Röportaj

“Ama bir gün ayrılacayık ona yanarım”

Ali Atamer: Sevgili Sağıroğlu ailesi bizleri köyünüze evinize davet ettiğiniz için teşekkür ederiz. Ve dilerseniz Röportajımıza sizleri tanıyarak başlayalım.

L.S: Biz da çok memnun olduk geldiğiniz için. Ben serdarlıda doğmuş büyümüş bir aile gızıyım. 1939’da doğdum. Bugüne gadar ev sahibliği yaparım. Eskiye baktığımda çok şey değişti.
Ali Atamer: İşte biz de ekip olarak o bozulmamış, saf ve güzel yılları isterik anlatasınız bizlere.
L.S: Hep köy hayatı. Çobancılık vardı. Ovalarda davar beklemeler. Rençberlik yapıp tohum saçmalar. Hep benim elimden geçti. Mutlu olmasak yapamazdık o işleri. Hala daha hayvan işlerimi yaparım. Havettalar, kimyonlar. Pakla toplamalar .Her şey. Havetta dediğimiz şeyler burçağa benzeyen bitkidir. Hayvanlara saman da çıkarırık ondan. Hayvanların yemesi için nanesi var ondan yediririk gendilerine…
M.S: Eskiden yemiş yoğudu. Bu havettayı ıslatırlardı duz atarlardı üstüne saçda gavururlar ve yemiş gibi yerdik. Susam, buğday, bulgur gavururlardı ve yerdik onu biz yemiş yerine.


Ali Atamer: Eskiden insanlar İmkanlar doğrultusunda kendine yemiş de yapardı yemek de yapardı. Bu arada Mehmet dayıcığım sözü sen almışken senide tanıyalım.
M.S: Ben serdarlı köyünden 1939 doğumlu Mehmet Sağıroğlu. 1958’de TMT’ye üye oldum. 19 yaşındaydım. Gavede eniştemiz çağırdı bizi gaveye. ‘’Seninle bir yere gideceyik ama korkma’’ dedi. 19 yaşında hiçbirşey bilmeyik. Gittik bir yere bu ev gadar. Bir gara lambacık o vakit. 3 tane değerli adam oturur gara lambanın altında. Bir maskeli adamın önünde siten tüfek yanında kuran-ı kerim. Okudu bana dosyadan bişeyler. Seni aylardan beri takip ederik. Bu teşkilata uygun gördük. Her insanı almazlardı ha. 13 yaşında ilkokulu bitirdik. Başladık anneme babama yardım etmeye. Onlar biçerdi eliynan buğdayı biz da demet bağlardık. Haçana bir bağlaycan ganlar akardı elimizden.
Ali Atamer: O zamanlar insanların tek gailesi geçim derdiydi. Öyle değimli Mehmet dayıcığım?
M.S: Çok fakirdik biz. Başka yerden gazancım yoğudu. Babamınan biz çalı yükledirdik, gorduk hayvanların üstüne da Paşaköyüne gider satardık. Rumlara satardık. 5-10 guruşunan geçinirdik. Başka gazanç yoğudu. 19 yaşında ilk ayakkabımı geydim.


Ali Atamer: Lütfiye teyzeciğim bu sini işi Serdarlı köyünün hanımlarıyla özdeşleşmiş durumda. Değil mi?
L.S: Bir evelden varıdı bu özelliğimiz. Ben küçüktüm. 12-13 yaşlarında abam ovaya bostan ekerdi. Ama kaşda otururduk hep. Orda beklerdik bostanı. 3 gız arkadaşdık. Derken sinicik başlayın dediler bize. Zehra aba ‘’hade alın galemi da gelin’’ dediydi. Oturduk yere başladık sini işine. Öyle öğrendik. Ha bunu böyle yapın, ha bunu böyle yapın ben bunu Zehra abadan alıştım. Annem da nazik kadındı. Terzilik yaptı. Çok hayvan işinde gelemezdi. Nakış işledim, gelinliğimi, çarşaflarımı hep o dışarda gördüğünüz makinada diktim. Annemden öğrendim. Harmanlar dönerdi hayvanlarınan. Düven derdik ona. Üretimi saman ederdik. Rüzgara verirdik tanesi bir tarafa samanı bir tarafa. Şimdi da hayvancıklarımız var. Ora giderik her gün. Beraber giderik Mehmet dayınla, beraber gelirik, beraber her gece otururuk. Ama bir gün ayrılacayık ona yanarım. Eğer ben önde ölürsem o çok zor çekecek. Eğer o önde ölürsa ben çok zor çekecem. Çünkü hayata çok bağlanmışık.
M.S: Ama bu hayat böyledir. İki kişi birden aynı anda gitmez o tarafa. Birimiz önde gidecek.
Ali Atamer: Bildiğim kadarıyla Çatoz’da sinema vardı.
L.S: Kuzey tarafında köyün sineması vardı.
M.S: Ne kuzeyi yahu güneyde.
L.S: Yok canım yazlık da vardı kışlık sinemamızda. Ne güzeldi anam o günler.
M.S: Lefkonuk’ta bir Rum varıdı o da Türk filmi gordu da giderdik ora.


