Türkiye ve biz

25 Temmuz 2016 Pazartesi | 10:26
Lefteris Adilinis

Kıbrıs’ın karşı karşıya olduğu en büyük tehlikelerden biri, olayları ve gelişmeleri öngörmek ve engellemek konusundaki zayıflığıdır. Kıbrıs Cumhuriyeti tarihinde hükümetin ve kurumlarının olaylar karşısındaki tepkisi, en hafif tabirle, geç kalmış tepkilerdir.

Akıllara durgunluk veren örnekler arasında 1974 savaşı ve 2013 Martının ekonomik felaketi vardır. Devletin kilit pozisyonlarda olanların her şeyi bildikleri ve hiçbir konuda profesyonel tavsiyeye ihtiyaç duymadıkları yanılgıları nedeniyle önleyici tedbirlerin zayıflığı sürekli olarak ortaya çıkıyor.

Cumhurbaşkanı Anastasiadis’in Türkiye’deki darbe girişiminin ardından Jeostratejik Çalışmalar Konseyi’nin tavsiyelerine başvurması hoş bir sürpriz oldu. Bahsi geçmişken söylemeliyim ki, bu Konsey kurulduğu günden itibaren Anastasiadis’in ta kendisi tarafından bir köşeye atıldığından işlevsiz kalmıştı.

Şimdi, hazır başlamışken Anastasiadis bu konseyin konumunu yükseltmelidir. Hatta, Konseyi liyakat ve yeterlik temelinde güçlendirmeli ve hazırladığı raporları dikkate almalıdır. Bu elzemdir, çünkü Türiye’deki gelişmeler de dahil yaşanan olayları anlamak çok önemlidir.

Kişisel olarak, Türkiye’de ne olup bittiğini tam olarak bildiğimi söyleyemem. Ancak bilen insanlar ile konuşuyorum. Darbe girişiminin ardından orada olup bitenleri önyargısız ve net bir şekilde görebilen insanlarla… Türkiye’de bir dönemin sona erdiğini ve yeni bir dönemin başladığını düşünüyorlar. Türkiye Batı-yanlısı laik Müslüman bir ülkeden, giderek daha İslami bir ülkeye dönüşüyor. Darbe girişiminin ardından bu değişim daha da hızlandı.

Diğer bir deyişle, Türkiye artık yüzünü Batı’ya dönmüyor. ABD ve AB ile ilişkiler statik bir durumda. Ülkedeki egemen sınıf referanslarını İslam’dan alıyor. Temasta olduğum kişiler, Türkiye’nin İran gibi olacağına veya Şeriat Yasalarını getireceğine inanmıyor. Ancak Avrupa standartlarında bir demokrasiye de sahip olmayacak. Eğer şu anki OHAL idam cezasının geri getirilmesi ile sonuçlanırsa Avrupa ile ilişkiler tamamıyla kopacak.

Yanlış anlaşılmak istemem. Türkiye hiçbir zaman demokratik bir ülke olmadı. En azından Batı ülkelerindeki anlamıyla demokrasi, Türkiye’de hiçbir zaman var olmadı. Askeri diktatörlük olmadığı zamanlarda dahi hükümet ve kurumlar kendilerine özgü bir şekilde işlev gösterdiler. Şahıslara gösterilen el pençe divan saygı ve ulusalcılık her zaman var oldu. Baştaki kişinin bayraklarla donanmış resimleri her zaman şehirlerde ve devlet kurumlarında yer aldı. ‘Dost’ ve ‘düşman’ kutuplaşması ve ayırımı her zaman sadece siyaset alanında değil genel olarak tüm toplumda egemen oldu.

Erdoğan’ın darbeyi engellemek üzere sokağa çağırdığı kişilerin şiddet eğilimi toplumu sarmalayan fanatizmin klasik bir göstergesidir. Bu insanlar için (iktidardaki AKP’nin ve ulusalcı MHP’nin gücü dikkate alındığında seçmenin %65’i), Türkiye Cumhurbaşkanı tartışmasız liderdir, bir halk kahramanıdır. Bu insanların demokrasi kavramının çok farklı olduğu ve Erdoğan’ın otoriterliğinden rahatsız olmadıkları bellidir. Tam tersine, halka güç verdiğine inanıyorlar ve her yaptığını affetmeye hazırdırlar.

Siyasetçilerimizin salim kafayla ve tarafsız olarak Türkiye siyasi arenasının özelliklerini incelemesi gerekmektedir. Bu, Türkiye’nin siyasi ve jeostratejik arzularını ve Kıbrıs’a ve Kıbrıs sorununa bakışını anlamanın tek yoludur. Ancak o zaman hazırlıksız yakalanıp panik içinde tepki vermekten kurtulup önleyici adımlar atılabilecektir.

Lefteris Adilinis, Cyprus Weekly gazetesi ve haber portal in-cyprus.com’un baş editörüdür.