Köşe Yazarları

Varoş futbolu mu? Yoksa dünya futbolu mu?






   
Yıllarca birileri bizi mandıraya kapadı ve dünya gerçeklerinden kopardı. Bir coğrafya, dünya hukukundan ve ekonomisinden kopartılırsa, o coğrafya çölleşir, sapar, küflenir; bir süre sonra da size dikte edilen yanlışların doğru olduğunu zannedersiniz. Hava almayan(uluslar arası hukuk ve ekonomi ile entegre olmayan) coğrafyalarda yaşayan insanlar zaman içinde körelir…
   KOP-KTTF anlaşmasını yorumlamak için, evvela büyük resmi görmek lazım. Aslında, futbol meselesinin tam da müzakereler öncesi(ortak metin aşamasında) olması iyi oldu, çünkü bu vesileyle gerçeklerle tanışma fırsatımız ve Kıbrıs’ta nasıl bir anlaşma olacağını da bir kere daha anlama imkanımız olacak.
   Ne futbol meselesine, ne de diğer meselelere Sarayönü kriterlerinden bakarak bir yere varamayız. Bir zamanlar,Avrupa’ya yaptığımız ihracata da Sarayönü kriterleriyle baktık da başımıza neler geldiğini gördük.Uluslararası kurala tabii ve piyasa entegrasyonu-erişimi olmayan piyasa-sektör gelişemez, çöker !!!!!!
    Nasıl ki, yıllar içinde uluslar arası hukuk ve ekonominin dışında kaldığımız için kurduğumuz devleti ekonomik-mali açıdan çökerttik (5 büyük bataklık yarattık)bir bakıma varoş ekonomisine sahip bir devlet yarattık, aynı şekilde de futbolu ve kulüpleri de bataklığa çevirdik, futbol ve kulüplerimizi de tipik bir varoş ekonomisi haline getirdik.
     Bakın büyük resim bize ne diyor? Tabii anlayana!
    İkinci dünya savaşından sonra dünyada bir düzen kuruldu. Ve bu düzen bize şunu söylüyor. Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası hukuka göre, “üniter devlet statüsünde toprak bütünlüğü olan bir coğrafyadan aynı toprak bütünlüğü içerisinde, o topraklarda yaşayan toplumların ortak onayı olmadığı sürece başka bir üniter devletcik çıkmaz.” Özetle, üniterden üniter çıkmaz. Yani, Kıbrıs adasından Rumların onayı olmadan KKTC üniter devlet olarak çıkmaz, çıkamaz… The end!
    Ama her hangi bir üniter devlet, toprak bütünlüğünü koruyarak,  evrimleşerek, egemenliğini de o coğrafyada yaşayan toplumlardan alarak fedaral yapıya dönüşebilir. Bu ne demek? Şu demek, dünya asla bu topraklarda egemenliğini eşit iki devletten alarak kurulacak bir federasyonu kabul etmez, etmeyecek.
    Yani, biz ancak ve ancak egemenliğimizi toplumdan alarak Kıbrıs cumhuriyetini federal bir yapıya dönüştürebiliriz. Ha, federal yapılar da, isterlerse anlaşarak üniter devletlere ayrılabilir. Uluslararası hukukun ve dünyanın teamülü ve çivisi budur, dünya bunu tutmak zorundadır(toprak bütünlüğünü), aksi halde arkası çorap söküğü gibi gelir…
     Hatta, bunun en büyük savunucusu da, hem kendi ülkesinin ihtiyacı, hem de coğrafyasının sağlığı için Türkiye’dir. Bu acı ama dünyalı tespitten sonra gelelim futbol konusuna…
     Bu acı gerçek bize şunu söylüyor. Dünya diyor ki, bu adanın içinde siyaseten, ekonomik, futbol vs. ne yaparsanız yapın ama kim ki adanın dışına çıkıp, dünyayla temas edecek; biz bu toprak bütünlüğünü temsil eden şemsiyeyi, yani Kıbrıs Cumhuriyeti kurumlarını tanırız, biliriz. Yani, ağzımıznan kuş tutsak Rumların onay vermeyeceği bir ayrılık olamaz ve bu şartlarda da dünya ile KKTC formatında yasal-meşru temas ve iş yapamayız ama Kıbrıslı Türkler olarak yapabiliriz. Anlayacağımız, KKTC şemsiyesi bugünün dünyasında  çıkmaz sokaktır! Rumlar onay vermezse, bu topraklarda en iyi ihtimal Tayvanlaşma olur. Rumlar, ikinci kez hayır dese bile tanınma olacağına inanmıyorum, olsa olsa en iyi ihtimalle Kosovalaşma olur.
     Dünyayla yasal-meşru iş ve temas yapamadığımız sürece de Kuzey Kıbrıs’ta kaliteli ot bitmez ve hele üzerinde yaşamak için çırpınan Kıbrıslı Türkler de hayır etmez. Elbette, “giden Türk gelen Türk” stratejisi ile bu topraklarda Türkiye’nin desteği ile ayakta kalabiliriz. Ama bu şekilde Kıbrıslı Türkler, bu coğrafyada ne kadar kalır ve ne durumda olur bilemem?
   Bu şekilde, hep bir suni teneffüs havasında yaşamak zorunda kalacağız. Kimimiz bu suni teneffüste yaşamayı kabul eder, kimimiz etmez. Bendeniz etmeyenlerdenim. Çünkü, bu gidişin sonu KIBRISLI TÜRKLERİN bekası-varlığı, özne olabilmesi bakımından iyi değil. Kıbrıslı Türkler, bu topraklarda hak ettiği gibi dünyalı yaşamayacaksa, eksik olsun bu topraklar.
      Benim açımdan, KOP-KTTF anlaşması aslında, Kıbrıslı Türklerin dünyaya açılmak, seyahat etmek, iş yapmak için Kıbrıs Cumhuriyeti kimliklerini kullanmasından farkı yoktur. İngiltere’de Kıbrıs Cumhuriyeti kimliğiyle üniversiteye giden bir öğrenciden farkı yoktur. Hatta, sahip olduğu mekanizmalar bakımından KOP-KTTF anlaşması o bakımdan daha ileri ve lehimizedir.
     Kimlikleri niye alıyoruz? Yaşamak, hayatta kalmak için. Ha, işte işin sırrı budur. İnsanoğlu, hayatta kalma, bekasını, varlığını devam ettirmeye kodlandırılmıştır. O yüzden bu anlaşma bizi yeniden hayata bağlayacak, canlandıracaktır. 

     İşte futbol konusunda durum tam da budur. Eğer uluslararası temas istiyorsak bugünün gerçeklerinde bu üniter toprak bütünlüğü olan bir devlette başka bir isim ve kimlik altında bir şey yapamayız. Tercih bizim, istersek Güney’de Fenerbahçe’yi seyretmeye devam edebiliriz. Yani, aldatılmaya devam edebiliriz.
     Bakın, iki şansımız var; ya futbolda dış temas olmadan köreleceğiz, ki köreldik, ya da bu şekilde futbolu ve ekonomisini-standartlarını kuzeyde de canlandıracağız, ölmemek-hayatta kalmak için bunu yapacağız.
     Bu açılım, bizim için hayatta kalma mücadelesidir. Bu açılımın çok önemli ekonomik, sosyal, siyasi olumlu etkileri olacaktır. Bir kere, Güney ve Türkiye’de futbol kamp turizmi çok gelişmiştir, şimdi bu piyasa -göreceksiniz- bizde de oluşacak,futbolun yarattığı sosyal-siyasal-ekonomik sinerjilerden faydalanacağız, dış temaslar vs sayesinde davamızı da anlatacağız… Bu temas direkt futbol ekonomisine indirektte ülke ekonomisine çok pozitif yansıyacaktır.
    Bu anlaşma diyor ki, içerde kendi bölgende ne yaparsan yap(Kuzey coğrafyasını KTFF düzenliyor, otoritesi var)  ama dış temas istiyorsan sana şimdilik-geçici bir süre, ta ki aranızdaki sorunları giderene kadar ve bu kurumlarda ortak temsiliyetiniz olana kadar;  Kıbrıs Cumhuriyeti (ki bizimde ortağı olduğumuz devlettir) şemsiyesinden-üzerinden bir kanal açıyorum. Tepe tepe kullan diyor. Zaten anlaşmada, 2 ön şart var. Hem Kıbrıs sorununu siyaseten etkilemez, hem de geçicidir diyor.

   Peki buna rağmen şamata niye? Şamatanın kaynağı şu; Rumların altına giriyoruk, bu anlaşma bundan sonra emsal teşkil edecek, vs. bugüne kadarki davamızı kaybedeceğiz paranoyaları…

     Gerçekten biz Kıbrıslı Türkler, bu düzen içinde uyuşturulduk, dünyayı ve gerçekleri anlama konusunda sıkıntımız var. Asla ve haşa ! Kıbrıslı Türklerin, atalarımızın bu topraklarda verdiği mücadeleyi küçümsemiyorum, o başka bir şey. Bu topraklar bizim sayemizde Türklük davası haline geldi. Türkiye, bizim sayemizde bu oyuna taraf oldu.
    Ama birileri bizimle dalga mı geçiyor, şaka mı yapıyor. Yahu, biz bu topraklarda Kıbrıslı Türkler olarak gücümüzü, Türkiye’nin pozisyonundan ve çıkarlarından alıyoruz. Hatta, İngilizlerden-Amerikalılardan alıyoruz. Rahmetli Denktaş’ın çok sevdiğim ve yıllar içinde daha iyi idrak etmeye başladığım bir lafı var “Kıbrıslı Türkler, bu topraklarda Türkiyesiz dikiş tutturamaz” demiyor muydu?
     Ötesinde,1963-1974 dönemindeki gibi dağınık gettolarda yaşamıyoruz, Kuzey’de Türkiye’nin gücü-askeri-desteği sayesinde ayrı yaşıyoruz ve artık BM ve dünya Kıbrıs’ta ki anlaşmanın çerçevesini de çizdi, oluşturdu. Bu geçici bir açılımdır.
    Bu anlaşma  ile biz pozisyon vs kaybetmeyiz, hatta bu anlaşma çok önemli ekonomik, siyasi, hukuki pozisyon kazanımlarını da getirecektir. Biz bu topraklarda, ancak Türkiye gücünü -pozisyonunu kaybederse dikiş tutturamayız, çökeriz.
      Bir de hangisi önemli? Bu coğrafya parçası mı, yoksa bunun üstünde yaşayan Kıbrıslı Türkler mi? Bu anlaşmaya karşı olanlar, yani bizim için coğrafya parçası önemli, üstünde yaşayan Kıbrıslı Türkler olmadan da biz toprak parçasını koruyalım mı diyor yani?
     Bu anlaşma Kıbrıslı Türklere, bugünün uluslararası hukukunda bir nefes borusudur. Elbette daha iyi olabilirdi ama bu şartlarda açılan bu kapıdan cesaretle yürümemiz gerekir. Bu dinamik bir süreçtir ve yeni bir paradigmadır. Artık, bugüne kadar elde ettiğimiz kağıt üstü kazanımları da, maksimalist hayaller peşinde koşturmadan realize etme zamanıdır.







Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu