BİR FİLOZOFUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BİR FİLOZOFUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Yüzü uzun yolculuk yapan bir yolcunun yüzüne benziyordu.
(Gılgamış Destanı)
Yavan, eksik, beklemekten soğumuş cümlelerin gece uyutmadığı bir yaştayım artık. Ne eksik, ne fazla, bir ömrün ortasını çoktan yarılamış, bir hayal için mücadele vermiş, denemelerden azıcık mağlup, çokça ders çıkararak kendini büyütmeye çalışan herhangi biri neyse, oyum. Bir insanın yaşamını anlamlı hale getiren nedir? Kariyeri, yetiştirdiği evlatları, duruşu? Çoklukla duruşu diye fısıldar iç koro. Artık ona da gülüp geçiyorum. Ne yandan duruşu? Toplum içindeki, evin içindeki, arkadaş ortamındaki veya yalnız kaldığındaki mi? Hangi yandan ve hangi yönden. Hepsi aynı, herbiri farklı mı? Ön, yan, profil, arka, otururken, dururken? Yenilmişken, yanılmışken, ezbere yaşarken, ortalama insanlar kümesinin çizdiği rollere uyarken, onların koyduğu kuralları sorgusuz sualsiz kabul ederken mi örneğin?
Hangi duruş ve kime göre? Aslında bu duruş denilen yalancı ve kandırmacalı süslü kelime çoklukla mahalle baskısının oluşturduğu dört yanı kurallarla çevrili bir insan parçasından arda kalanlardır. Mahalleli, sizi kendi koyduğu ve aslında kendisinin de hoşnut olmadığı kurallarla biçimlendirmeden rahat etmeyecektir.
Çok sonra anladım ki duruş denilen bu kandırmacalı rolün altının doldurulamadığı şey değerlerdir. İnsanı insan yapan ve üstelik de diline, dinine, ırkına göre ayırmadan iyilikle, doğrulukla yön veren şeyler sadece değerlerdir. Bunun haricindekiler toplumların kendi uydurması, kendi kandırmacası ve yalanlarıdır.
Uzun bir zamandır dünyaca ünlü Türk filozof, akademisyen, Türkiye Felsefe Kurumu başkanı Prof. İoanna Kuçuradi’yi dinliyorum: “Kişilerin değerleri yani dürüst olmak, adil olmak, doğruluk değerleri kişilere ilişkin normlar olurken etik sevgi, anlayış gibi değerler evrensel nitelikte olabilmelidir. Ahlaki normlar yasaların yapılmasında, meslek normlarının belirlenmesinde kullanılır.” der ve ekler:
“Değer Yargıları, normlardır, genellikle kültürel normlardır. Yerden yere göre ve aynı yerde zaman içinde değişebilirler. “Değer yargıları değer biçmeye yarıyor. Bunlar doğru-yanlış dediğimiz değerlendirmeler, değer biçme dediğimiz değerlendirmeler ki bunlar da hazır kültürel değer yargıları ile yapılan değerlendirmelerdir. Kişinin benimsediği değer yargılarıyla ezbere yapılan değerlendirmelerdir. Bir diğeri de kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyle ilgili ezbere değerlendirmelerdir. Burada davranış normlarıyla değer yargılarının farkını görmemiz gerekiyor Normların işlevi önemlidir ama diğeri kullanılmaması gereken bir şeydir.”

Dostluk İhtiyaca Değil, Değer Bilgisine Dayanan Bir Birlikteliktir der İoanna Kuçuradi. Şu anda bir moda var, siz de biliyorsunuz: Kişiler/ “arkadaş”lar bir ağ kuruyor ya da bir ağın üyesi oluyor ve örneğin bir yerde yemek yerken kendi fotoğrafını çekiyor ve ağdaşlarına gönderiyor. Neden? Herhâlde çünkü “herkes” öyle yapıyor! Bir ağın üyesi olmak toplumsal bir ilişkiler ağına girmektir. Oysa dostluk, belirli iki kişi arasında -belirli bir bütünlüğü olan bir kişi ile, yine belirli bir bütünlüğü olan başka bir kişi arasında, değer bilgisi temeli üzerinde- kurulan etik bir ilişkidir. Ve bu ilişki bir rastlantı sonucu kurulabiliyor, yani böyle iki kişinin karşılaşması ve bu karşılaşmanın farkına varmaları sonucu. Böyle bir rastlantıyı kaçırmamak için hazırlıklı olmak gerekir. Dostluk ihtiyaca dayanan bir ilişki değildir, değer bilgisine dayanan bir birlikteliktir. Bu birliktelik için de mekânda yakınlık zorunlu bir koşul değil. Bu söylediklerim, “bir insan bir dostunun bir ihtiyacını gidermez” demek değildir. Yalnızca, “dostluk ihtiyaç üzerine kurulan bir ilişki değildir” demek istiyorum. Yalnız yaşamak da, dostsuz yaşamak demek değildir. Ailesiyle yaşayan bir insan da kendini çok yalnız duyabilir
İnsanoğlu sorularını sorup, cevaplarını toplum üzerinden aldıkça değerler ve değer yargıları iç içe geçmeye ve insanların iki yüzlülüğüne açık hale gelecektir. Değerler soya, ırka, yaşa, milliyete göre şekillenmeyeceğine göre her yerde ve nerde durulursa durulsun doğruyu temsil etemektedir çünkü.


Prof. Dr. İoanna Kuçuradi, yıllardır derslerinde “Küçük Prens” kitabından örneklerle öğrencilerine felsefe anlatıyor. İnsan ilişkileri yürütmenin Mars’a gitmekten, insan haklarının tesisinden bile zor olduğunu düşünüyor. İnsanı anlamayı dert edinen Kuçuradi’ye göre, felsefe dünyayı cennete çevirmese bile çok şeyi değiştirebilir: “Etik bilgi yok insanlarda. İnsan hakları bilgisi yok. Üniversitelerde bütün dallara insan hakları eğitimi yapmak gerekiyor. Ama insan hakları belgelerini anlatarak değil. Meslekle ilgisini görecek şekilde…”

Yaş kemale ermiş, kimlik yaşına göre çoktan yaş-lanmış bir yolcu olarak İoanna ya ve söylediklerine kulak vereceğim bu yaş diliminde. Daha az kişi ile konuşup, kendime ayırdığım insanlarla daha çok sohbet edeceğim. İnsanlığın önünü açan bu değerli bilim insanlarını anlamak, özümsemek ve yaşama bu bilgileri yedirmek hiç de kolay değil, biliyorum. En azından deneyeceğim. Duruş denilen o kandırmacanın altındakinin insan olabilme çabası olduğunu ve bunun da mücadele verilmeden kazanılamayacağını öğreneli, içimdeki kalıplar kırılmış ve pek çok öğretinin beli bükülmüştür. Anlayarak, düşünerek, özümseyerek yaşamak zor bir seçimdir. Kolay olan sorgusuz, sualsiz kabuldür. Kolay olan pes etmektir, birbirine benzemektir, kaybolmaktır. Kaybolmanın sınırlarında kendini bularak sürdürdüğüm bu yaşam yolculuğunda iyinin ve gereklerinin peşindeki öğretiler beni çevremden koparıp, temelde yalnızlaştırsa da, biliyorum ki bu yolculuğa çıkan bir daha eskisi gibi olmaz. Bu yola çıkan insan, artık aynı yolcu olarak yaşayamaz.

Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar