1571 öncesi Türklerle Lusignanların Dalaşması

17 Mayıs 2018 Perşembe | 14:54
Luzignanlar Türkopollardan asker topluyorlardı.
Osmanlıların Kıbrıs’a karşı ilgisi 1571’le sınırlı değildir. Kimi Türk Beyliklerine kadar dayanır bu ilgi ve Kıbrıs’ta Luzignanların hüküm sürdüğü dönemlere kadar uzanır.
Kıbrıs Town Houses

Aynı şekilde Luzignanların da Anadolu topraklarına karşı ilgisi yok değildi.

Özellikle güney sahillerindeki kent, bölge ve kimi kaleler Luzignanların ilgisini çekmekte ve zaman zaman buralara müdahale etmekteydiler.

Luysignanların müdahaleleri ile birlikte Anadolu’nun güney bölgelerindeki Teke Beyleri de Kıbrıs’a müdahalede bulunurlardı.

Kimi zaman Karpaz’dan, kimi zaman da Pendaya’dan Kıbrıs’a çıkarma gerçekleştirdikleri olmuştu Teke Beylerinin.

Bu yazımızda Luzignan döneminde Anadolu topraklarına yapılan saldırıları ve aynı zamanda Türklerin Kıbrıs’a müdahalelerini ele alacağız…

Haşmet Müzaffer Gürkan, “Tarih içinde Kıbrıs” adlı kitabında, Luzignanlar döneminde yaşamış olan Kıbrıslı Rum tarihçi Leondiyos Mahera’nın “Kıbrıs Vakayinamesi” adlı eserinden alıntılar yapar.

Tarihçi Maheras kaleme aldığı kitabını Kıbrıs Rumcası ile yazmış ve bu eser daha sonraları Vatikan’da bulunup İngilizceye çevrilmişti. (1931).

Mahera’nın tarihi Luzignanlarla Türkler arasındaki karşılıklı çatışmalara da yer verir.

1359 yılında Luzignan Kralı 1. Peter’di ve gözünü Anadolu’nun güney kıyılarına dikmişti.

Tarihçi Mahera 1. Peter’in Antalya’yı nasıl aldığını şöyle anlatır:

Antalya saldırısı:

“İsa’dan sonra 1361 yılının 2 Ağustos’unda, Salı günü kralın ordusu Adalia’ya (Antalya)Tetramili denen yörede Türkiye’ye vasıl oldu. Burada atlar kayaya çıkarılır.

Sonra kral hiç durmaksızın kardeşi prensi piyade veya atlı pek çok silahlı adamıyla Adalia’yı kuşatmaya gönderir.

Ve onlar prensle birlikte giderler.

Prens istese bu yeri alacaktı ama kralı kızdırtmaktan korkuttu. Ve ayın 24’ünde ordunun geri kalanıyla kral geldi.

Kaleyi dört bir taraftan kuşattılar ve gecesi orasını aldılar. Ve kral kente büyük bir neşe ve şerefle girdi ve bu büyük zaferi bahşettiği için hepsi de Tanrı’ya derinden şükrettiler.”

Şunu da belirtelim Antalya alınmazdan önce bölgenin egemeni Antalya Beyi’nin Kıbrıs’a bir heyet gönderdiği, heyetin krala isteklerini ilettiği, Antalya’ya karşı sefere girişmemesini talep ettiği ancak kralın bu isteği geri çevirdiği belirtilir…

Tekeoğulları’nı gösteren harita.

Turkopollar:

Maheras’ın yazdıklarına göre Antalya’yı alan kral kendi beylerinin önerilerini de dikkate alarak orayı korumak üzere Turkopolların komutanı James de Nores’i oraya muhafız olarak atar ve emrine birçok şovalye, Turkopol ve okçular verir.

Burada “Turkopol” kimliği üzerinde duralım.

Haşmet Muzaffer Gürkan Turkopollar hakkında şöyle bir dip not yazar: “Bizans döneminde babası Türk anası Hıristiyan olanlara Turkopol (Türkoğlu) denirdi. Turkopollar toplum içinde küçümsenen, Hıristiyan’la Hıristiyan, Türk’le Türk görünen bir sınıftı. Kiralık asker olarak, Kıbrıs dahil birçok yerlerde hizmet görürlerdi. Kıbrıs Rumcasında Turkopullo desteban demektir.”

