Köşe Yazarları

Bata Çıka


Eskiden köylere gidildiğinde henüz köy yolunda iken tarlalarda çalışan insanlar görülürdü.

Köy girişinde köy çocukları karşılardı insanları…

Şimdi o köy çocukları yoktur.

Eski köyler de yoktur,

Tarlada çalışan o insanlar da yoktur…

Nasıl değişiyor her şey.

Bir de tarihin tekerrüründen bahsedilir…

Kıbrıs İngiliz’e verildiğinde,

Sultan’ın malları sorun olmuştu.

İngiltere ile Osmanlı arasında yapılan antlaşmadaki mallarla ilgili madde şöyle belirlenmişti:

“Babı Ali Kıbrıs’ta bulunan Osmanlı tahtına ve Devletine ait arazi ve sair malların (Arazi Mirî Ve Emlak-i Hümayın) serbestçe satacak veya uzun müddetçe kiralayabilecektir.”

Günümüzde köylerde oturanlar tarlalarda değil dairelerde çalışıyorlar.

Geçenlerde bir çoban gördüm, koyun sürüsünü Beşparmaklar’ın altında gezdiriyordu.

Çoban bir hükümet dairesinden emekli.

Zaten dillidüdüğü de yoktu…

İngiliz ayak sürmüş, o mülklerin kayıt altına alınmadığını ileri sürerek komiteler kurmuştu.

Mülk dediğiniz neredeyse Kıbrıs ederdi zaten.

O antlaşma yapıldığında yıl 1878’di günlerden 1 Temmuz’du.

Ahmet Gazioğlu’nun “İngiliz İdaresinde Kıbrıs” adlı kitabında yer alan bir bilgiye göre “Bu ihtilaf konusu nihayet 3 Şubat 1879’da, her yıl Bab-ı Aliye beş bin sterlin ödenmesi şartıyla sona ermişti.”

Demek mesele tatlıya bağlanmıştı.

Zaten Omsanlı ne yapacağını bilemez durumdaydı,

İçte ve dışta türlü belalarla uğraşıyordu.

Neticede Sultan bu işten para aldı mı almadı bilmiyoruz ama,

Sultanın esas derdinin kendi hazinesi olduğu açık,

Çünkü Kıbrıs’ı devrederken Kıbrıslı Türkleri düşünen yoktu.

Bütün mesele Sultanın malı mülküydü…

Çözüm olmaz ve su ile birlikte tarımda patlama olacaksa,

Haliyle nüfusta da patlama olacak deniliyor.

Olsun!

Ziyanı yok, mesele nasıl olsa insan değil…

Geçenlerde değerli bir arkadaşım birşey söyledi, pek doğru birşeydi.

Üzerinde epey düşündüm.

Dedi ki,

Lefkoşayı terk etmek iyi oldu,

En azından bu şekilde korunmuş oldu…

Gayet doğruydu bu yaklaşım.

Altmışlı yıllardan itibaren o kendine özgü şeherin kimi yerlerine beton binalar dikilmeye başlanmıştı.

Tek tük olsalar da gidişat onu gösteriyordu ki,

İlerleyen zamanlarda eğer bizim nesil orada kalacak olsaydı,

Muhtemel oturduğu o köşklü, cumbalı, geniş avlulu evleri yıkacak, yerine betondan evler yapacaktı.

Haliyle, bazen bilinçsizce hareketler de bir işe yarayabiliyormuş…

Buraya kadar bata çıka geldik.

Meseleye dönecek olursak,

Sultanın garantiye almak istediği şey topraktı.

Şimdikini bilemem…

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı