Poli

Bir dönmenin hikayesi






Ahmet Okan
Ahmet Okan

(Ortodokslar her yıl 24 Aralık Gününü “Agios Ahmet Day” olarak idrak ediyor…)

Ortodoks dünyası her yıl Agios (Aziz veya Mukaddes) Ahmet adında 17. yüzyılda Müslümanlıktan vazgeçip Hıristiyanlığı kabul eden bir Osmanlıya adanmış “gün”ü idrak ediyor.



Her yıl 24 Aralık’ta “Agios Ahmet Day” olarak bilinen bu günde onun adına ayinler yapılıyor; o gün onun adına idrak ediliyor.

Agios Ahmet, “Şehit Ahmet” olarak da biliniyor.

Bu şehitlik unvanının ona Ortodoks kilisesi tarafından verildiği anlaşılıyor.

Osmanlı döneminde Hıristiyanlık dinini kabul eden Müslüman Osmanlılar vardı.

Ancak bunların bazılarının başına Müslümanlıktan döndükleri için belalar açılmıştır.

Kimisi de Hıristiyanlığı kabul etmelerini kelleri ile ödemişlerdir.

Aziz Ahmet de bunlardan biri.

Onun da kellesi bu uğurda vurulmuştur…

Aziz Ahmet bir İstanbul Müslümanıydı ve dönemin Defterdarlığında çalışıyordu.

İki cariyesinden biri Rus’tu.

Genç bir Rus olan bu kadın, efendisinin Müslüman ve saygın biri olmasına rağmen, onun hoşgörüsü ile dini ibadetlerini özgürce yerine getiriyor; kiliseye gidiyor, ayinlere katılıyor, kutsal ekmekten yiyor ve kutsanmış sudan içiyordu.

Söylendiğine göre bu kutsal ekmek ve su ağızda hoş bir koku bırakıyor.

Genç kadın her ayine gidip bu ekmeği yiyip suyu içtiğinde, efendisi bu kokuyu alıp hayret ediyordu…

Zaten ne olmuşsa bu kokunun ne olduğu konusunda meydana gelen merak üzerine olmuştur…

Başvurduğumuz kaynak Marc Madrigal imzası ile Aziz Ahmet’in başından geçen olayları anlatmakta.

İslamlıktan Hıristiyanlığa geçen başka Osmanlılar da var ama bizim konumuz Ahmet’in kendisidir.

Anlaşıldığı kadar Marc Madrical bir “Pastör”dür. Yani bir papaz.

Protestanlarda papaz yerine bu unvan kullanılıyor.

Bu olayla ilgili kaynaklardaki bilgileri okurken, dönme Müslümanların tanıtımında bir misyonerlik kokusu olmadığı da söylenemez.

Hıristiyanlığın kendine özgü din yayılmacılığı bir yana, nihayetinde orta yerde bir olay var.

Ortodoks olan komşumuz Rumlarda da her yıl “Agios Ahmet Day” diye bir gün (24 Aralık) idrak edildiğine göre, Ahmet’in başından geçen olayları anlamak açısından adı geçen yazarın bilgilerini aktarmak istedik.

Başvurduğumuz başka kaynak da benzer hikayeleri anlatmaktadır.

Aşağıda Ortodokslar tarafından şehitlik mertebesine yükseltilen ve Agios Ahmet diye bilinen Osmanlının hikayesini okuyoruz:

Şehit Ahmet (1682):

Ahmet Kalfa Osmanlı İmparatorluğu’nun büyük muhasebe defterinin kâtibidir. Ahmet’in Rus kökenli genç Ortodoks Hıristiyan bir cariyesi vardır.

Bu cariye imanına oldukça sadıktır ve Ahmet kilise ayinlerine gitmesine izin verir.

Pazar günleri ayinden sonra cariye eve döner. Sohbet ettiklerinde Ahmet cariyenin ağzından tarif edilemez bir misk kokusu alır ve bu kokunun nereden kaynaklandığını sorar.

İlk başta cariye kokunun kaynağını anlatmaz. Ahmet ısrar eder ve sonunda cariye bu kokunun ayinde yediği kutsanmış Komünyon Ekmeği (Antidoron) ve içtiği kutsanmış ayazma suyundan kaynaklandığını söyler.

