Köşe Yazarları

AŞAĞILANANLARIN ÜLKESİNDE “YENİ YIL”







Konuştukça uyuşuyor beynim, haberleri dinledikçe öfke duyuyor kalbim, trafiğe çıktıkça tahammülsüzleşiyorum, değişiyorum ve bu yeni beni hiç sevmiyorum…




—————-



Türkiye’ye kökten bağlı  ada yarısı insanlarının dillerindeki sözcükler: döviz, sterlin, dolar, borç, enflasyon, kriz, korona, pandemi, şiddet, tecavüz, kaza, ölüm, umutsuzluk…

Onca dilek nereye uçtu?

Konuşulmaya değer olaylar, insanlar, kitaplar hangi yolda bekliyorlar  bizi?

Çocuklarımızın, gençlerimizin dilindeki sohbet ne oldu, neyle değiş-tokuş edildi?

Neye evriliyor kişilikleri?

Kültürlerinin oluşumunda hangi donanımların etkisi var?

Onlara 2021 yılında sunduğumuz hayatın özeti işte yukarıdaki kelimeler. Bu kelimelerin altında yaşananların temeli nasıl olabilir? “Coğrafya Kaderdir” dediklerini yaşıyoruz. Sıkışıp, kalmışlığın darlığı boğuyor gençlerimizi. Sohbetlerinde umut kırıntıları bile kalmamış. Onları ekonominin hapisanelerine kilitledik. Sohbetlerinde doğaya, insana, dünyaya dair kaygılar değil, durmadan bağıran insanların, basiretsiz yönetimlerin, git gide yozlaşan bir düzenin etkileri var.

Gidilen her yerde aşağılanıyor bu çocuklar. Gittikleri her yerde “yabancı” durumundalar. Kendi ülkelerine yabancı oldular. Dünyadan koptular,  yaşamın gerçek anlamını öğrenemiyorlar. Unutturuyoruz, öğretemiyoruz.

Dünyadan kopmuş ayrı bir taş parçasında yaşar gibi yalnızlar artık bu adada.

Devlet okullarına gidiyorlar, orada aşağılanıyorlar. Damlar üzerlerine çöküyor, leş gibi kokan tuvaletlere giriyorlar, sanata, kültüre, eğitime dair onlara sunulanlarla aşağılanıyorlar.

Hastanelere gidiyorlar aşağılanıyorlar. Devletin sunamadıklarıyla, veremedikleriyle, iyileştiremedikleriyle…

Bedia Balses

İlaç yok, cihaz yok, düzen yok.

Yollarda aşağılanıyorlar. Bozuk, güvensiz, kazaya, cinayete zemin hazırlayan yollarda, kasislerde, çemberlerde,.

İşe giriyorlar, aldıkları paralarla aşağılanıyorlar. Sendikasız, sigortasız, uzun saatlerde çalışılan işler deniyorlar. Patronların vergi kaçırarak zengin olduğunu, her sokağa bet salonu açıldığını, pis işler yapanların refah içinde yaşadığını görüyorlar, biliyorlar. Eve dönüş yollarında  emlak, inşaat firmaları eşlik ediyor onlara. Memleketlerinin şantiye, memleketlerinin satılık olduğunu içselleştirmeleri zaman alıyor.

Sanat yaptıklarında, spor yaptıklarında aşağılanıyorlar. Azerbeycan’dan gelen fenomenlere para bulan devletleri onları önemsemiyor, görmüyor, desteklemiyor.

Seçime gidiyorlar, oy kullanıyorlar; “yolun, yolumuzdur, “adamsın”, “adamımsın”, nidaları arasında ürkek, çekingen, umutsuz ve şaşırıyorlar, ayrışıyorlar.

Dünyadan kopa kopa, lanet bir çarkın içerisinde, her gün aynı yüzleri görerek, aynı bağıran sesleri duyarak, aynı basitlikleri, yolsuzlukları, utançları, haksızlıkları yaşayarak büyüyorlar.

Sonra yeniden geliyor yeni yıl. Biz onların yeni yılını kutluyoruz. Çarşaf çarşaf ilan veriyoruz. Fotoğraf çektiriyoruz.

Dünya buna aldırmıyor.

Dünya haritasına baktığımızda yerimizi bile bulamıyoruz.

Bu minicik adada öylesine egolu, öylesine kibirli, öylesine önemliyiz ki, dünya için ne yaptığımızı, insanlık için ne anlama geldiğimizi sorgulamıyoruz bile.

Çocuklarımız yeni yıla berbat bir ülke düzeni ile giriyorlar. Okulu, hastanesi, yolu, sistemi, güzeni  bozuk olan bir ülkenin cilalı lafları karşılıyor onları.

Yeni bir yıl geliyor. Yenik, yalnız, umutsuz bir şekilde.

Karanlığın ortasında, dilimizde ezbere sözlerle bir tutam kırıntıya sarılıyoruz:

Yeni! Yılınız Kutlu Olsun….









Başa dön tuşu