Aynı sınıf üzerine Remzi Yektaoğlu’nun notu ise şöyledir: “Selçuklular’ın Trakya’dan çekilirken Trakya’da bıraktığı Türkler. Bunlar sonradan Hıristiyan olmuşlardır.”

Devam edelim.

Kral I. Peter Antalya’yı alınca civar beylikleri de endişeye kapılırlar.

Mahera şunları anlatır:

“Monovgat (Manavgat) Beyi ile Alanya Beyi Kral Peter’in Adalia’yı aldığını öğrenince korkuya kapılıp acı duydular. Ve hemen Adalia’daki krala elçilerini gönderip ondan kendileri ile samimi dost olmasını rica ettiler ve her yıl ona belirli bir miktar haraç ödemeyi vaat edip kralın bayrağını kentlerine dikebileceğini ve kendilerinin de onun adamı olacaklarını duyurdular.

Kral bu güzel sözlerden hoşnut kalıp onlara bayraklarından bazılarını gönderdi, onlar da bunları kendi bayraklarından yukarıya astılar.

Ve İsa’dan sonra 1361 yılının 8 Eylül’ünde kral Adalia’dan ayrıldı ve ordusunun geriye kalanını yanına alarak Alaya’ya (Alanya) geldi.”

Alanya’da da iyi karşılanan kralın 22 Eylül 1361’de Girne’ye daha sonra da saygı gösterileri içerisinde Lefkoşa’ya vardığı belirtilir.

Antalya 1373 yılına kadar Luzignanların elinde kalacaktı.

Luzignanlar Anadolu’nun güney kıyılarında egemenlik kurmaya başlayınca, bölgedeki Türk beylikleri bunlardan rahatsızlık duyarlar.

Teke Beylikleri, ki o dönemlerde Tekeoğulları olarak biliniyorlar, Antalya’nın alınışı karşısında bu kenti geri almak için uğraşmışlarsa da uzun zaman bunu başaramamışlardır.

Anadolu’nun güneyinde Teke Beylikleri ile Luzignanlar karşılıklı olarak birbirilerini taciz etmişler, birbirlerinin kıyılarına saldırmayı denemişlerdir.

1362 yılında Luzignan Kralı, Turkopol komutanını değiştirerek yerine getirdiği komutana yeni askeri takviyeler göndererek onu güçlendirir.

Yeni Komutan Amiral Sir John du Sur, St. Nicola’nın resmi bulunan Myra’ya (Demre) gider ve orada Türkleri kuşatarak kaleyi alır, burayı yakıp yıkar ve St. Nikola’nın resmini alıp Mağusa’daki St. Nikola Kilisesine koyar.

Pendaya çıkarması:

1361 yılında Kıbrıs’ta büyük bir veba salgını vardı ve bu yüzden insanlar bu hastalığın pençesinde yok oluyorlardı.

Kral I. Peter salgın sırasında Fransa’da bulunduğundan Türklerin bundan yararlandığı söylenir.

Tarihçi Mahera Türklerin Kıbrıs’a karşı harekatını şöyle anlatır:

“Vebanın  Kıbrıs’ta insanları kırıp geçirdiğini ve Kralın Fransa’da olduğunu öğrenen Türkler bir araya gelip 12 kalyon donattılar ve bunların idaresini Mahomet (Mehmet) adlı bir kaptana verdiler.

Mehmet Reis Kıbrıs’a geldi ve Pentayia’da (Pendaya) karaya çıktı ve baskınlar yapıp pek çok insan yakaladı ve onları esir diye alıp Türkiye’ye döndü. Prens bu haberi duyunca Lefkoşa’dan piyade ve silahlı kişiler ve şövalyeler gönderi. Bunlar Pentayia’ya gittiler ve Türklerin gitmiş olduklarını gördüler.”

Karpaz harekatı:

Türklerin Kıbrıs’a harekatı bununla da sınırlı kalmaz.

Hedefte Karpaz var.

Pentayia harekatından sonra Mahera şu bilgileri verir:

“Mohamet Reis Türkiye’ye gittiğinde oradakilere Kıbrıs’ın boşaldığını ve tümden korumasız olduğunu söyledi.

Türkler bu haberden çok hoşnut kaldılar ve 6 kalyon donatıp Kıbrıs’a gelerek Karpaz’a çıktılar ve orasını yakıp yıktılar. Birçok köyü ve insanı ele geçirdiler.

Az daha Karpaz Beyinin hanımını, Sir Alfenso de La Roche’un karısını da ele geçiriyorlardı.

Bunlar sonra Türkiye’ye döndü. Prens bu haberleri duydu ve onların iki kez akınlar yaparak Hıristiyanları tutsaklığa götürdüklerini düşünerek bundan çok etkilendi.

Hemen Mağusa’ya haber iletti. Orada 4 kadırga hazırlandı.

Kral, Francis Spinola, Sir Lames de Mitre, Sir Saba Tele, ve Çovalye Sir Henry de la Couronne’u kaptan tayın edip kıyılarını korumaya gönderdi. Kadırgalardan biri Alaya’ya, doğru Türkiye yönüne, ikincisi Karpaz, diğerleri de Baf yönlerine gittiler.”

Denizde karşılaşma:

İki taraf arasındaki olaylar bitmek bilmez.

Denizler sürekli ve karşılıklı olarak kolaçan ediliyordu ve bu da Türk ve Luzignanları denizlerde karşı karşıya getiriyordu.

Bununla ilgili gelişen bir olayı Mahera’nın tarihine atfen Haşmet Muzaffer Gürkan şöyle anlatır:

“Luzignan gemileri Karpaz’la Kormacit Burnu arasında seyrederken kıyıda iki Türk gemisine rastlarlar.

Bunlardan birisinden karaya çıkmış olan bir grup Türk’ü Lefkoşa’dan gelen askerler yakalar. Diğer gemi kaçarsa da yakalanıp yedeğe alınır. Yine de bu gemideki Türkler Luzignanlara karşı gelir, çıkan çarpışmada tutsak Türk gemisi devrilir ve birçok Kıbrıslı ve Türk boğulur.

Diğer Türkler Girne’ye getirilir ve atlarla bağlanıp yerlerde sürüklendikten sonra asılarak idam olunurlar.”

Sıra yine Luzignanlarda, hedef Anamur:

Saldırı sırası yine Luzignanlara gelmişti.

Kral tedbirlerini çoğaltarak bir kez daha Anadolu kıyılarına saldırıda bulunur.

Hedefinde Anamur vardı.

Mahera şunları anlatır:

“Prens Mağusa’ya haber iletti ve dört tane daha kalyon donatıldı. Bunlar diğer dört taneye katılmak üzere Girne’ye geldiler. Burada sözü edilen 4 kalyonun yanı sıra hafif tekneler de buldular. Ve prens Sir Thomas’ın oğlu Antichlu (Antakyalı) Sir John’u kaptan tayin etti.

Onlarla beraber Amiral Sir John de Sur ve daha birçok şövalye vardı ve hepsi de Türkiye’ye bir akına gideceklerdi.

Böylece 8 kalyon ve öteki hafif gemiler denize açıldılar ve Türkiye’ye gidip Anemouri (Anamur) de karaya çıkıp burasını yağmaladılar. Daha sonra kaleye hücum edip Tanrının gücüyle orasını ele geçirip tahrip ettiler ve pek çok Türkü tutsak yapıp Kıbrıs’a getirdiler.

Ve ayrıca Anemouri kentini ateşe verip yaktılar. Sonra Siki’ye varıp burasını kuşattılarsa da alamadılar çünkü Mahomet Reis’in Kıbrıs’a gidip çok zarar ziyana neden olduğunu duymuşlardı.

Ve böylece Kıbrıs’a geldiler ve Mohamet Reis’i aramaya koyuldular.”

Mehmet Reis’in peşinde:

Luzignanlar Mehmet Reis’in peşini bırakmazlar.

Ancak Mahera’ya göre Mehmet Reis Kıbrıs’tan kaçtıktan sonra Tripoli’ye sığınmıştır.

Haşmet Muzaffer Gürkan yine Maheras’a atfen bu olayın da şöyle geliştiğini yazar:

“Mehmet Reis Lusignan donanmasının gelmekte olduğunu duyunca Kıbrıs’tan kaçıp Tripoli’ye gidip sığınır. Lusignan donanması ardından oraya gelir ve Mehmet Reis’in kendilerine teslim edilmesini istemek üzere bir heyetin Şam’a geçmesine izin isterler.

Kentin idarecisi, Hıristiyan gemilerinde zincire vurulmuş Türkleri görünce onlara zorluk çıkarır. Luzignanlar elleri boş dönerler.”

Luzignanlarla Türkler arasındaki bu dalaşma ve karşılıklı harekatların 1364 yılına kadar sürdüğü kaydedilir.

Mahera’ya göre, o tarihten sonra Türkler Kıbrıs’a saldırmaktan vazgeçerler…