Ya İkimiz de Haklıysak?

17 Mayıs 2018 Perşembe | 12:39

İlk kez seans odasına gelen çiftlerin çoğunluğunun en büyük merakı uzun zamandır devam eden anlaşmazlıkta kimin “haklı” olduğudur. Anlaşmazlıkların nedeni bir partnere yüklenmeye çalışılabilir. Bazen her iki partner de kendi haklılığına inanırlar, ve terapisti bu haklılık savaşı içinde kazananı belirlemek için adeta bir karar mercii gibi algılayabilirler. Oysa o odaya gelen iki insan da karşılanmayan ihtiyaçları sebebiyle zor bir deneyim yaşıyordur ve ikisinin de hissettiği his anlaşılabilirdir. Yani ikisi de hislerinde “haklı”dır. Peki, tek haklı yoksa, bu sefer anlaşmazlıklar nasıl çözülecek?

İki kişi arasında kurulan ilişki, o iki kişinin toplamından fazlası, kendi dinamiği olan bir durum aslında. Bir kişiyle romantik ilişki kurduğumuzda, bu dinamiğe bağlı olarak, farkına varmadığımız yanlarımızı görebilir, ya da yeni davranışlar geliştirebiliriz.

Bir önceki yazıda, bağlanma stillerimizden ve bunun romantik ilişkilere yaklaşımımızı, ilişki içindeyken deneyimlediğimiz duygu, düşünce ve davranışları nasıl etkilediğine değinilmişti. Bağlanmanın dinamik ve değişebilir bir süreç olduğundan, eğer bu konuda çeşitli yaralara sahipsek güvenli bir kişisel ilişki ya da terapi yardımıyla merhem bulunabileceğinden bahsedilmişti.

Kısır Döngü

Romantik ilişkiler duygusal ihtiyaçların en yoğun şekilde karşılanabildiği, bu sebeple yetişkinlik yaşamımızda çok önemli etkiye sahip bir alandır. Partnerlerin erişilebilir ve ihtiyaçlara duyarlı olması ilişki kalitesini yükseltir. Karşılıklı ihtiyaçların karşılandığı bir ilişki iyileştiricidir. Partnerimiz bizim yaralarımıza merhem olur. Ama bu her ilişkide böyle mi?

Hayatımızda özel bir stres unsuru yokken genelde her şey yolundadır ya da idare ediyoruzdur. Fakat kendimizi tehdit altında hissettiğimizde (korku, belirsizlik, geçiş dönemleri bu durumlardan bazılarıdır) bağlanma ihtiyaçlarımız aktive olur. Bazı çiftler, stres durumlarında birbirlerinin ihtiyaçlarına duyarlı yaklaşıp, ilişkiyi dengede tutabilirken; bazıları birbirlerinin ihtiyaçlarını karşılayamaz. Bunun sebeplerinden birisi strese yaklaşma yolunun iki partner için de farklı oluşudur. Stres durumunda çiftlerden biri aşırı duygulanım yaşayarak sorunun üzerine giderken, diğeri normalde olduğundan daha az duygulanım yaşayıp (bir nevi hissizleşip/donuklaşıp) kapanma haline geçebilir. Bu çözüm yollarımız, içsel olarak yerleşmiş duygulanım ve algı şeklimizden kaynaklanır. Bir önceki yazıda bahsedildiği gibi bu içsel model, erken çocukluk döneminde yaşadığımız deneyimlerle şekillenir.

İhtiyaçların karşılanmadığı ilişkilerde dikkat çeken şey kişilerin bireysel çözüm yollarının bizzat kendisinin bir sorun yaratmaya başlamasıdır. Bu biçimlerden en belirgini kaçma-kovalama döngüsüdür.

Kaçma- Kovalama

Kaçma-kovalama döngüsü içinde yaşanan bir ilişkide, ilişki stresi arttığı zaman bir taraf duygularını normalde olduğundan daha yüksek seviyede yani uyarılmış olarak yaşar. Bir tür alarm mekanizması çalışmaya başlar. Duygusal gerginlik artmıştır ve yakınlık/ güvenlik/ değer vb. duygusal ihtiyaçlar yeterli şekilde karşılanamadığı için kişi hayalkırıklığı, kırgınlık, yalnızlık, öfke gibi duygular yaşar. Bu duygularla baş etme biçimi zorlama, talep etme, savaşma, eleştiri ve suçlama gibi davranışlardır.

Diğer taraf ise stres durumunda, aşırı duygunun verdiği taşkınlıktan kendini koruma arzusuyla, hislerini dondurma yoluna gider. Bir nevi duygusal devre kırıcı kullanarak, tehdit altındayken (yani üzüntü, hayalkırıklığı, anlaşılmama, öfke, yetersizlik, yalnızlık gibi hislerle baş etmek için) sistemi kapatır, hissizleşir. Bu durum reddetme, görmezden gelme, kaçma, saklanma, ses çıkarmama, içine kapanma, yalnız kalmak isteme gibi davranışlara yol açar.

İşin ilginç tarafı, bir taraf kendini tekrar toparlamak, normal seviyeye gelebilmek için kaçmaya başladıkça, diğer kişinin de ihtiyaçları karşılanmadığı için bu daha çok kovalamaya, eleştiriye, suçlamaya, ya da üzerine gitmeye neden olur. Eleştiri, suçlama ve talepler karşısında kaçan kişi daha yetersiz hissederek daha çok kaçmaya başlar. Bu da daha çok kovalama yaratır.

Bu tabloda, iki insanın da ihtiyaçları karşılanmıyordur. Bir taraf kendini yalnız bırakılmış, değersiz, tehdit altında hissederken; diğer taraf anlaşılmamış, yine tehdit altında ve yetersiz hisseder (bu duygular çeşitlendirilebilir). Aslında iki taraf da ilişkiyi kurtarmak istiyor ve kaçarak ya da kovalayarak bunu başarmaya çalışıyor olabilir. Fakat bu kısır bir döngüdür. Bu döngünün kendisi bu zor hisleri daha da yükselterek ilişki stresini artırır.

Yani iki kişi de bu döngüyü farklı şekilde deneyimler. Fakat ortak olan şey iki tarafın da insani ihtiyaçlarının karşılanmamasıdır. İki kişi de bu gerilimden kurtulmak için çocukluğundan beri bildiği, tanıdık olan yöntemi kullanır. Bu yollar birbirinden farklı olduğu gibi, birbirini besler. Kaçmak kovalamayı, kovalamak kaçmayı artırır. Dolayısıyla iki kişi de kendi içinde insani ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan, doğal-insani duygular yaşarken, kullandıkları çözüm yolları ilişki stresini devam ettirir.

Nihayetinde iki partnerin hisleri de anlaşılabilirdir. Çift, yüksek olasılıkla dengeli ve ihtiyaçların karşılandığı bir ilişkiyi istiyor, her krizden sonra buna kesinlikle karar veriyor, fakat kendini yine o döngüde buluyordur. Bu tekrarlayıcı baş etme yolları hem kişileri, hem ilişkiyi yıpratır. Çift terapisinin bu döngüyü kırıp, karşılıklı ihtiyaçların karşılanmasına doğru giden, kişilerin hem kendini hem partnerini hem de ilişkilerini daha iyi tanımasına fırsat veren bir süreç olduğunu söyleyebiliriz.

Sevgiyle.