Köşe Yazarları

Bir Temmuz yazısı






Ben de modaya uyarak bir Temmuz yazısı yazayım dedim. Bir hafta önce Politis gazetesinde yayımlanan yazısını Yorgos Kumullis 15 Temmuz günü Facebook sayfasında tekrar yayınladığını  görünce “Bu galiba bizi de anlatıyor” diyerek onu tercüme etmeye karar verdim ve öyle de yaptım.

XXXXX



Birçok köşe yazarının ve sosyal medya yorumcusunun, her Temmuz ayında, Temmuz darbesinden sorumlu olanları lânetlemeleri alışılagelmiş bir olaydır. Bu mel’unlar arasında Henry Kissinger, CIA, Yunanistan’daki cunta, EOKA-B ve başkaları yer almaktadır.

Ancak kayıtsızlıkları ve ilgisizlikleri sonucu, cuntanın Kıbrıslı Helenler arasında kök salmasına izin veren Kıbrıslı Helenleri kimse eleştirmiyor. Acı gerçek şudur ki Kıbrıs toplumu kendi tutumuyla cuntanın her alanda egemen olmasının yolunu açmıştır ve bu tutum bizleri hiç de onurlandırmıyor. Bu seçimin sonucunun ölümcül olduğu kanıtlanmıştır.

Dolayısıyla trajedimizin sorumlusunun cunta olduğunu söylemek, ağılının çevresinde koruyucu çiti bulunmadığı için keçi ve koyunlarının kurtlar tarafından telef edilmesinin sebebini etrafta çok sayıda kurdun bulunmasına bağlayan çobanın hikâyesini hatırlatmaktadır.

1967 yılının Nisan ayında Yunanistan’da cunta yönetime el koyunca, Kıbrıs’taki tüm kurulu düzen tarafından kınanmıştı. Beklendiği özere Grivas başta olmak üzere aşırı sağ cenah bunların dışında kalmıştı. Ne var ki giderek görüntü değişmeye ve cunta lehinde aşama aşama çoğalan sesler duyulmaya başlandı. Albayların ağları yavaş yavaş her tarafı sarmaya başladı. Ola ki Yunanlı diktatör albayların ellerinde, insanları domuzcuklara dönüştüren Kirke’nin (1) sihirli değneği yoktu ama onların ellerinde ahlâki değerleri çökertip yok eden ekonomik çıralar vardı. Bu sayede demokrat insanları, diktatörlük āşıklarına dönüştürebiliyorlardı.

İlk adım olarak, cuntanın yaptığı yatırım, hem de büyük bir yatırım, “Ulusal hükümet”i desteklemeyen her kişinin “Helen karşıtı” olduğu doktrinini yerleştirmek alanında oldu. Kıbrıslı Helenlerin birliği ileri sürülerek bu görüşü savunanlar “Helen” idi, buna muhalefet edenler ise “Helen karşıtı” idi. Başka bir deyişle, diktatörler bizi, kendilerinin ulusu temsil ettiklerine inandırmayı başardılar. Bunlar! Bunlar ki en sonunda tehlikeli birer ulusal yıpratıcı, ulusal katil, ulusal ölü gömücü oldukları kanıtlanmıştır. Kıbrıs Helenlerinin cellâtları olan bunları biz ulusal kurtarıcı ve gerçek yurtsever olarak açık kollarla karşılıyorduk.

Cunta amacına ulaşmak için Kıbrıs toplumunun hayati öneme haiz basın, eğitim,  politikacılar, futbol gibi paraya ihtiyacı olan alanlara bol miktarda para harcadı. Cunta zihniyetinin yerleşmesi ve yaygınlaşmasında basın önemli bir rol oynadı.

Başlarda hemen hemen tüm gazeteler Yunanistan’daki darbeye karşı çıkmışlarken yavaş yavaş birbiri arkasına gazeteler “devrim” olarak nitelendirdikleri 21 Nisan darbesini övmeye başladılar.1969 yılının sonuna kadar “TA NEA” (Haberler, Havadis) ve “Haravgi” (Şafak, Tan) dışındaki gazetelerin hepsi cuntanın şakşakçıları oldu.

Çok değerli kalpazanlar yanı sıra düzenbazları, şarlatanları, yetersiz fırsatçıları “ulusal kurtarıcı” olarak takdim ediyorlardı. Ve bunların görüşlerine karşı çıkmaya cesaret edenler “ulusunu inkâr etmek” ile ondan da korkuncu “ulusal hain” olmakla suçlanıyordu.

