Yeni köye eski adet: Mikro Yönetim - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Cumartesi, Aralık 3, 2022
Köşe Yazarları

Yeni köye eski adet: Mikro Yönetim

Vildan EsenyelVildan Esenyel

Eski dönemlerde, az sayıda eğitimli insan vardı ve çok az kişi düşünmekten sorumluydu, işe hakim ve bilgili belli yöneticiler emirler verip işleri sıkı bir şekilde kontrol ederdi ve diğerleri onu uygulamak zorundaydı.  Yönetim 1.0 olarak adlandırılan bu yönetim tarzı o zamanlar için gerekliydi.

Ancak bu yaklaşım, bireysel katılım, yetkilendirme ve yaratıcılığın giderek daha önemli hale geldiği, yönetim 3.0’a geçtiğimiz günümüz bilgi çağına artık pek uymuyor. Çünkü günümüzün iş dünyasında rakiplerden öne geçebilmek için motivasyonu yüksek, ekstra yol kat etmek isteyen fikirleriyle şirket performansını artıracak bilgili çalışanlara ihtiyacımız var.


Ama ne yazık ki bugünün ofislerinde bu eski moda yöneticiler hala var. Günümüzde onların bir de ismi var: Mikro Yöneticiler.  Mikro yönetim, yöntemlerin sorgulanamadığı, bunun yerine yöneticinin istediği her şeye uyulması gereken bir diktatörlük şekli olarak da değerlendirilebilir.

 

 

 

 

Günümüzün mikro yöneticisi, işin tam olarak kendi yöntemleriyle yapılmasını isteyen, hata ve zayıflıklara odaklanan ancak çok az bağlam, destek veya tavsiye sağlayan birisidir. Çağımızın liderlik anlayışından çok uzak olarak, mikro yöneticiler, çalışanlarına güvenmek, potansiyellerine inanmak ve gelişmelerine yatırım yapmak yerine sürekli şikayet edip asla tatmin olmazlar.

Bu yöneticiler çalışanların tüm iş süreçlerini aşırı şekilde denetleyip kontrol ederler ve kararları personele ya sınırlı bir şekilde devereder ya da hiç devretmezler.  Her projeye aşırı derecede dahil olup bir gölge gibi çalışanları her adımda takip eder, reçete yazar, düzeltir, eleştirir ve yargılarlar.

Mikro yöneticiler kendi zamanlarını dikkatli kullanmaya özen gösterirken, krizleri sürdürerek, toplantıları yanlış yöneterek ve diğerlerinin zamanını manipüle etmeye çalışarak başkalarına saygısızlık etmeleriyle ünlüdürler. Onlardan bağımsız karar verme özgürlüğü düşünülemeyeceği için her e-postada cc’de olmak, her toplantıda kendileriyle bağlantıya geçilmesini isterler.

Kısacası, mikro yönetilen bir ekip veya kuruluş, her açıdan gerçekleşmeyi bekleyen bir felaket kaynağıdır ve bu yüzden dünya çapında mikro yönetimle bir mücadele sürmektedir.

Mikro yönetim, iyi niyetle ve ekstra titizlik göstererek çalışanları hizada tutmanın en iyi yolu gibi görünse de, aslında yarardan çok zarar verecek oldukça toksik bir iş yeri sorunudur.  Genellikle, mikro yöneticiler yalnızca mükemmelliği teşvik ettiklerini düşünseler de aslında yaptıkları şey, çalışanlarının motivasyonunu, özerklik duygusunu ve kendilerine güvenlerini ortadan kaldırmaktır.

İnsanlar katı kurallarla kuşatıldığında, yaratıcılık, inisiyatif ve yenilik için pek fazla fırsat kalmaz. Mikro yönetilen çalışanlar, patronun onayı olmadan harekete geçmekten korkan bağımlı ve üretemeyen çalışanlara dönüşürler. Çizginin dışına çıkmaktan, sorgulanmaktan, eleştirilmekten ve olumsuz bir tepki uyandıran bir şey yapmaktan o kadar korkarlar ki asla orijinal bir şey denemezler; asla yeni fikirler sunmazlar; daha az çaba sarfederler.  Bu da onlardan girdi almanızı engeller.

Mikro yöneticilerin davranışları çalışanların psikolojik ve fiziksel sağlığına zarar verebilir. Birçok insan, sürekli olarak izlendiklerinde donar veya çok fazla rahatsızlık duyar, kendini yetersiz hisseder ve yaptığı asıl işe odaklanamaz. Bu da strese ve hatta daha çok hataya neden olur.

Sürekli hatırlatma yapılması, çalışanların kendilerini aşağılanmış hissetmelerine ve işleriyle bağlantılarının kopmasına neden olur. Beklentileri asla karşılayamadıklarını düşünürler. Yöneticiyle her sıradan konuşma bir performans değerlendirmesi gibi gelmeye başlar. Yalnızca patron ortaya çıktığında harekete geçilen bir ortam yaratılır. Ve böyle bir ortam birbiriyle çelişen sonuçlar üretir.

Liderlik pozisyonundaki mikro yöneticiler, daha küçük, daha önemsiz günlük görevleri veya durumları izlemek, eleştirmek, analiz etmek ve denetlemek için zamanlarını ve enerjilerini harcarken daha büyük projeler ve KPI’ları aynı yoğunluk, dikkat ve enerjiyle takip edemezler.  Büyük resme değil küçük konulara kilitlendikleri için hedeflere ulaşmada ve örnek bir lider olma konusunda başarılı değildirler.

 

 

Sonuç olarak, çalışanlar onlara güvenmediğinizi hissederler ve böylece onlar da size güvenmezler. Ayrıca kırgın olurlar ve bu kırgınlık katılımın ve sadakatin azalmasına yol açar. Sonra döngü devam eder. En yetenekli ve azimli çalışanların özellikle orta kademe profesyonel yöneticilerin başka bir iş aramaya başlaması an meselesidir artık.

Bu yüzden, hem kendinizi hem ekibinizi tüketmemek için kendinize her zaman şu soruyu sorun:

Ekibiniz, müşteri odaklı mı yoksa patron odaklı mı?

Kuruluşlar, müşterilerini memnun etmekten çok kendilerine odaklanmaya başladıklarında canlılıklarını yitirmeye başlarlar. Liderler ve yöneticiler “patron takıntılı” bir kültür yarattıklarında, organizasyon güçlü gibi görünse de aslında içten dışa kireçleniyordur.

Unutmayın çalışanlarınızı mikro yönetiyorsanız, ya ekibinize güvenmiyorsunuz ya da kendinize güvenmiyorsunuz mesajını veriyorsunuz. Başkalarında hata ve kusur aradığınızda, her zaman bulacağınız tek şey hata ve kusurdur.

Steve Jobs güzel söylemiş: “Akıllı insanları işe alıp onlara ne yapacaklarını söylemek mantıklı değil; Bize ne yapmamız gerektiğini söyleyebilmeleri için akıllı insanları işe alıyoruz.”

Tepki göster
Bayıldım
0
Bayıldım
Huzurlu
0
Huzurlu
Hahaha
0
Hahaha
Üzüldüm
0
Üzüldüm
Hayran Kaldım
0
Hayran Kaldım
Facia
0
Facia
Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar