Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Mülk davası: (Anlatamadığımız, çözemediğimiz büyük sorunumuz!)

Siyasi sorunun bir ayağı da “taşınmaz mallardır!” Bu sorunu kendi içimizde çözemedik. Bugün de devam eden tartışmalarıyla hâlâ bedel ödemesi gereken taraf durumundayız!

Nitekim çok kez “köşemizden” vurguladıktı “Kimse kimsenin malını gasp edemez” diye!” Nitekim 2. Dünya savaşından sonra “BM’lerce de tescili yapılmıştı. Savaşlar sonucunda zapt edilen topraklar anlaşmalarla sahiplerine iade edilirler yahut bedelleri karşılığı   şu veya bu şekilde çözümlenirler…”

KISACA duruma bir daha bakalım:   “Vurdum aldım” demekle elimizdeki Rum mülkünü bir anlaşmaya bağlamadan sittin sene daha öyle geldi böyle gider “kolaylığında ve vurdumduymazlığında” elimizde tutamayız! Tabi devlet olacaksak!  Önce bu hesabı temizlememiz lazım! Çünkü ne zaman bir müzakere başlasa masaya “suçlu oluşumuzun mahkeme senaryosu” ile oturuyoruz!

BUNA KARŞIN.  Hiç sormuyoruz: 1963’den sonra Rumlar tarafından baskına uğramış 103 köyümüzden göç eden Türk yurttaşların  arkalarında bıraktıkları mülkleri bedelleri ne oldu?

1974’den sonra her ne kadar Rum Yönetimi Kuzey’den göç edenlere Türk mallarının   tahsislerini yapar yahut istimlak ederken, parasal ederlerini bankaya yatırdığını iddia etse de “Kuzey’e göç etmek zorunda kalan Türklerin mülklerinin durumu nedir” diye sormak gereğini de hiç duymadık, keza evkaf malları da arada kaynadı gitti!  ?                   VE ŞUNU da anlatamadık: “Yıllarca bize hayat hakkı tanımayan, her türlü mezalim ve kıyımla bizi göç yollarında eritip tüketen, ambargolarla yaşam hakkımızı ipotek altına alan Rum’a karşı bu adanın Kuzeyinde şu kadarlık bir toprak parçası hakkımız da mı olmayacak?                                                                 Bu gerçeklere karşın bir başka gerçeği daha yazalım ama. (Ki yazacaklarımızı 42 yıl önce yine yazıyor ve söylüyorduk. Tek kelimesi bile yeni türedi lafazanlık ve işgüzarlık değildir!)

KISACA,“ganimet” başlığı altında yağmaya nasıl karşı çıkmışsak, “Rum mülkünün puanlarla alınıp satılmasına, ellerden ellere hava parasına, ranta dayalı alışverişlerle harcanmasına da karşı çıktıktı!

Nitekim bunu o yıllarda kınar ve eleştirirken,  “fakat kimse elinde tapusunun olmadığı   mülke sahip çıkmaz” dendiydi dolayısıyla tapular da verildiydi!                          ÖTE YANDAN  150 bin Rum nüfusun terk ederken gerisinde bıraktığı mülkü  Kıbrıslı Türk nüfusla değerlendirmek de mümkün olmadığından TC’den nüfus kaydırmasına gittik. Fakat nasıl? Hangi uygulamalar içinde? “Al sat, sat al, yine sat, yine al!…”

Kısaca bu adadaki gayrimenkuller ve toprak sorunu çözemediğimiz için çözüm olamasa da devam edecek! Nitekim şimdilerde deniyor ki KKTC Mal Tazmin Komisyonu Kuzey’deki 6 bine yakın Rum mülkünü  yasal tapularıyla kalıcılaştırmak için 2 milyar sterline ihtiyaç olduğunu” söylüyor!  Ki bu kazık 1974 rayiçleriyle kurlarının çok çok üzerinde olmalıdır..(Konuya devam edeceğiz.)


 

GENE YOLLARA DÜŞTÜK “YOLUMUZ” DİYE!