İşkence suçlamalarının cuntayı sanık sandalyesine oturttuğu 1969 yılının Aralık ayını hiç unutmayacağım. O günlerde Avrupa Konseyi, Yunanistan’ı insan haklarını ihlal etmekle suçlamıştı. Diktatörler hükümeti, tüm dünyada protesto edilirken biz var gücümüzle Yunanistan cuntasını destekliyorduk. O günkü Kıbrıs basını, işkence suçlamalarını Yunanistan’ın kaydettiği ilerlemeye karşı Avrupalıların duydukları kıskançlığa veya ona benzer başka sebeplere bağlıyordu! (2)

Cuntanın Eğitim Bakanlığı’nı kontrolü altına alması çok kolay bir işti. Kıbrıslı eğitimcilerin diktatörlükle işbirliği yapmış olması, sadece yaptıkları eğitim işlevine inançsızlık değil, baştan sona onun inkârıdır. Diktatörlüğün şakşakçısı olan OELMEK (Kıbrıs Helen Orta Eğitim Çalışanları Örgütü) ve POED (Tüm Kıbrıs Helen Öğretmenler Örgütü), misyonlarına ihanet etmişler, halkın hümanizmadan uzaklaşmasına katkı koymuşlar ve gençler arasında Faşizm ve Grivasçılığın yaygınlaşmasını sağlamışlardır. Ne yazık ki bu iki örgütün yöneticilerini seçen ve alkışlayan öğretmenlerin de büyük sorumluluğu bulunmaktadır.

Aynı zamanda, büyük bir çoğunluğu cuntayı kucaklayan politikacılarımız da büyük bir sorumluluk taşımaktadırlar. Sadece küçük bir parti olan EDEK diktatörlere karşı durmuştu. Maalesef Lissaridis ve Hacıdimitriu’nun cesurca direnişleri Armageddon-74 faciasını önlemeye yetmedi. (3)

Futbolun ele geçirilişi cunta için en kolay işlerden biriydi. Cunta spor için çeşitli sponsorluklar kullanarak özellikle “milliyetçi” kulüpleri, kelimenin tam anlamıyla köleleştirdi ve rezil etti. Sonunda bu kulüp üyeleri ve taraftarları, diktatörlüğün şakşakçıları ve işbirlikçileri oldular.

Solcu kulüpler de ekonomik kalkınmadan paylarını aldılar. O kadar ki Omoniya, kulübün girişini, cuntanın Spor Genel Sekreteri olan Konstantinos Aslanidis’in fotoğrafı ile süslemek gereğini duymuştu. Aslanidis ne yaptığını çok iyi biliyordu: “Milliyetçi” kulüp taraftarları 21 Nisan ve EOKA-B lehinde kışkırtıcı panolar açarken bir tek cesur Omoniya taraftarı çıkıp da diktatörlük karşıtı bir pano açmamıştır.

Darbe öncesi dönemde cuntacıların rüşvetleri, vicdanların satın alınmaları, entrikalar, şovenizm, yalanların hüküm sürdüğü Kıbrıs’taki genel tablo, büyük şair Kostis Palamas’ın “Dönerken” şiirini andırıyor:

“Ey Olimpus, tanrıların yok, ne de Ossa’nın leventleri (4)

Reayaların var, ey toprak ana, öne eğilmişler haraç için

Akılsızlar ve aylaklar itibar etmez ilâhi, zehir zemberek diline

Avrupalıların maskaraları, eski Yunanların palyaçoları”. (5)

 

XXXXX

Notlar:

  1. Kirke (Yunanca Kirki) bir adada ehlileştirilmiş canavarlarla birlikte yaşayan büyücü bir kadındı. Adaya ayak basan insanları, sihirli değneği ile hayvanlara dönüştürür ve onları ahıra koyardı. Elinden bir tek Odisseus kurtuldu. O da tanrı Hermes’in ona verdiği ot sayesinde oldu.
  2. Ben Avrupalıların sadece Türkiye’yi kıskandıklarını sanıyordum. Meğer Yunanistan’ı da kıskanıyorlarmış.
  3. Armageddon 1998 yılında çekilmiş bir filmdir. Teksas eyaleti büyüklüğünde bir kitle yeryüzüne doğru ilerlemektedir. Bruce Willis kendini feda ederek dünyayı son anda büyük bir felâketten kurtarır.
  4. Yunan mitolojisine göre büyük tanrılar Olimpus dağında, küçük tanrılar ise Ossa dağında ikamet ediyorlardı.
  5. Yunanlar, antik Yunaniatan’ın bir devamı olarak ve kendilerini Avrupalı olarak görürler.

 

 

15 Temmuz 1974 günü öldürülen kişiler, Konstantin ve Eleni mezarlığına taşınıyor. Cesetleri toplu mezara gömen papaz Babatsestos, yıllar sonraki itiraflarında gömülenler arasında inleyen yaralıların da bulunduğunu söylemişti.

 







Başa dön tuşu