Köşe Yazarları

Atinalı yaşlı kadının vasiyeti… Ve Leymosun yangını

Öntaç Düzgün yazdı








Kıbrıs’ın da içinde bulunduğu coğrafik kuşak yani Akdeniz havzası, dünyanın yangın riski en yüksek bölgesi. Yunanistan, Türkiye, Kıbrıs, İspanya ve Portekiz gibi ülkeler hemen her yıl büyük bir yangın dehşeti ile burun buruna kalıyorlar. Yazın en bunaltıcı ayı Temmuz’un ilk haftasında sıra yeniden Kıbrıs’a gelmiş.
Geçtiğimiz cumartesi günü Trodos etekleri ile Limasol arasında kalan yaklaşık elli kilometre karelik bir alan yanıp kül olmuş. Yangının daha ikinci gününde dört kişi ölmüş, onaltı köy boşaltılmış ve onlarca ev yanarak kullanılamaz hale gelmiş. Nasıl sonuçlanacağı daha nelere mal olacağı ikinci günün sonunda halen kestirilemiyor.
Kıbrıslı Türk makamları, yangının duyulması ile birlikte müdahil bir ekinin önleme ve söndürme çalışmalarına katkı yapabileceğine dair bir bildirimde bulunmuş ancak olumlu bir karşılık alamamış. Güney yönetimi, İsrail ve Avrupa Birliği’nden acil yardım talebinde bulunmasına rağmen hemen yanı başında bulunan bir yardım potansiyelinden yararlanmayı muhtemelen siyasi nedenlerle uygun bulmamış. Oysa ki geçtiğimiz haftaki basın haberlerinde, her ihtimale karşı Türkiye’den getirilen ve Ercan’da hazır tutulan bir yangın helikopterinin bulunduğu biliniyor. Ötesi, Orman Dairesi’nin, itfaiyenin ve Sivil Savunma’nın hiç de küçümsenemeyecek araç parkları mevcut. Mütekabiliyet ve daha önemlisi insanlık adına ortak düşmana karşı güç birliği yapılmalı. Oysa Geçtiğimiz yılda Akdeniz (Ayirini) bölgesinde yaşanan korkunç yangında güneyden bir helikopterin geldiği ve çok da yararlı işler yaptığı unutulmamalı. Mutlaka yönetimler ve toplumlar arası böylesi insani konularda işbirlikleri yaşanmalı. Ferahlatan bir durum var ki; Kıbrıslı Türklerin kullanmakta oldukları sosyal medya araçlarında durumdan endişe ve üzüntü duyulduğu, bir şeyler yapılması gerektiği üzerine sayısız yayın var. Kimi örgütler ve siyasi partilerin dahi resmî açıklamaları var. Güneydeki yönetim, bu sıcak yaz aylarında belli ki zorunlu olarak yaşanan “elektrik kardeşliği”mi unutarak bir çevre felaketinde gerekli olan işbirliğini reddetmiş. İnsani nedenlere ve doğaya saygı gereğine rağmen işbirliğini reddetmiş.
Atinalı kadının tepkisi ve bir öneri…
2018 yılında yine bir Temmuz gününde, Atina’nın ormanlık bir alan içerisinde yerleşik Mati bölgesinde çok trajik bir yangın yaşanmış, yüzden fazla kişinin yanarak ölmesine ve binlerce evin yanıp kül olmasına neden olmuştu. Bu yangının acı sonuçlarını hafifletmek için Kıbrıs’ın her iki yakasında yardım kampanyaları düzenlenmişti. Biz de HAVADİS ekini olarak yangının üçüncü gününde bölgeye giderek haber kaynaklı çalışmalar yapmış ve yayınlamıştık.
Mati bölgesi, bizdeki Lapta-Karava benzeri tepelerden denize ulaşan eğimli bir arazi üzerinde kurulu bir yerleşim yeri. Farklı olarak yüksek orman ağaçları henüz bölgeye hakimler. Yangın, tepeden sahile doğru ilerlemiş, bölgedeki kasabaları Atina’ya bağlayan anayolu sıçramış ve denize kadar ulaşarak önünde her ne varsa yakıp yıkmıştı. Öngörüsüz yöneticiler, yangının anayolu geçemeyeceğini varsayarak anayoldaki araç trafiğini sahildeki köy içine yönlendirmiş ve en az yetmiş kişinin araçları içinde yanarak ölmelerine neden olmuşlardı .
Trajedi çok büyüktü. Yanan köy içerisinde ilerlerken çatısı tamamen yanmış ve artık kullanılamaz hale gelmiş bir evin önünde halen dehşet içinde olan ve ağlamaklı gözlerle etrafı seyreden yaşlı bir kadına rastladık. “Ne oldu neler yaşadınız?” diye sorarak bir söyleşi yapmaya çalıştık. Kadın “siz kimsiniz?” diye sorarak resmî görevli olup olmadığımızı sorgulamaya başladı. Belli ki; belediyeden ya da hükümet mensubu Kişiler isek bize hesap sormaya hazırdı. Yunanlı mihmandarımız, “bu insanlar Kıbrıs’tan gelen Türk gazetecilerdir, Kıbrıslı Türklerin gönderdiği bir yardım paketinin peşinden geldiler ve sizin ne durumda olduğunuzu merak ediyorlar” diye bir giriş yaptı. Kadın Kıbrıs ve Türk laflarını duyunca afalladı. “Ne yardımı yapmışlar ki” diye bir karşılık verdi. Mihmandar “yiyecek ve temel ihtiyaç malzemelerinden oluşan bir kamyonluk yardım gönderdiler” diye karşılık verdi. Kadın daha da kızgın bir tavırla “yanlış, çok yanlış birşey yaptılar. Gönderdiklerinin hepsini bu haramiler yiyecek”diye tepki gösterdi. Tepki gösterme sırası bizim mihmandara geldi: “nasıl konuşuyorsun bizi mahcup ediyorsun” mealinde kadına tepki gösterdi. Kadın bu tepkiye hiç oralı olmadı ve ısrarla karşılık verdi: “Kıbrıslı Türkler buraya gelse ve ellerindeki paraya göre sadece yanan bir evi belirleyip onu tamir edip yaşanabilir bir hale getirseler, hatta; “bu evi Kıbrıslı Türkler tamir etti” diye bir levha assalar hem daha hayırlı bir iş yapmış okurlardı hem de iki toplum arasındaki dostluğu daha kalıcı yaparlardı.” diyerek bizi de şaşkınlığa sevketti. Kadın Kıbrıslı Türklerden giden yardımın asla ihtiyatlılara ulaşamayacağına inanıyordu.
Aradan üç yıl geçti ve bu anektod benim aklımdan hiç çıkmadı. Atinalı bu yaşlı kadının vasiyetinin bir kötü günde mutlaka hayat bulmasının gereğine hep inandım. Bence barışçı, aydın ve örgütlü Kıbrıslı Türk sivil toplum kuruluşlarının, sendikaların ve siyasi partilerin yangınla idealleri kararmış dezavantajlı bir Kıbrıslı Rum bir aileyi bulup denize geri atılan bir deniz yıldızı misali hayallerine yeniden kavuşmalarına yardımcı olmaları, tarihe düşürecek önemli bir not olacak. Olabileceğine inanıyorum. Kıbrıs Türk toplumunun insani ve ahlaki değerlerine inanıyorum.














Başa dön tuşu