Ayin hakkında sohbet ederken cariye imanın esaslarını Ahmet’e anlatır: “İmanımız canlı bir imandır. Biz Hıristiyanlar için, Tanrı’mız İsa Mesih’tir.

O Allah’ın Oğlu’dur.

O, bizi günahtan kurtarmak için insan oldu ve gökyüzünden yere inmiştir.

O, bu dünyada yaşadığı zamanda, sayılamayacak kadar mucizeler yapmıştır. Bilmek ve aklında da tutmak istersen, bunların en önemlisi, bizi

sevdiğinden Yahudiler tarafından çarmıha gerildi ve üçüncü günde yeniden dirildi.

İsa Mesih’in yeniden dirilişi, insanlık tarihinde en önemli olaydır.

Biz Ortodoks Hıristiyanlarda, İsa Mesih’in gücüyle, mucizeler bugün de devam etmektedirler.

İsa Mesih ile her şey mümkündür.”

İşittiklerinin üzerinden günler geçer ve Ahmet derin derin düşünmektedir. Cariye’nin cesareti ve ayin hakkındaki paylaştıkları Ahmet’in merakını bir hayli uyandırır.

Bir sonraki ayine katılabilmek için Patrik I. İakovos’tan izin alır ve Fener Rum Ortodox Patikhanesi kilisesindeki ayine katılır.

Ayinde Ahmet bir görüme tanık olur. Kendisi hariç kilisedeki herkesin başı aydınlanmıştır.

Bu olay Ahmet’i çok etkiler: “Cariye gerçekten de haklıydı” diye düşünür. “Hıristiyanların dini canlıdır. Şimdi hissettiğim sevinç ne büyüktür!

Bu kerametlerden sonra Ahmet cariye’ye döner, yaşadıklarını şaşkınlıkla anlatır ve gerçekten samimi bir biçimde tövbe eder:

“Daha fazla karanlıkta kalmak istemiyorum. Gerçek ışığı gördüm! Bana söylediklerine inanıyorum! İsa Mesih’e inanıyorum! Senin yanına gelebilmem için bana yardım et İsa Mesih’im!

Tövbe ediyorum!

İsa Mesih’im, bana şefaat et! Bana göstermiş olduklarına, kalbimin derinliklerinden sana şükranlarımı sunuyorum!”

Aradan bir müddet geçtikten sonra da Ahmet vaftiz olur.

Mesleğinden dolayı Ahmet yeni imanını gizli tutar.

Hıristiyan cariyesi ve belki de sayılı papaz ve Hıristiyanlar dışında hiç kimse Ahmet’in tecrübe ettiklerinden haberdar değildir.

Bir gün Ahmet İstanbul kodamanlarının bulundu ğ u bir şölene katılır. Dünyada hangi felsefe veya inancın en büyük olduğunu tartışırlarken, soruyu Ahmet’e de yönlendirirler.

Ahmet bir ikilem içerisindedir. Yalan söyleyip söylememe konusunda gelgitler başlar.

İçinden şöyle düşünür: “İsa Mesih’imi reddetmem gerekecek, oysa İsa Mesih’imi o kadar seviyorum ki (…) Hayır! ben hain olmayacağım, ben Yahuda [İskariyot] olmayacağım.”

Artık Ahmet’in yüreği kendisine değil, İsa Mesih’e aitti.

Büyük bir cesaretle şöyle cevap verir: “Bütün inançların en büyüğü, Hıristiyanların inancıdır.”

Artık gizlenecek bir yer kalmamıştır ve herkes Ahmet’in din değiştirdiğini öğrenmiş olur.

Sorguya alınır ve yeni inancı

(Ortodokslar her yıl 24 Aralık Gününü “Agios Ahmet Day” olarak idrak ediyor…)

 

 

Ortodoks dünyası her yıl Agios (Aziz veya Mukaddes) Ahmet adında 17. yüzyılda Müslümanlıktan vazgeçip Hıristiyanlığı kabul eden bir Osmanlıya adanmış “gün”ü idrak ediyor.

