Köşe Yazarları

“Beni çok sev”


“Ölüm bazen o denli çabuk gelmiyor. Ölümle savaşmak gerekiyor. Gülünecek en uygun anda  gülmeyi kasıklarıma hapsedişim bundandır belki. Ölmeye yatarken ölümle savaşmak gerekeceğini düşünmemiştim.”

Yukarıdaki anlatı Adalet Ağaoğlu’nun “Ölmeye Yatmak” adlı romanından…

Her roman bir başka dünyadır.

Her şarkının olduğu gibi.

O romanı okurken, ya da sevdiğiniz bir şarkıyı dinlerken onların dünyasına girer çıkarsınız.

Bazan kendinizden bir parça bulursunuz sanki sizi anlatmakta; siz de aynılarını yaşıyor, aynı duygular içerisindesiniz ama anlatamıyor ya da bilemiyorsunuz bir türlü…

Belki de romanların, şiirlerin, şarkıların bir özelliği de budur…

Sezen Aksu “Yalnızlık Senfonisi” adlı şarkısında şunları söyler:

Anladım, sonu yok yalnızlığın.
Her gün çoğalacak.
Her zaman böyle miydi? Bilmiyorum…
Sanki dokunulmazdı çocukken ağlamak.

Alışır her insan alışır zamanla,
Kırılıp incinmeye.
Çünkü olağan yıkılıp yıkılıp,
Yeniden ayağa kalkmak.

Yalnızlığım yollarıma pusu kurmuş beklemekte.
Acılar gözlerini dikmiş üstüme nöbette.

Bekliyorum, bekliyorum, bekliyorum…
Hadi gelin üstüme korkmuyorum!

Herkesin hayatında bir yalnızlık hikayesi vardır.

Hani sıkça söylendiği gibi bazen kalabalıklarda da yalnız hisseder insan kendini.

Tıpkı eski Lefkoşa’nın evleri gibi.

Kalabalıkların içinde birbirleri ile omuz omuza saf tutmuş haldedirler ama teker teker yalnızdırlar.

Her kapı kendi yalnızlığını yaşamakta, her odası o evlerin dibelik yalnızlığın içindedir.

Ne bileyim, belki hayat dediğiniz şey böyledir…

İnsanın kendi kendine ölmeye yatması ne demek?

Tekmil yalnızlığı mı anlatır?

Var elbette kendi hayatına kendi iradesi ile son verenler.

Bunları yazıyoruz da,

Konumuz böyle iç karartıcı, acı hikayeler olmamalı…

İkinci dünya savaşı sıralarında Türkiye’deki ahali genellikle Almanları desteklerlermiş.

O günlerde sinemaya gidenler seyrettikleri filmlerde Alman askerlerinin Ruslara teslim olmamak için kendi kendilerini vurduğu anlarda ayağa kalkıp coşkuyla alkışlarlarmış Alman askerilerini.

Almanların cesaretlerine hayran kaldıklarından.

Bu durum, yukarıda bahsettiğimiz romanda geçiyordu “ölmeye yatmak” falan derken bunu da anımsamış olduk.

Zaten roman bir eleştirmenin demesi ile yarı belgesel…

Bir kitaba yeni başlandığında hikayesi etrafınızda döner durur önce,

Dünyanıza dönünce uzaklaşırsınız ancak.

Tabii döndüğünüz dünyada ne varsa artık!

İyisi mi bu bayram sonrası günde yazımızı Tarkan’ın “Beni Çok Sev” şarkısının aşk dolu sözleri ile bitirelim:

Tut elimden beni çok sev kimseye verme

Seveceksen ömürlük sev bir günlük sevme

İyi günde kötü günde sakla göğsünde

Sen bu kalbe iyi geldin benden hiç gitme

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı