“Ben diplomalı saat tamircisiyim”

13 Mart 2017 Pazartesi | 09:57

 

Erol Uysal
Erol Uysal

Kıbrıslı bir Ermeni olan Norisle ilk tanışmamız Lokmacı Kapısı’nın açıldığı yıllara dayanıyor…

Kapıyı geçer geçmez ilk köşe başındaki küçük dükkan ilgimi çekmişti. Ne arasan vardı.

İçeri girdiğimde, ilk karşılaştığım, nenemin misafir odasındaki Leymosundan getirdiği sarı renk antika bardak setlerinin benzerleri oldu.

Dükkanın içindeki antika kokusuyla birlikte yüzlerce küçüklü büyüklü eşya sergilenmiş gibi duruyordu.

Bakır kazanlar rengarenk tespihler, hediyelik gümüş aksesuarlar, koka kola tabelası, nargileler, eski mektuplar…

Sonra gözüm eski antika bir kameraya ilişti. İngilizce sordum kameraya bakabilir miyim diye.

Noris kamerayı aldı bana uzattı ve kendisinin çok iyi Türkçe konuşabileceğini söyledi. Şaşırdım.

Kamerayı incelerken sohbet etmeye başladık. Ermeni olduğunu ve  1974 öncesi Yenişehir’de yaşadığını anlattı. Konu konuyu açtı…

En ilginç olanı da gururlu bir ses tonuyla “ben diplomalı saat tamircisiyim” demesiydi. Çok hoşuma gitmişti…

Neyse sonraki yıllarda rutin olarak Noris’in dükkanına gittim. Bana antika fotoğraf makineleri buluyordu.30 bazen 40 Euro ya satın alıyordum. İki tane güzel kamera olduğu zamanlarda vardı. Birini alacak kadar param çıkıyordu. Noris sorun olmayacağını söyledikten sonra  “Erol bak makinenin arka tarafına ismini yazan bir etiket yapıştıracam.Bu sana ayrılmıştır.Ne zaman istersen gel bunu bir tek sen alacan” demişti.

Üç, dört ay gidemediğim oluyordu. Ama Noris, gittiğimde kamerayı raftan alıp bana veriyordu. Başka bir müşteriye satmıyordu.

Eski zamanlardan beri Ermenilerin ticaret konusunda çok ileri oldukları biliniyor…

Norisle tanışmam küçük bir antika kamera koleksiyonu sahibi olmamı sağladı.

Yine bir gün sohbetimiz esnasında, Noris geçmiş günlerinden bahsederek  tebessüm  ediyor. Güney Lefkoşa’da doğduğunu  ve 1974 öncesi Yenişehir’de yaşadığını söylüyor. Ve çok ilginç bir şey dile getiriyor. Yenişehir’de yaşadığı yıllarda, yolcu treninin evlerinin önünden geçtiğini belirtiyor. Bir anda eski lefkoşa fotoğrafları aklımda canlanıveriyor. Sonra ekliyor, “O yıllarda Ermeni, Rum ve Türkler’in çok iyi geçiniyorlardı olayların patlak vermesiyle Yenişehir’deki evimizi satmak zorunda kaldık ve Rum kesimine yerleştik.”  E haliyle anlatırken yüzü bozulmuştu. Belki de kapıların açılmasıyla uzun yıllardır Kıbrıslı Türk olarak bir tek bana anlatma imkânı bulmuştu. Sormayı gereksiz gördüm. Kapıların açılmasına çok sevindiğini anlattığı esnada “Çıkarma Plajı’nı hiç unutamam” dedi ve sözlerine şöyle devam etti; “Deniz Lefkoşa’da yaşadığımız için en büyük tutkumuzdu. Girne bizler için çok uzak bir mesafeydi. Gitmek  kolay değildi. Ama orada çocukken geçirdiğim zamanlar en güzel yıllarımdı. Hayatımda çok özel bir yere sahip” diyerek kapıların açılmasının ardından Türk tarafında ilk ziyaret ettiği yerlerden biri olduğunu  ve ailesiyle oraya vakit geçirmek için gittiğini  sözlerine ekledi.

Norisle  Ledra caddesinin eski günlerini de konuşmuştuk. Dükkanını 1969’da açtığını ve o yıllarda Ledra caddesinde bir tek restoranın bile olmadığını anlatarak, “eskiden bu caddede kitapçılar, elbise ve hediyelik eşya satan dükkanlar vardı. İnsanlar alışveriş yaparlardı. Para harcamak için gelinirdi bu caddeye. Ama şimdilerde turistler bile alışveriş yapmıyorlar.” diyerek düşüncelerini aktarmıştı.

Saat tamir ettirmeye insanların gelip gelmediğini sorduğumda ise biraz sinirlendiğini fark ettim.Haklıydı. Çünkü bu işin eğitimini almış bilgi ve beceri edinmişti şüphesiz. Sözlerine şöyle devam etti ; “ geçmiş yıllarda saat tamirciliğinin ciddi gelir getiren meslekler arasındaydı. Şimdiki zamanda bu meslek para kazandırmıyor. Arkadaşlarımın ve bölgedeki birkaç esnafın saatlerini tamir ediyorum sadece.”  Dedi.

Konuya farklı bir yön vermek için, ailesinin o yıllarda ne iş yaparak geçindiklerini sordum. Babasının toptancılık yaptığını ve Kıbrıslı Türklere de mal sattığını ifade etti ve bir anda ilginç bir şey söyledi “Biz Gülesserianlardanız büyük babam zamanında Türkiye’de Gaziantep’de yaşıyordu ve orada da tüccarlık yaparak geçimlerini sağlıyorlardı” dedikten  sonra annesinin tarafının da Tarsus’da yaşadığını ifade etmişti…

Noris’e geçenlerde rastladım. Altmışlardan kalma bisikletiyle dükkanına doğru gidiyordu. Durdu, biraz konuşma fırsatımız oldu. Eskisi kadar sık iş yerini açmadığını anlattı ve belediyeden şikayet ederek “yeni bir düzenleme yapıldı bu nedenle eski tabelamı kaldırdılar kaldırıma eşya koymaya da izin vermiyorlar “  diyerek dert yandı. Fotoğraf karesindeki o dükkanının görüntüleri geride kaldı. Yaşlandı da Noris ama belli ki insana ve işine olan sevgisi hala onunla birlikte.