Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği (KTİMB) Başkanı Cafer Gürcafer, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, hukuku siyasallaştırmasının, Kıbrıs’taki diyalog sürecine zarar verdiğine dikkat çekti.
Gürcafer, Rum yönetiminin, Avrupa Birliği hukukunu siyasi amaçlarla araç sallaştırarak, egemenlik iddiasını Kuzey Kıbrıs’a taşımaya çalışmasının; ne Avrupa Birliği’nin kendi hukuk düzeniyle ne de uluslararası hukukun temel ilkeleriyle bağdaşmadığını belirtti.
KTİMB Başkanı Cafer Gürcafer yaptığı yazılı açıklamada, Fransa’daki Aix-en-Provence İstinaf Mahkemesi’nin Litvanya vatandaşı Rasa Zilevice hakkında verdiği iade kararının, yalnızca bir kişiyi ilgilendiren hukuki bir mesele olmadığını, bu kararın, Kıbrıs meselesinin siyasi parametrelerini, taraflar arasındaki hassas dengeyi ve adada yeniden oluşturulmaya çalışılan güven ortamını etkileyebilecek nitelikte son derece kaygı verici bir gelişme olduğunu kaydetti.
Gürcafer, Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği olarak haklarını, üyelerinin meşru ekonomik faaliyetlerini ve Kıbrıs Türk halkının geleceğini korumak adına her platformda mücadelelerini kararlılıkla sürdüreceklerini belirtti.
Avrupa Birliği hukukunun Kuzey Kıbrıs üzerinde fiili egemenlik tesis edecek şekilde kullanılmaya çalışılmasının, hukuki bir değerlendirme değil, siyasi bir tercih olduğunu dile getiren Gürcafer, böyle bir yaklaşımın yalnızca hukukun güvenilirliğini zedelemekle kalmayacağını, aynı zamanda Kıbrıs’taki çözüm perspektifine de zarar vereceğini ifade etti.Gürcafer, mülkiyet meselesinin, Kıbrıs sorununun en temel ve en hassas başlıklarından biri olduğunu, bu konunun mahkeme kararları, tutuklama emirleri veya Avrupa Tutuklama Emri mekanizmaları üzerinden değil, ancak tarafların üzerinde uzlaşacağı kapsamlı ve kalıcı bir siyasi çözüm çerçevesinde ele alınabileceğini kaydetti.
“Hukuki mekanizmaların siyasi baskı aracı olarak kullanılmaya başlanması, uzlaşı zemini oluşturmak yerine taraflar arasındaki güvensizliği derinleştirmektedir.” diyen Gürcafer, Kuzey Kıbrıs ekonomisini hedef alan ve yasal çerçevede faaliyet gösteren kişi ve kuruluşları suçlu gibi göstermeye yönelik bu girişimlerin, çözüm iradesini güçlendirmediğini tam aksine çözümsüzlüğü beslediğini savundu.
Bu gelişmelerin, güven artırıcı önlemleri desteklemek yerine müzakere atmosferini zehirleme riski taşıdığını ileri süren Gürcafer, müzakerelerin başarıya ulaşabilmesi için tarafların birbirlerine baskı kurmaya değil, güven inşa etmeye odaklanmaları gerektiğini belirtti.
Gürcafer açıklamasına şöyle devam etti:
“Samimi bir müzakere sürecinin temel şartı karşılıklı iyi niyet, siyasi eşitliğe saygı ve güven ortamının korunmasıdır. Bir taraftan diyalog ve çözüm çağrısı yapılırken, diğer taraftan Kuzey Kıbrıs ekonomisini hedef alan hukuki ve siyasi girişimlerin sürdürülmesi, yapıcı müzakere anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Bu yaklaşım, Rum tarafının kapsamlı çözüme katkı sunmak yerine, tek taraflı baskı yöntemleriyle siyasi sonuç elde etmeye çalıştığı yönündeki endişeleri daha da güçlendirmektedir.
Bu noktada Birleşmiş Milletlere önemli sorumluluk düşmektedir. Müzakere zemininin korunması ve taraflar arasında güven ortamının zedelenmemesi için tek taraflı adımlar karşısında daha etkin ve yapıcı bir tutum sergilenmesi gerekmektedir. Aynı şekilde Avrupa Birliği de kendi hukuk düzenine, kurucu antlaşmalarına ve hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı kalmalıdır. Avrupa Birliği hukukunun siyasi hedefler doğrultusunda farklı şekillerde yorumlanmasına izin verilmesi, yalnızca Kıbrıs meselesine değil, Avrupa hukuk sisteminin güvenilirliğine de zarar verecektir.”
Gürcafer, Fransa’daki Aix-en-Provence İstinaf Mahkemesi’nin kısa süre önce aynı hukuki çerçevede değerlendirdiği Behdad Caferi dosyasında iadeyi reddetmiş olmasına rağmen, çok kısa bir süre sonra aynı mahkemenin ve aynı yargıçların Rasa Zilevice hakkında tam tersi yönde karar vermesinin son derece dikkat çekici olduğunu dile getirdi.
Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği’nin bugüne kadar Kıbrıs’ta kalıcı, adil ve sürdürülebilir bir çözüme ulaşılması amacıyla yürütülen tüm siyasi süreçlere yapıcı katkıları olduğunu ifade eden Gürcafer, “Kıbrıs Türk halkının ekonomik varlığını baskı altına almaya yönelik hiçbir girişimi kabul etmemiz mümkün değildir” dedi.
Başta Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman olmak üzere hükümetin, ilgili kurumlarını ve Anavatan Türkiye Cumhuriyeti yetkililerini bu süreçte uluslararası hukuk ve diplomasi zemininde gerekli tüm girişimleri sürdürmeye çağıran Gürcafer, aynı çağrıyı Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’ne de yaptıklarını kaydetti.
Gürcafer, “Birleşmiş Milletlerin müzakere zeminini koruyacak aktif bir rol üstlenmesini; Avrupa Birliği’nin ise kendi kurucu antlaşmalarına, özellikle de Katılım Antlaşması’nın 10 No’lu Protokolü’ne uygun hareket ederek hukuku siyasi amaçlarla araç sallaştıran yaklaşımlara izin vermemesini bekliyoruz. Kıbrıs’ta kalıcı bir çözüme ulaşmanın yolu, baskı, tehdit ve tek taraflı uygulamalardan değil; karşılıklı saygı, siyasi eşitlik, uluslararası hukuka bağlılık ve samimi diyalogdan geçmektedir.”
(AK/EMR)


