Ali Atamer: Nişanlılık dönemleriniz Türk filmlerindeki aşk ve sevgi sahnelerinde yaşananlar gibi mi oldu?
M.S: Lütfiye teyzenizin ablası bizim mahalleye evlendi. E biz da çocuk beraber oynardık. Ablasının tavsiyesiynan oldu. Aracı girdiler. Bu oğlan yavaşdır, çalışkandır dediler. Oldu iş.
L.S: Beni istedilerdi birkaç kere ama annemler vermeyinca hem ben almayınca rahmetlik ablam yaptı işimizi. Ben mızırdım istemezdim birini.
M.S: Uzun boylu isterdi Lütfiye teyzeniz.
L.S: Selvi boylu biriyle evlenmek isterdim.
Ali Atamer: Lütfiye teyzemiz hayalindeki adamla evlendi. Peki senin hayalinde nasıl bir kız vardı Mehmet dayıcığım?
M.S: Yoğudu benim hayalim. Ben annemin ağzına bakarım. Dediler evlenecen ne deyim hiç.
L.S: ‘’Garşıdan gel gel göreyim. Gel gel aman. Saçın uzun öreyim. Senin gibi zalime ben nasıl gönül vereyim’’.Aklıma gelen maniyi söyledim size be çocuklar.
Ali Atamer: Dünürcülük günü hatırlar mısınız neler yapıldı?
L.S: Bir gızı istemeden evel sorulurdu oğlan ne zanaat yapar, Gızı nasıl geçindirecek. Bunlar hep sorulur, araştırılırdı.
M.S: Önce aile araştırılır, soruşturulur. Bu çok önemlidir ha. Alacağın gızdan, oğlandan daha önemliydi bu dediğim.
L.S: Gaveynan lokum ağırladıydık.
Ali Atamer: Birbirinize karşı o an beslediğiniz güzel duygucuklar ve heyecan var mıydı?
L.S: Yok anam nerde heyecan. Kim kimi görürdü. Kimse kimseyi görmedi ki heycanlanalım be anam.
Ali Atamer: Lütfiye teyze hiç gaile çekmezdin bu genç delikanlı bakacak mıydı bana diye?
L.S: Kısmetin neyisa anacığım. Önüne gelen artık neyisa. Kaderine boyun eğerdin.
M.S: Biz çok zor çektik. 8 aralık 1963’de evlendik. 21’inde hadiseler başladı.
L.S: Bizim uzaktan uzağa aşk oldu. 1 buçuk sene hiç görüşemedik. Ondan sonra Mehmet babama yardım etmeye gelirdi. ‘’Bütün gün işledin bu çocukları neden goman görüşsünler’’ derdi abim.
M.S: Aha bütün gün beraber işlerdik ama sinemaya bile gomazdı gaynatam.
L.S: Babam yoğusa evde mehmet dayın gelirdi kömür ütüde pantolon hem gömleğini ütülerdim. O giderdi sinemaya ben da otururdum evde. Daha yeni nişanlıydık. Ama bir keresinde annemden izin aldık abiminan sinemaya gidelim diye. Babam duydu der ‘’napacaksınız sinemada oturun evde’’. Hade zorunan izin aldık. Tabii bu arada Mehmet’e de haber verdik gizlinden sen da gel da gidiyoruk biz sinemaya dedik. Ama o sinemada oturmanın değeri bile değişikti. Yakıncık yakıncık oturun nişanlınınan garanlıkta birbirini sıkıştırın. Ne güzel duygulardı.
M.S: Ondan sonra abisi gonuşunca biraz gevşetti gaynatam. Akşam üstüleri davet ederdi Lütfiye, gel da filanca yemeği yapacam derdi. Gider otururduk tenhacıkta yerdik yemeğimizi.
Ali Atamer: Mehmet dayıcığım sırf seninle buluşmak için ne bulursa yerdi. Ne güzel duygular bunlar.
L.S: Bir da yemekten sonra yollandırması vardı. Annem derdi ‘’nedir ama gonuştuğunuz da gelmen içeri eve’’. Çok güzel duygular yaşardık.
M.S: İki laf ederdik yahu işte.
L.S: Bir da şimdi nişanlı galır gızın evinde. Olmaz öyle. Ben buna hiç müsaade etmem. Örf-adetlerimizde yoktur böyle şey.
Ali Atamer: Gelelim Çatoz (Serdarlı) köyünde yapılan dillere destan düğünlerin anlatımına.