Her yıl 24 Aralık’ta “Agios Ahmet Day” olarak bilinen bu günde onun adına ayinler yapılıyor; o gün onun adına idrak ediliyor.

Agios Ahmet, “Şehit Ahmet” olarak da biliniyor.

Bu şehitlik unvanının ona Ortodoks kilisesi tarafından verildiği anlaşılıyor.

Osmanlı döneminde Hıristiyanlık dinini kabul eden Müslüman Osmanlılar vardı.

Ancak bunların bazılarının başına Müslümanlıktan döndükleri için belalar açılmıştır.

Kimisi de Hıristiyanlığı kabul etmelerini kelleri ile ödemişlerdir.

Aziz Ahmet de bunlardan biri.

Onun da kellesi bu uğurda vurulmuştur…

Aziz Ahmet bir İstanbul Müslümanıydı ve dönemin Defterdarlığında çalışıyordu.

İki cariyesinden biri Rus’tu.

Genç bir Rus olan bu kadın, efendisinin Müslüman ve saygın biri olmasına rağmen, onun hoşgörüsü ile dini ibadetlerini özgürce yerine getiriyor; kiliseye gidiyor, ayinlere katılıyor, kutsal ekmekten yiyor ve kutsanmış sudan içiyordu.

Söylendiğine göre bu kutsal ekmek ve su ağızda hoş bir koku bırakıyor.

Genç kadın her ayine gidip bu ekmeği yiyip suyu içtiğinde, efendisi bu kokuyu alıp hayret ediyordu…

Zaten ne olmuşsa bu kokunun ne olduğu konusunda meydana gelen merak üzerine olmuştur…

Başvurduğumuz kaynak Marc Madrigal imzası ile Aziz Ahmet’in başından geçen olayları anlatmakta.

İslamlıktan Hıristiyanlığa geçen başka Osmanlılar da var ama bizim konumuz Ahmet’in kendisidir.

Anlaşıldığı kadar Marc Madrical bir “Pastör”dür. Yani bir papaz.

Protestanlarda papaz yerine bu unvan kullanılıyor.

Bu olayla ilgili kaynaklardaki bilgileri okurken, dönme Müslümanların tanıtımında bir misyonerlik kokusu olmadığı da söylenemez.

Hıristiyanlığın kendine özgü din yayılmacılığı bir yana, nihayetinde orta yerde bir olay var.

Ortodoks olan komşumuz Rumlarda da her yıl “Agios Ahmet Day” diye bir gün (24 Aralık) idrak edildiğine göre, Ahmet’in başından geçen olayları anlamak açısından adı geçen yazarın bilgilerini aktarmak istedik.

Başvurduğumuz başka kaynak da benzer hikayeleri anlatmaktadır.

Aşağıda Ortodokslar tarafından şehitlik mertebesine yükseltilen ve Agios Ahmet diye bilinen Osmanlının hikayesini okuyoruz:

Şehit Ahmet (1682):

Ahmet Kalfa Osmanlı İmparatorluğu’nun büyük muhasebe defterinin kâtibidir. Ahmet’in Rus kökenli genç Ortodoks Hıristiyan bir cariyesi vardır.

Bu cariye imanına oldukça sadıktır ve Ahmet kilise ayinlerine gitmesine izin verir.

Pazar günleri ayinden sonra cariye eve döner. Sohbet ettiklerinde Ahmet cariyenin ağzından tarif edilemez bir misk kokusu alır ve bu kokunun nereden kaynaklandığını sorar.

İlk başta cariye kokunun kaynağını anlatmaz. Ahmet ısrar eder ve sonunda cariye bu kokunun ayinde yediği kutsanmış Komünyon Ekmeği (Antidoron) ve içtiği kutsanmış ayazma suyundan kaynaklandığını söyler.

Ayin hakkında sohbet ederken cariye imanın esaslarını Ahmet’e anlatır: “İmanımız canlı bir imandır. Biz Hıristiyanlar için, Tanrı’mız İsa Mesih’tir.

O Allah’ın Oğlu’dur.

O, bizi günahtan kurtarmak için insan oldu ve gökyüzünden yere inmiştir.

O, bu dünyada yaşadığı zamanda, sayılamayacak kadar mucizeler yapmıştır. Bilmek ve aklında da tutmak istersen, bunların en önemlisi, bizi

sevdiğinden Yahudiler tarafından çarmıha gerildi ve üçüncü günde yeniden dirildi.

İsa Mesih’in yeniden dirilişi, insanlık tarihinde en önemli olaydır.

Biz Ortodoks Hıristiyanlarda, İsa Mesih’in gücüyle, mucizeler bugün de devam etmektedirler.

İsa Mesih ile her şey mümkündür.”

İşittiklerinin üzerinden günler geçer ve Ahmet derin derin düşünmektedir. Cariye’nin cesareti ve ayin hakkındaki paylaştıkları Ahmet’in merakını bir hayli uyandırır.

Bir sonraki ayine katılabilmek için Patrik I. İakovos’tan izin alır ve Fener Rum Ortodox Patikhanesi kilisesindeki ayine katılır.

Ayinde Ahmet bir görüme tanık olur. Kendisi hariç kilisedeki herkesin başı aydınlanmıştır.

Bu olay Ahmet’i çok etkiler: “Cariye gerçekten de haklıydı” diye düşünür. “Hıristiyanların dini canlıdır. Şimdi hissettiğim sevinç ne büyüktür!

Bu kerametlerden sonra Ahmet cariye’ye döner, yaşadıklarını şaşkınlıkla anlatır ve gerçekten samimi bir biçimde tövbe eder:

“Daha fazla karanlıkta kalmak istemiyorum. Gerçek ışığı gördüm! Bana söylediklerine inanıyorum! İsa Mesih’e inanıyorum! Senin yanına gelebilmem için bana yardım et İsa Mesih’im!

Tövbe ediyorum!

İsa Mesih’im, bana şefaat et! Bana göstermiş olduklarına, kalbimin derinliklerinden sana şükranlarımı sunuyorum!”

Aradan bir müddet geçtikten sonra da Ahmet vaftiz olur.

Mesleğinden dolayı Ahmet yeni imanını gizli tutar.

Hıristiyan cariyesi ve belki de sayılı papaz ve Hıristiyanlar dışında hiç kimse Ahmet’in tecrübe ettiklerinden haberdar değildir.

Bir gün Ahmet İstanbul kodamanlarının bulundu ğ u bir şölene katılır. Dünyada hangi felsefe veya inancın en büyük olduğunu tartışırlarken, soruyu Ahmet’e de yönlendirirler.

Ahmet bir ikilem içerisindedir. Yalan söyleyip söylememe konusunda gelgitler başlar.

İçinden şöyle düşünür: “İsa Mesih’imi reddetmem gerekecek, oysa İsa Mesih’imi o kadar seviyorum ki (…) Hayır! ben hain olmayacağım, ben Yahuda [İskariyot] olmayacağım.”

Artık Ahmet’in yüreği kendisine değil, İsa Mesih’e aitti.

Büyük bir cesaretle şöyle cevap verir: “Bütün inançların en büyüğü, Hıristiyanların inancıdır.”

Artık gizlenecek bir yer kalmamıştır ve herkes Ahmet’in din değiştirdiğini öğrenmiş olur.

Sorguya alınır ve yeni inancını inkar etmediği için kadı tarafından ölümle cezalandırılır ve başı kesilir.

Böylece Defterdar Ahmet Kalfa, Mesih’e duyduğu sevgiden dolayı 3 Mayıs 1682’de İstanbul’da hayata veda eder. (Kaynak: file:///C:/Users/BFB/Desktop/hristiyan_tu-rkler.pdf)

nı inkar etmediği için kadı tarafından ölümle cezalandırılır ve başı kesilir.

Böylece Defterdar Ahmet Kalfa, Mesih’e duyduğu sevgiden dolayı 3 Mayıs 1682’de İstanbul’da hayata veda eder. (Kaynak: file:///C:/Users/BFB/Desktop/hristiyan_tu-rkler.pdf)







Başa dön tuşu