Şimdilerde gene başladılar “yollardan” söz etmeye. Çözüm gerçekleşmeyince “herkes yoluna” demek de  kolay, “devletimiz yoluna devam edecek” demek de!

Nitekim geçen gün partilerimizin liderleri Cumhurbaşkanı ile Montana bozgununu değerlendirdi ve “devletimiz yoluna devam edecek” görüşünde birleşti!

Daha önce de bu lafı nişangâh tahtamıza yapıştırarak kurşunladıydık! Çünkü yürüdüğümüz yol “yol değil, arızalarla dolu! İşte ispatı:

Çıkın trafiğe görürsünüz hem  yolunuzu hem gününüzü!

Gidin devletin hastanesine görürsünüz. Hem doktorsuzluğu hem sağlıksızlığı!

Gidin devletin dairelerine yaşarsınız hem savsaklanmayı hem yokuşları!

Gidin meclise bir lase görürsünüz, kulüplerin  yönetim kurulları toplantılarının bile daha daha ciddi olduklarını!

İşin kısası hangi yol? Devlet laboratuarı yandı sebze meyveleri Allah’a sığınarak yeyiyoruz!

Tabi “devletimizde” ancak  “işini bilenlerin” yolunu  bulduklarını henüz söylemedik! Devletin ensesinden arazi kapatmaları falan..

Ki bazılarını kapatmak bile gerekmez. Mağusa’da olduğu gibi! Bir gölü vardır ya! Ucundan kıyısından  taşlar topraklarla doldurup doldurup üzerine apartmanlar, yurtlar, konutlar yapıyorlar. Tutun ki asırların gölü gitti gider!                                                  (Hazır buraya kadar gelmişken hasbelkader bir öneride bulunayım. O mahallenin adını “göl bölgesi” koyun hiç olmazsa “göl” dediğinizin adı kalır yadigâr!)

HA SAHİ! Bir yol da kısa günün kâr vurgunundan  dolayı yediği kazıklardan kurtulmak isteyen vatandaşlarımızın güney’e yol bağlayıp o tarafa oluk oluk akıttığı paralar var!  Ne var ki tek yoldur! Sadece paralar Kuzey’den Güney’e gider, Güney’den Kuzey’e lâ!

TURİZMİMİZ de yolunu bulmuş diyorlar! Gelirleri o kadar arttı ki artık TC’den daha az parasal katkı alıyoruz diyorlar!  Fakat anlamadığımız şudur: Bu gelirler turizmin  turistlerinin çarşı pazara bıraktığı para mı, yoksa lüks otellerin  casinolarında oynatılan kumarın vergisi mi?

Tutun ki  “yolumuzu” bulduk ama bu yol yol değil vesselam!

 


 

       FİKRET HAKAN’I UĞURLARKEN

Fikret Hakan çocukluğumuzun ve gençliğimizin idolüydü! Mesela ben pek çok  filmini bazan Lozan Palas bazen Cambulat sinamalarında seyrettimdi. Seyredemediklerimi de sonradan televizyondan izledimdi.                                           Asıl adı “Bumin Gaffar Çıtanak’tı! “Üç Arkadaş” filminde Muhteren Nur’la oynadıydı, müthişti. Fakat onun en çok sevdiğim filmlerinden biri (adını unuttum Ahmet Tolgay mutlaka bilecek) “terzi rolünü” oynadığı filimdi. Oğlunu Amerika’da Harvard üniversitesine yollamıştı okumaya. Beş yıl boyunca dükkânına gelip gidenlere  gözlerinin içi parlayarak ve büyük bir gururla “oğlum Harvard’da okur” diyerek anlatırdı. Ne var ki oğul beş yıl sonra döndüğünde ve terzi  babası (Fikret Hakan) bunu öğrendiğinde nasıl yıkılmıştı! Fikret Hakan o heyecan ve hayal sükûtunu yansıtırken beyaz perdeye,  müthişti..           Yazık ki Türkiye bu filmlerini dünyaya tanıtamadıydı yoksa  Fikret Hakan dünyanın ünlü sinema oyuncularından biri olurdu..       Fikret Hakan’a Allah’tan rahmet dilerim.