L.S: E vallahi çalgı tutuldu. Yorgan gaplamaynan başladı düğün. Annem bana 7 dane yorgan diktirdi. Boş bir evin içine yazıldı bir bez. Üstüne yorganlar Gaplandı. Bürüncük, yedirme tek gamze. Hep dokuma. Çalgılar çalar, yorganlar gaplanırdı. Gelin dönmesi olurdu. Gelin geyerdi pembe, cengar ya da mavi gelinlik. Gelinin goynuna iki kişi girer, çalgı çalardı dönerdiler. 5 kere dönerdin. Büyük mumlar varıdı herkesin elinde. Çalgı çalanlardan bir gadın orta yerde oynardı. O gadına herkes para basardı. 5 şilin gadar. Ondan sonra Herkes evine dağılırdı. Gelin elbise değiştirip giderdi kınaya. Sabaha yakın çalgılar vurur, gelini ağlatırlardı. Gelini ortaya alırlardı ayağına kına yakarladı. Herkse evine gider. Sabah olur öğlene yakın damata gidecek artık gelin. Kuşak kuşanırdın, davul çalardı beyaz gelinliğin içinde. Fotoğrafı da çektikten sonra güveyinin evine giderdin. Artık camiden geldiğinde güveyiyi gavedekiler yedirir içirirdi. Biz mumunan davet ettik misafirleri. Garagözlünün büyük gızı vardı o etti beni gelin. Elimde bir çicek başıma da bir taç. Saçlarımı da lüle yaptıydı. Olurdun gelin. Lefkoşa da foto şık da çektik düğün fotoğrafını. Düğünde 15 lira para topladıydık. Yufka bir paraydı. Hemen hemen 3 gün sürdü düğün.
M.S: Kına yakıldığında geline, gaveye da getirirlerdi kınayı güveyinin serçe parmağına gorlardı. 3-5 şilin atarlardı gene dileyen. Gerdeğe girerkana yumruklarlardı güveyiyi bakalım sağlam mı diye.
Ali Atamer: Düğün çalgıcılarınız kimlerdi?
M.S: Gözü görmezler vardı memedaliler. Köyden ise davulcu Garagözlülerdi.
L.S: Sirto, zeybek, çiftetelli çaldılardı.
Ali Atamer: Meserga bölgesinin en güzel Türk köylerinden birindeyiz. Ve eskiye dair çok şey anlattınız. Ama evlilik sonrası bir anlamda esas yaşam kavgası başladı Kıbrıs’ta.
L.S: Hem da bizim başımıza gışladı. Fakirlik vardı hem işsizlik. Mecburduk üretmeye. Eski bir evin içine girmişim, adamın işi yok. Galem işiynan başladık 3 guruş geçsin elimize diye. Ben bir aş ermeye durdum oğluma. Ne emek yedim ne su içtim. Gomşularımın yardımıyla kalktım ayağı. Hep harbın içi. Aman Rum gelecek diye gece yarıları ev değişdirirdik. Napalım. Ben da siniciği işlerdim. Yanımızdaki bakkaldan evimizin masrafını görürdük. Elimiz para gördü Mehmet dayın asker olunca.
M.S: Bizim maksatımız köyümüzü savunmaktı. Bize dediler silah altına yatacan. 15 günlük evli. Bizden büyüklerde acamydi. Bütün gece nöbete gorlardı bizi. Kim dayanırdı. Para yok pul yok. Gece bütün gece soğuğun içinde kendi imkanlarımızınan nöbet tutardık. Eve gelin bişey yok. Ne bulursak yerdik. Teşkilata girdik biz o vakıt. ‘63’e gadar 25 genç. Her insanı almazlardı. Ağzın pek olacaktı. Yemin verdiydik. Ovalarda eğitim yapardık. Söylemezdik naptığımızı kimseye. ‘63’de hadiseler başladı. ‘67’de evli olanlara 25 şilin bayramlık hediyesi verdilerdi. Çok gitmedi 3 lira maaş bağladılar bize. Ondan sonra başladılar bize ünüforma diktirmeye. 5 sene teşkilatta çalıştık bir guruşsuz. Biz çektik bütün sıkıları.
L.S: Demir yapardık da kapının arkasında tutardı ki Rum gelirsa öldürelim diye. Dirgeninan hiç Rum ölürmü? İşte can gorkusu.
Ali Atamer: Bizler sözlü tarihimize yaptığınız anlamlı katkıdan dolayı teşekkür ediyoruz. Ve size bir yastıkta nice yıllara diliyoruz.




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı