Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

OHAL ve “Asımın Nesli”

Bütün otokratik rejimler korku üzerine inşa edilir. Burada demek istediğim rejimin vatandaşları tehdit etmesi değildir sade, aksine iktidarı ellerinde tutmak isteyenler, halka korkacakları düşmanlar göstererek kendi durumlarını sağlamlaştırırlar. Yani dıştan veya içten gelecek düşmana karşı, istisnai durum veya olağan üstü hal uygulamasına gidilir. Vatanın veya Milletin veya herhangi bir rejimin tehdit altında olduğu iması yaratılarak, OHAL gibi uygulamalar meşrulaştırılır. Böylece yasalar geçici bir süre için askıya alınır.

 

Örneğin Kıbrıs Cumhuriyeti, iktidardan atılmış veya kaçmış Kıbrıslı Türkleri göstererek, Cumhuriyetin devam edebilmesi gerekliliğini öne sürerek, Anayasa’da bulunan birçok maddeyi askıya almıştı 1964 yılında. Bu tarihten sonra Cumhuriyet tamamen Helenleştirilmiş ve bu tarihe kadar tüm işlevini “gereklilik doktrini” üzerinden yapmaktadır. Yani Anayasa’da bulunan Kıbrıslı Türklerle ilgili birçok madde uygulamadan çıkartılıp askıya alınmıştır.

 

Benzeri durum 1933 yılında Almanya’da da yaşanmıştı. Parlamento seçimlerine iki hafta kala Reichstag yani Parlamento binası bir akşam ansızın kimliği belirsiz kişilerce ateşe verilmişti. Bu olayı fırsat bilen veya bazı tarihçilere göre bu işin arkasında olan iktidardaki Nazi partisi, yangının Komünistler tarafından çıkarıldığını iddia etmiş ve 8 yıl sürecek Olağanüstü hal yasalarını gündeme sokmayı ve Anayasa’nın birçok maddesini askıya almayı başarmışlardı. İkinci Dünya Savaşı bitene kadar iktidardaki Naziler bu istisnai hal yasalarını uygulamaya sokarak tüm Avrupa’yı kana boğacaklardı.

 

Türkiye’deki OHAL da buna benzer bir olaydan sonra gerçekleşmiştir. 15 Temmuz kalkışması işaret edilerek Anayasa askıya alınmış ve birçok hak ve özgürlükler rafa kaldırılmıştır. Yukarda da belirttiğim gibi bu dönemde kurgulanmış birçok “düşman,” farklı farklı isimler ve iddialarla hedef yapılacaktı. “Dış mihraplara” bağlı bazı yazarlar tutuklanacaklar ve hapse atılacaklar, yüzbinlerce kişi işlerinden olacak ve “iç düşmanların” yaşadıkları kentler ve mekanlar OHAL’in sıkı kontrolüne ve kısıtlamalarının boyunduruğuna girecekti.

 

Daha sonra Erdoğan adeta OHAL uygulamamalarını meşrulaştırmak ve kendi tek adam iktidarını kalıcılaştırabilmek için insanlara sanki Çanakkale savunmasının içerisindeymişler hissini verebilmek için, havuz medyası aracılığıyla, dış ve iç düşmanlar tarafından yok edilmek üzere olundukları korkusunu vermeyi başarmıştı. Örneğin onlardan “Asımın nesli” gibi davranmalarını bile istemişti. Çünkü  Mehmet Akif Ersoy “Asımın nesli “ şiirini Çanakkale savunmasında görev yapan ölmeyi bile göze almış gençler için yazmıştı. Erdoğan ise hem içte hem de dışta düşmanlar yaratarak, halkı kışkırtmak için Ersoy’un “Asımın nesli” tabirini kullanacaktı. Vatan, millet tehdit altındaydı. Onun için bu dönemde yasalar askıya alınmalı, muhalefet yapılmamalı, yapanlar cezalandırılmalı, düşmanlar yok edilmeliydi. Ve hatta anayasa değiştirilerek tüm yetkiler Erdoğan’a verilmeliydi.

 

15 Temmuz’da ise Erdoğan iki yıldır bağıra bağıra “saldırı altındayız ey ahali” “Bana sahip çıkın” söylemlerini meşrulaştıracak zemini elde etti ve şimdi de bunu rejimi değiştirerek taçlandırmak üzeredir. Fakat bunun için bir buçuk yıl daha korkular yaratması, düşmanlar icat etmesi ve halkı kendi etrafında kenetlemesi gerekmektedir. Onun için Erdoğan’ın önümüzdeki ayları da OHAL yasalarıyla geçirtmek isteyeceğini ve “tehdit” altındaki halkının başında son zafere doğru yürümeye çalışacağını tahmin edebiliriz. Bundan dolayı Türkiye’deki tansiyonun düşmek yerine yükseleceği  düşüncesindeyim. İnşallah yanılırım.