Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

HRİSTODULİDİS’İN HEYKELİ ANKARA’YA DİKİLMELİ

Erdoğan Özbalıkçı

Analitik beyinleri olmayan toplumlar daima kaybetmeye mahkumdur. Bunun en iyi örneğini  BAŞLARINA GELEN FELAKETLERDEN DERS ALAMAYAN Rumlarda görmekteyiz.

Önyargılar, dogmalar insanları felakete sürükleyen en önemli araçlardır.

Bu ada üzerinde ortak topraklarda birlikte yaşadığımız Rumlar, ne yazıktır ki, bu dogmalardan ve ön yargılardan kurtulamıyorlar.

Eski Yunanlılar dogmalara karşı, araştırıcı yanlarıyla tüm insanlığı derinden etkileyen fikirlere önderlik etmişlerdi. Ancak Yunanlılar ve Rumlar Ortodoks dinini kabul etmeleriyle bu özelliklerini kaybettiler.

Bilimsel anlamda Ortodoksizm nasıl değerlendirilmektedir:

Ortodoksizm , felsefi anlamda sadece bir inanç sistemi değil, kökleri antik Yunan felsefesine (özellikle Yeni Platonculuk) ve erken kilise babalarının mistik geleneklerine dayanan kapsamlı bir “doğru öğreti” ve “yaşam tarzı” bütünüdür.

Batı teolojisinin (Katolik/Protestan) aksine, akılcı teolojik spekülasyonlardan ziyade tecrübe, mistisizm ve apofatik (bilinemezci) yaklaşım felsefesinin temelini oluşturur..

Apofatik Teoloji (Olumsuzlama)

Ortodoks teolojisi, Tanrı’nın, insanın sınırlı aklı tarafından tamamen kavranamayacağını savunur. Felsefi olarak “bilinemezcilik”  esastır; Tanrı’nın ne olduğu değil, ne olmadığı üzerinden anlaşılması gerektiği vurgulanır. 

Ordodoksizme göre Bilgi, rasyonel zihinden ziyade, “kalp” veya “Nous” olarak adlandırılan, insanın merkezindeki manevi tecrübe yetisiyle kavranır. 

Akılcılığa Mesafe: Ortodoks felsefe, inancı rasyonel bir temele oturtmaya çalışan Skolastik düşünceye karşı, mistik deneyimi önceler. 

2. Metafizik:

Ortodoksizm, Tanrı’nın insanla olan ilişkisini açıklamak için öz  ve enerjiler ayrımını kullanır.

Öz: Tanrı’nın kendi iç varlığıdır, ulaşılamaz ve bilinemezdir.

Enerji: Tanrı’nın yarattığı dünyaya nüfuz eden, yaratılmamış enerjileridir.

Ortodoks felsefesinin nihai amacı Theosis’tir. Bu, insanın yaratılmamış enerjilere katılarak Tanrı’ya benzer hale gelmesi, “tanrılaşması” sürecidir. 

İnsan sadece günahlarından arınmaz, aynı zamanda ilahi yaşamla bütünleşir.

Kutsal gizemler bu dönüşümün felsefi ve ruhsal araçlarıdır. 

Rumların bu felsefi yaklaşımlarının yanısıra, aşırı milliyetçi duyguların da özellikle KİLİSE TARAFINDAN KIŞKIRTILMASININ SONUCU,  Türklerle ada üzerinde hiçbir şeyi PAYLAŞMAYAN BİR DUVAR OLUŞTURUR.

Bu duvarın GÖRÜŞMELER YOLUYLA ORTADAN KALDIRILABİLECEĞİNİ DÜŞÜNMEK, ancak hayal dünyasında yüzmekle eşdeğerdir.

RUMLAR bir KÜLTÜREL DEVRİM YAŞAMADIKÇA, değişmeleri MÜMKÜN DEĞİLDİR. 

Rumların içinde bulundukları ortodoksizm, ancak tokatlarla, onlara ne yazık ki bedel ödetmekle sarsılabilir. Ancak duvar O KADAR SAĞLAM ÖRÜLMÜŞTÜR Kİ, 1974 travması karşısında bile sarsılmamıştır.

Rumların  bu yapılarının kaçınılmaz sonucu açıktır:

Kuzey Kıbrıs’ taki tüm KURUMLARadım adım Türkiye tarafından ele geçirilecektir. Bu ele geçirilmede en büyük sorumlular da, Kıbrıs Türkleriyle hiçbir şeyi paylaşmak istemeyen Ortodoks Rum yapısıdır.

Hristodulidis Kıbrıs’ı Türkiye’ye adım adım teslim ederken, onun ANKARA’YA HEYKELİNİ DİKMEK, Türk yöneticilerinin bir  VEFA borcudur.