Yoksa Hayat Damarlarınızdan Biri Koptu Mu?

23 Mart 2018 Cuma | 12:49
huseyin-koroglu

Merhaba dostlar, merhaba…

Zaman büyük bir hızla akmakta…

İnsanoğlu şuursuzca ve bilinçsizce dünyamıza kötü davranmaya devam etmekte…

Duyarlı insanların sayısı her geçen gün ne yazık ki daha da azalmakta…

Kapitalizm ve popüler kültür insanları pençesinin içine iyice almakta…

Bir sanal çılgınlık almış başını gidiyor…

Sosyal paylaşımlara bakarsak hayat güllük gülistanlık, ama ya gerçek?

Gerçek çok çarpıcı, araştırın bulacaksınız. Bütün bu çılgınlığın altında genelde mutsuzluk, sevgisizlik, yalnızlık, bilgiçlik, ego, ahkam kesme, korkaklık vb. var…

İnsanlar normal hayatlarını yaşamıyorlar. Nefes aldıkları kıymetli ve çok özel anları yüzlerce kez sosyal paylaşımlar yaparak bence o “AN” ların değerini de anlamını da, kıymetini de küçülterek yerle bir ediyorlar…

“Ben senden daha mutluyum, daha başarılıyım.”, “Hayır, gör bakalım kim daha mutlu, kim daha başarılı.”… Al bir Facebook, bir de Twitter, bu da kaymağı Instagram. “Senin WhatsApp’ta kaç gurubun var?”…

Dostlar, her şeyin aşırısı zarar… Tabii ki bütün bunların iyi yönleri de var, ama zararları şu anda iyi yönlerinden çok. Gelecek nesiller, çocuklarımızın çoğu adeta elimizdeki akıllı telefonun; o küçücük ekranının içine hapsolmuş durumdalar…

Çıkın dışarı, buluştuğunuz anda da telefonlarınızı koyun cebinize; göz göze, diz dize konuşun, tartışın, hayatı hissedin… Unutmayın oyunlarda olduğu gibi üç ya da beş canınız yok, bir canınız var… Çıplak gerçek bu…

Şimdi gelelim konumuza. Konumuz, tahmin edeceğiniz gibi tiyatro…

İşte bütün bu keşmekeşin içinde biz de “GERÇEK” in peşinde koşuyoruz. Tiyatro hayatın ta kendisidir dostlar. Hatta bence hayattan da gerçektir. Sahnedeki tiyatro oyuncusu meslektaşım size yalan söylediği anda anlarsınız. Buna da “Oyunu beğenmedim, kötü.” diyerek tepkinizi gösterirsiniz. Çünkü o büyülü sahne hep size doğru aynayı tutar… Oyuncu kötü oynadığı anda, yani ayna doğru değilse hemen anlarsınız. Ama ya hayatta sizi gözünüzün içine bakarak, yalan söyleyerek kandıranlara ne diyeceksiniz? Onlara nasıl inanıyorsunuz?… Ne demiş Atamız, önderimiz Mustafa Kemal Atatürk “Sanatsız kalan bir milletin, hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”… Yoksa hayat damarlarınızdan biri koptu mu?

Çok soruyorlar “Neden sizi ekranlarda göremiyoruz.” diye. Öncelikle belirtmeliyim ki koşullar çok ağır. İnsanın hem ruh, hem de beden sağlığı için sakıncalı. Ben de son iki yıldır, abuk subuk dizilerde, insanlık dışı koşullarda oynamak yerine; insani koşullarda tiyatro yapmayı tercih ediyorum. Bundan da çok mutluyum. Tabii ki bu durum dizilerde hiç oynamayacağım anlamına gelmiyor. Yapımcısı, yönetmeni ve oyuncuları ile inandığım bir proje olursa tabii ki oynarım. Derler ya, artık “Hayvan terli.”… Bu konuda geniş kapsamlı bir yazı yazıp sizlerle gerçekleri yakın bir zamanda paylaşacağım. Tv. ekranının o aldatmacalarla dolu renkli dünyasında gördüğünüz gibi değil hiç bir şey… Çoğu sahte ve yalan…

