Köşe Yazarları

Anastasiadis ne dedi

Yazmaya başlamadan önce bir süre klavyenin başında düşündüm.  Ve sordum kendime: “Q vadis!” Nereye gidiyoruz?

Konu Anastasiadis’in Anti işgal etkinliğinde, Güney’deki Omorfo göçmenlerine yaptığı konuşmaydı. Söyledikleri  (benim açımdan)  korkunçtu!

Omorfo iade edilmeden çözüm asla söz konusu olamaz” diyordu!..                                 Crans Montanada Türk uzlaşmazlığı nedeniyle çözüme ulaşılamadıydı dedi!                     Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Türk toplumunda cereyan eden olaylarla ilgili olarak bizzat Kuzey’deki  Türklerin kendisine şikâyette bulunduklarını söyledi!..                                           Türk toplumunun demografik yapısı hızla değişmekte ve İslamlaşmaktadır” dedi! (Bir süre önce de Türkleşmektedir” dediydi!)      KKTC de eğitim gençlik ve  dini konularla ilgili denetleme görevlileri doğrudan Türkiye’den atanıyorlar dedi!..                          Maraş hemen sahiplerine teslim edilmelidir dedi!..

  İŞTE anastasiadis’in vurgulamalarıyla  Güney’de aynalanan profilmiz! Eğer seçim propagandası ahkâmlarında atıp tutmaktadır” diyorsanız doğru değil derim!

Çünkü “GYÖ”ler kulpu takılmış Güney’de ve Kuzey’de  iki yıldır yürütülen faaliyetler, Anastasiadis’in söylediklerini doğrulamakla kalmıyor, bizim Köşemizden ayazlattığımız  “değerlendirmelerimizi” de doğruluyor!              Bu suçlamalar karşısında kara kara düşünmek gerekir: “Ne demektir “Kuzey’in  Türkleştirilip İslamlaştırılması?” Türk ve İslam değil miyiz? Bir Rum Cumhurbaşkanı  Türkiye’yi suçlama, kötüleme amacında nasıl böyle   saçmalar ki? Ve ne demektir bazı  Türkler’in  (her halde baskı rejimi kulpu taktıkları) olayları gidip Anastasiadis’e espiyonlayıp muhbirlik yapmaları! Ki adam Kuzey’i işaret ederken hâlâ “vatanımız” diyor!

BUNA karşın Anastasiadis’in bu zehir zemberek iddialarına başta Sn. cumhurbaşkanı olmak üzere meclis başkanımız, başbakanımız, dışişleri bakanımızın  hatta Ankara’nın anında cevap vermeleri gerekmez miydi? “Efendi efendi, ağzından çıkanı kulağın işitsin, sen Kuzey’in ne iç işlerine ne dinine ne demografik yapısına dil uzatamazsın! Haddini bil otur oturduğun yerde” demeleri gerekmez miydi?

YILLARDIR savunuyoruz. “Ulusal davalarda ayrı görüşler olmaz!” Olursa “ulusal dava” olmaz! Ya Sn. Akıncı’nın sorunu olur ya Ertuğruloğlu’nun veya falan siyasi parti ile filan birlik derneğin sorunu! Nitekim dün yazdık. Olursa “karmakarışık bir dava olur” ki işte bu karmaşa yaşanmaktadır toplum bünyemizde!

       NE DEDİK? İktidarı muhalefeti,  sendikaları birlik dernekleri, kısaca halkı temsil eden kurum ve kuruluşlar, bir araya gelin ve karar verin: Nasıl bir çözüm istiyorsunuz? İstediğiniz çözümün arkasında mısınız? Sonuna kadar savunacak gerekirse uğruna ölecek misiniz? Yoksa! Eğer Türkiye’nin de ayağı kayarsa bir gün,  biz bu davayı kaybederiz!

                     


                    BİR DÖVİZ VURGUNU DAHA!

       Zaman zaman yazarım ya. “Şu olayı gözümün ucuyla izliyorum, şuraya sağ gözümün ucuyla bakıyorum”  falan… Dobra yazayım Türkiye’nin son günlerde yarattığı “kasırgaya” gözlerim fal taşı gibi açık korkuyla bakıyorum! Çünkü Türkiye’de olanlara “bana ne” diyemeyecek kadar bağlı olduğumuza inanıyorum!

       Askeri güvencesi, yatırımları, parasal yardımları, suyu, belki bir gün elektriği, hava deniz taşımacılığı, ulaşımı, alt yapı yatırımlarımıza katkısı… Say say bitmez!  Dolayısıyle ve evet Türkiye hapşırsa biz nezle belki zatürie oluruz!

Nitekim Amerika ile başlayan vize sürtüşmesi döviz kurlarına yeniden tavan yaptırdı. Eğer kısa sürede sorun yatıştırılıp normalleşmezse bir kez daha ayvayı yediğimizin resmidir!

Ve soruyorum: Bizi Türkiye üzerinden olumsuz etkileyen bu tip sosyoekonomik ve mali sorunlara karşı var mı Merkez Bankası’nın bir tedbiri? Desem ki bugüne kadar yoktu bundan sonra mı olacak?

Ha vardır! “Döviz yükselirse yükselir! Ceremesini bankalara döviz cinsinden kredi borcu olanlarla dövizle kredili türlü çeşitli emtia alanlar öder, olur biter!” Nitekim yirmi yıldır  oğlumuza aldığımız  evin  dolara bağlı borcunu her ay TL ile ödemek zorunda kalırken,  dövizin sürekli yukarılara dikilmesi nedeniyle biz bittik eridik casvlak kaldık; fakat hâlâ öde öde taksitleri bitiremiyoruz!

Bir de ne söylerler ama? “Ay kapının ardında, her ay gelsin paracıklar!” İşte öyle değil! Çünkü sabit ücretli kamu görevlileri, özel sektör gibi “kârdan değil cepten yer!” Üstelik ay da sanıldığı gibi kapının ardında değil, Hoca’nın kuyusunun dibindedir!

Hani bir akşam ay’ın şavkı  kuyuda aksetti de    hoca su çekecek demiş ki “hele şunu bir  kurtarayım!” Kovayı salmış kuyuya bir taşa takılmış, çek çek çıkmıyor!. Nasılsa kurtulduğunda da Hoca da kıç üstü yere düşüyor, bakıyor  ay gökyüzünde! “Gerçi diyor ayı kurtardık ama kıç da çektiğini bilir!”

Demek istiyoruz ki 43 yıldır bu adada dövize yenik yaşıyoruz! Her yıl bir iki kez vurmazsa bizi şaşıyoruz! Peki ama bu döviz vurgunundan yok mu kazanan? Olmaz mı! Kural her zaman birileri kaybederken  birilerinin kazanması  esasında çalışır! Paramızın sahibi değiliz ama maşallah her köşede bir banka bir banker varsa, biline ki onlardır kazanan…

 


KISACA TAKILDIĞIM:        (LEFKENİN İLÇELİĞİ!)        Lefke halkı şikâyetçi. Diyorlar ki “ilçe olduk ama halâ olamadık!  On aydır icraat namına tık yok her türlü işlerimiz için Lefkoşa’ya taşınmaya devam ediyoruz!”

Bir zamanlar Mağusa’nın yamacında Yeniskele’yi de öyle ilçe yaptılardı.  Lefkeliler gibi yıllarca “ilçe olduk ama olamadık” diyerek viziledilerdi! Ki anca şimdilerde eh eh ilçe oldular… Lefkeliler daha uzun süre bekleyecekler! Tıpkı eski zamanların “dervişleri” gibi “çileleri” bitene kadar!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

      

            

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Etiketler


İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı