Köşe Yazarları

ANASTASİADES’İN CUMHURBAŞKANI SIFATIYLA AB-NATO YEMEĞİNE KATILMASI KKTC ADINA ÖNEMLİ DIŞ POLİTİKA ZAAFİYETİDİR

Kıbrıs Vakıflar İdaresi Eski Genel Müdürü Taner Derviş yazdı







Kıbrıs Rum Lider Anastasiades Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Türkiye’nin onayı ile 29 Haziran tarihinde Madrit’te yer alan AB-NATO yemeğine katılmış  ve bir de konuşma yapmıştır. İlaveten, Anastasiades ikili görüşmeler bağlamında, Rum Yönetiminin, Kıbrıs sorunu ve Güven Yaratıcı önlemler ile ilgili önerilerini de AB-NATO üyeleri ile paylaşma olanağına kavuşmuştur. Bu gelişme KKTC Dış Politikası adına bir dış politika zaafiyti olup, geçmişte yaşanan iki örneğin devamı niteliğindedir.




I-AVRUPA BİRLİĞİNİN GENİŞLEME SÜRECİNDE  YUNANİSTAN’IN TUTUMU



12-13 Aralık 2002 tarihlerinde gerçekleştirilen Kopenhag Zirvesi, Avrupa Birliği’nin genişleme sürecinde  önemli bir dönüm noktası olmuştur. Zirvede, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Slovakya, Estonya, Letonya, Litvanya, Slovenya, GKRY ve Malta ile yürütülen müzakereler sonuçlandırılmıştır. 16 Nisan 2003 tarihinde, Atina’da Katılım Antlaşması’nın imzalanmasının ardından, 10 aday ülke 1 Mayıs 2004 tarihinde Birlik üyesi olmuşlardır. Bu genişleme sürecinde, Yunanistan Kıbrıs Rum Yönetiminin dahil edilmeyeceği bir genişleme sürecini onaylamayacağını belirtmiştir. Bu bağlamda, Kıbrıs Cumhuriyeti Kuruluş Antlaşmasında yer alan ve Garantör ülke olarak Türkiyenin yer almadığı bir siyasal birliğe Kıbrısın dahil edilemeyeceği hükmü çiğnenmiştir. Uuslararası hukukun açık ihlali karşısında  KKTC Yönetimi etkili bir politika ve karşı duruş sergilememiştir.

 

II.AİHM SÜRECİNDE KIBRIS TÜRK HALKININ MÜLKİYET VE TAZMİNAT HAKLARI İHMAL EDİLMİŞTİR                                                                                                                                                                                                                                                                        

Loizidu kararı temel alınarak, AİHM kararları ile münhasıran Kuzey Kıbrıs’tan ayrılan Kıbrıslı Rumlara hizmet eden Tazmin Mekanizmasının oluşturulmasına onay verilmesi, toprak ve mülkiyet konusunda en stratejik hata olarak değerlendirilmelidir.  AİHM kararları temelinde, münhasıran  Kuzey Kıbrıs’tan ayrılan Kıbrıslı Rumlara hizmet eden “Tazmin Mekanizması” oluşturulmuş; diğer taraftan, 1878 tarihinden bu yana gaspedilmiş vakıf emlaktan kaynaklanan Kıbrıs Türk Halkına ait toplumsal haklar ile 1958-1974 döneminde Kıbrıslı Türklere ait zarara uğratılmış kaynaklar ve Güney Kıbrıstan ayrılan Kıbrıslı Türkler  için herhangi bir tazmin mekanizması öngörülmemiştir. Taşınmaz Mal Yasası Kıbrıslı Rumlara Vakıf mallar ile ilgili olarak, AİHM’de Türkiye aleyhinde dava açma ve açılan davaları kazanma  imkanı sağlamaktadır.  AİHM,  gerçek tapu kayıtları yerine Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından  ısdar edilen belgeleri  geçerli kabul etmekte, Türk tarafı da buna rıza göstermektedir.  AİHM,  Kıbrıslı Rumlar  leyhinde peşin mülkiyet kararı aldığı için, AİHM sürecinde Türk tarafının  herhangi bir mülkiyet davasını kazanması mümkün değildir. Sonuç olarak, Taşınmaz Mal Mekanizmasının  siyasi eşitlik ve karşılıklılık ilkeleri temelinde, eşzamanlı olarak her iki toplum için geçerli hukuk zemininde oluşturulmamış olması Türk tarafı adına önemli bir dış politika ve hukuk zaafiyeti olarak  değerlendirilmelidir.









Başa dön tuşu