Şimdi size müjdeli bir haber vereceğim. Tiyatro AŞHK olarak, “27 Mart Dünya Tiyatro Günü” nde, Saat:20.00’de, Gazi Mağusa Belediyesi’nin davetlisi olarak “ESARETTEN ÖZGÜRLÜĞE” adlı oyunumuzla Kurucu Cumhurbaşkanımızın adını taşıyan Rauf Raif Denktaş Kültür ve Kongre Sarayı’nda onurla ve gururla perde açacağız. Fark ettim ki, yaklaşık 30 yıllık meslek hayatımda ilk kez “27 Mart Dünya Tiyatro Günü” nde doğduğum topraklarda sahnede olacağım. Doğal olarak, günün anlam ve önemini de göz önünde bulundurursak yine heyecan doruklarda. Tam da bu noktada K.K.T.C.’nin sanatsever başkanlarından, Gazi Mağusa Belediye Başkanı Sayın İsmail Arter’e, Mağusa Gelişim Akademisi Sorumlusu Sayın Refik Hazır’a, Mağusa Belediyesi Kültür Şube Amiri Sayın Onursal Akdeniz’e içtenlikle çok teşekkür ederiz. Umarım doğduğum topraklar bir an önce sanatın gücünü, pozitif enerjisini keşfeder. Hep söylüyorum, dünya çapındaki yazar Shakespeare’in oyunu “OTHELLO”  Othello Kalesi’nde geçer. Bana nasip oldu, 2002 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları olarak “Othello” oyununun dünya prömiyerini Gazi Mağusa’mızda “Othello Kalesi” nde oynadık . Othello Kalesi yeniden restore edildi. Burada yapılacak olan ve öncülüğünü “Othello” oyununun yapacağı dünya çapında bir festivalle yeni bir K.K.T.C. daha kurulur. Siyasilerimize buradan duyurmuş olayım… Ben de bu konuda üstüme düşen görevi yapmaya her zamanki gibi hazırım…

Şimdi gelelim tekrar “ESARETTEN ÖZGÜRLÜĞE” oyunumuza. Oyunumuzda sizleri önce 1918 yılına, Osmanlı topraklarının işgal edildiği günlere götürüyoruz. O yıllarda Osmanlı İmparatorluğu çaresizdi, yalnızdı. Tarihi bilenler bilir, Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanır imzalanmaz da, düğmeye basıldı, düşmanların işgali başladı. Osmanlı İmparatorluğu’nun toprakları, daha 1. Dünya Savaşı devam ederken İtilaf Devletleri’nin kendi aralarında yaptıkları gizli planlarla zaten çoktan pay edilmişti bile.  Bu topraklar üstünde yaşayan insanların umutları, gelecekleri, geçmişleri düşmanlar tarafından adeta hiçe sayılarak işgal edildi… Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları işgali hiç ama hiç kabullenmedi.  İstanbul Boğazı’ndan karşı kıyıya geçmek için İngiliz gemileri arasından geçerken, Mustafa Kemal Paşa; büyük bir cesaret ve kararlılıkla o çok bilinen, tarihe mal olan cümlesini söyledi “Geldikleri gibi giderler.” dedi… 1919’da silah arkadaşları ile Samsun’a çıkarak kurtuluş ateşini yaktı… Bir halk, önderinin yaktığı kurtuluş ateşinin etrafında “BİR” oldu, silkindi, uyandı… Esaretten özgürlüğe yurdunu düşmanlardan destanlar yazarak temizledi… Farkında mıyız? Şaka değil dostlar, Anadolunun dört bir tarafında işgalcilerin, düşmanların ayak sesleri duyuluyordu. Ama hepimizin de bildiği gibi ve Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “Geldikleri gibi gittiler.”… Unuttuk mu?… Bu yüzden Türkiye Cumhuriyeti çok kıymetlidir, değeri her geçen gün daha da artmaktadır.

İki Selanikliyi, iki mavi gözlü devi, iki memleket sevdalısını, iki cesur insanı; Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Nazım Hikmet’i “Esaretten Özgürlüğe” gösterimizde sizlerle buluşturuyoruz… Cepheden mektuplarla, Nazım Hikmet ustanın Kuvayi Milliye Destanı’ndan şiirleriyle, şarkılarla, türkülerle Cumhuriyetimize selam duruyoruz. Bu topraklar yokluklar içinde kurtarılıp bizlere armağan edildi. Anadolu toprakları olmasaydı bugün eminim Kıbrıs Türkü de olmazdı. Bu yüzden unuttuğumuz kıymetleri hatırlatmak istedik “ESARETTEN ÖZGÜRLÜĞE” oyunumuzda. Türkiye Cumhuriyeti’nin 80. Yıldönümünde heyecanla, onurla ve gururla Mustafa Kemal Atatürk’ü canlandırmıştım. Şimdi de aynı heyecan ve coşku içindeyim. Böyle bir oyunu Tiyatro AŞHK olarak sahneye taşımasaydık, hep bir yanımız eksik kalacaktı. Kurtuluş Savaşı’nın ne demek olduğunu bimezsek ne K.K.T.C.’de ne de Türkiye’de geleceğimize sağlıklı bir şekilde bakamayız dostlar. Alın o asil ay yıldızlı bayraklarımızı gelin… İzmir’in dağlarında çiçeklerin nasıl açtığını hep beraber yine yaşayalım…Yaşasın Cumhuriyet…

