyle ekmek hamurlarını hazırlamaya başlıyor…

Bunu yaparken herkesin işi belli. Biri kazanın başında unu ve suyu dengeliyor. Bir diğeri makineden geçen hamuru top haline getirip, tahta tepsilere diziyor. Bir başkası da bu  hamurları terazide tarttıktan sonra ekmeğin ilk şeklini veriyor. Tahtaların üzerine dizilen hamurların üzeri beyaz çarşafla örtülerek dinlenmeye bırakılıyor. Fırının başında genelde Ertan oluyor. Ve hamurlar, üzerine yarık açıldıktan sonra fırına verilmeye başlıyor.

Fırının kapısı hamurların pişmesi için kapatıldıktan sonra sıra kebap pidelerine ve zeytinlilere geliyor. Mutfakta Hatice aba, tepsilere zeytinli ve hellimlilerin hamurunu diziyor. Usta elleriyle tek, tek zeytin ve hellimleri yerleştirdikten sonra işlemi tamamlamış oluyor.

Ekmek ve zeytinlilerden sonra çıkmaya başlıyor pideler. Saat 08.30 gibi…

Pideler için özel bir makine var. Uzun ve kendi içerisinde dönen mekanizması sayesinde bir taraftan hamur olarak konulan pideler diğer taraftan şişmiş ve kızarmış olarak çıkıyor.Ve tahtadan bir kasanın içerisine düşmeye başlıyor.

Bu arada pişen ekmekler çıkarılıyor. Ertan ekmekleri çıkarırken Kenan’da zeytinli ve hellimli bittaları  tepsiler halinde getirmeye başlıyor. Bittalar tepsi içerisinde fırına salındıktan sonra  fırın günü yarılamış oluyor.

Bu arada Kenan fırından çıkan ekmeklerin bir kısmının erken soğuyup,  kesilebilmesi için pencere kenarına diziyor ve üzerlerine vantilatörü açıyor.

Mahallede herkesin saati belli…

Ertan fırının başında, kapıdan girenin sesini duymadan saate bakıp kimin geldiğini anlıyor. Kimi zaman bir melodi mırıldanarak, bazen de laf atarak karşılıyor müşterilerini…

Kimin gabira olmuş zeytinli sevdiğini, kimininse ekmeği dilimli değil, bütün istediğini biliyor. Uzanıp veriyor.

Bir başkası tahta masanın üzerinden kağıt, çekmecesinden de naylon aldıktan sonra kendi seçiyor yiyeceğini…

Bu samimiyetin en yalın şekliyle yaşandığı ‘O’ an olsa gerek…

Hüseyin dayı öldükten  sonra mahallede ekmek dağıtım işini Kenan devralmış. Fakat şimdilerde dağıtım yapmıyor. Kenan “Eskiden bisikletle dağıtıyordum.Sonra bir motor aldım . Arkasına taktığım trolli içerisinede tahtadan bir gaşa yaptım.Ekmekleri onun içine koyup dağıtıyordum. Belediye bu şekilde yapılan dağıtımın uygun olmayacağını söyledi. Bende bu kez bir van araç aldım. Bu kez park sorunu yaşamaya başladım. Benzinde pahalı” diyerek kurtarmadığını anlattı.

Hafta sonları çok özel bir sahne var Bittacı’da…

Kebap için pide almaya gelen müşteriler…

Bu kez uzaklardan da gelenler var.

Çocuğunu alıp  gelende arkadaşlı olanda var…

Kimi müşteri evden getirdiği karton kutu içerisine koymaya başlıyor sıcak pideleri. Bir başkası arada bir tane kapıyor hemen yemeye başlıyor.

Ekmek yada zeytinli almaya gelenlerde pidelerin görüntüsüne dayanamayıp almak istiyor.

Ertan yetişiyor ve uzatıyor karton kutuları…

Laf atmalar dürtmeler ve haftanın siyasi gündemi hakkındaki söyleşiler, gırla bu arada…

Bir sabah av sohbeti üstüne geldim. Ciklanın az olduğundan dert yanıyordu. Anlattıkları arasında ilgimi çeken “ Eskiden av zamanı Girne cikla kaynardı. Çünkü her evin bahçesinde ekili bir defne ağacı vardı. Artık defne ağacı görmek mümkün değil.Hepsini kestik yerine ekmedik” demesi olmuştu…

Fırındaki yoğunluk öğle saatlerinde yavaşlamaya başlıyor. Sabah kalabalığı yok. Hatice abanın elinde bıçak, kovanın içerisine hellimleri kestiği görüntü karşımıza çıkıveriyor. Yarına hazırlık.Yorgun, ama yüzündeki gülümseme bir günü daha geçirebilmenin mutluğu ve huzuru besbelli…

Hafta sonu çocukluk yıllarından tanıdığım Salih diye bir arkadaşa rastladım.“ben rahmetli babamla gelirdim şimdi görevi ben devraldım babamın yerine ben gelmeye devam ediyorum” demişti. Ayni dönemdendik ve oda benim gibi hissediyordu.

İş insanından, doktoruna, işçisine, emekçisine, çoluk çocuk demeden  her sınıftan insana altmış yıldır  ayni duyguları ve değişmeyen lezzeti yaşatmayı başaran o küçücük yer, Bittacı’nın fırını, yarın sabahta açık olacak.