Kıbrıslı Türkler olarak köklerimizle, Anadolumuzla etle tırnak gibi bağlıyız, ayrılmamız mümkün değil. Ne yazık pek bilinmez, Anadolu’muzun Kurtuluş Savaşı Mücadelesi’nde Kıbrıslı Türkler büyük destek verdi. Maddi yardımlar genelde büyük zorluklar içinde müsamereler oynanarak toplanmış, bununla da yetinmeyip cephede Kurtuluş Savaşı’na bizzat katılarak atalarımız Anadolu’muza yürekten destek olmuştur. Kıbrıs’da 1919’da başlayan ve üç yıl süren kuraklıktan dolayı fakirleşen, açlık sınırına dayanan kıbrıslı Türkler, İngiliz Sömürge’sinin baskılarına rağmen, her şeyi göze alarak Anadolu’nun kurtuluş mücadelesinde onurla yer almıştır. Yukarıda da yazdığım gibi müsamereler düzenlenerek, kartpostallar satışa çıkarılarak maddi destek sağlanmıştır. Hatta bu uğurda atalarımız İngiliz idaresi tarafında Girne Kalesi’nde hapse atılanlar olmuştur. Hapsedilenlerden biri olan Dr. Esat Bey’in eşi Anadolu’daki Kurtuluş Savaşına katılan ilk Kıbrıslı Türk kadın olmuştur.

Kurtuluş Savaşı’na katılan bir başka Kıbrıslı Türk Milli Sanatçı ve diş hekimi Polili Ali Rıza Efendi’dir. Mustafa Kemal Paşa’ya altından heykelini yaparak Çorum’da bizzat kendi elleriyle vermiştir…

Anadolu toprakları düşmanlardan temizlendikten sonra, Kıbrıs’lı Türkler de büyük bir coşku ile kutlamalar yapmıştır. Bu büyük zaferden sonra Kıbrıs’taki İngiliz Valisi’nin şu sözleri, Kıbrıslı Türklerin atamız, önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’e bağlılıklarını anlatan tarihi bir örnektir:

“Türkiye’de halk zafer sevinci ile coşuyor ve şenlikler düzenliyor. Buna bir diyeceğimiz yok. Fakat sizlere ne oluyor? Mustafa Kemal’in ne yüzünü gördünüz, ne de sesini duydunuz. Buna rağmen sokaklara dökülüp, O’nun zaferini kutluyorsunuz! Hayret doğrusu!”…

Ne demişti atamız, önderimiz Mustafa Kemal Atatürk “Beni anlamak demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir”… İşte Kıbrıs Türkü, Anadolu ile “BİR ve BÜTÜN” olarak Mustafa Kemal Atatürk’ü daha O bu cümleyi söylemeden anlamış ve hissetmiştir. Bu bir tarihi gerçektir. Kıbrıs Türkü adına büyük bir onurdur, büyük bir gururdur…

27 mart 2018 tarihinde, “27 Mart Dünya Tiyatro Günü” kapsamında, Gazi Mağusa’da, Kurucu Cumhurbaşkanımız adına yapılan Rauf Raif Denktaş Kültür ve Kongre Sarayı’nda, Saat:20.00’de Tiyatro AŞHK’ın  “ESARETTEN ÖZGÜRLÜĞE” oyununda, tiyatronun büyüsünde buluşmak umudu ile. Mutlaka bayraklarınızla gelin.

 

Memleketimi koklayın benim için…

Atamızın izinden giderek, alnımızda ışığı nefes aldığımız sürece hissetmeye hep devam edeceğiz…

Küçüklerimin gözlerinden, büyüklerimin ellerinden öperim…

Selam ve sevgilerimle…

Tüm sanatseverlerin ve meslektaşlarımın “27 Mart Dünya Tiyatro Günü” nü içtenlikle kutluyorum…

“YAŞASIN SANAT, YAŞASIN TİYATRO, YAŞASIN CUMHURİYET”