Köşe Yazarları

TC ‘su’yu = “Organik, erkenci ve niş” tarım


 Geçen Cuma BRT’de yaptığım Ekonomik Vizyon programında tarım ekonomisi alanında uzmanlaşan DAÜ’den Dr. Kamil Sertoğlu ile “TC’den gelecek su ile acaba tarımda yüksek katma değerli üretimlere dönüşümü başarabilir miyiz?” sorusuna cevap aradık.
    Bilgilendirici ve farkındalık yaratan bir program oldu. Ekonomide “fiyat”  kaynakların dağılımını sağlar, dolayısıyla “gelecek olan suyun fiyatı” da tarımda dönüşümün nasıl olabileceğini bize gösterecek. Anlaşmaya göre suyun fiyatı şöyle hesaplanacak. Türkiye, bize suyu kaynağından beleş verecek, yani suyu fiyatlamayacak.
     Ama projenin toplam maliyeti, “projenin kullanım göre (25, 40 yıl) hesaplanarak ton başı fiyatlanacak, aynı şekilde projenin cari, bakım ve kullanım maliyetleri de fiyatlara yansıyacak, dağıtımda kullanılacak enerjide faturalara yansıyacak. Sonuçta bu üçlü fiyatlama ile “tahmini 3-5 TL” arası ton başı bir fiyat ortaya çıkacak.
     Bu tarım için pahalı bir fiyat, demek ki  mevcut tarım ürünleri ile iş yapıp para kazanmak zor. Bence pahalı olması tarım için kötü bir şey değil, aksine bu fiyat, bize devlet-lobiler direnç gösterse de  tarımda piyasa topuzuyla zaman içinde yüksek katma değerli ürünlere geçeceğimizi gösteriyor. Ekonomik aklı olan, bunu bugünden yapar ve piyasaya yardımcı olur. Önümüzde MÜTHİŞ bir fırsat var.
     Ama bu fırsatı kullanmak için önce tarım bakanlığında kapsamlı bir yönetişim-organizasyon ve vizyon-politika  değişikliğine ve tarımda master plana gerek var. TC’den gelecek su ile yüksek katma değerli tarıma ve devamında da endüstriyel tarıma geçmek için tarımda aşağıdaki gibi vizyon ve politikalara ihtiyacımız var. Nedir bunlar?
1-Tarım bakanlığının adına GIDA’da ekledik ama sadece lafta kaldı. Sevgili Kamil’in de ortaya koyduğu gibi, bugüne kadar Tarım bakanlığımızın görevi 1975’lerden kalma sadece “üreticilerin gelirlerini ve refahını  korumaktı.” Bu görev, ekonomi-politiği dinamikleri gereği zaman içinde, bakanlık yapılanması-kadrosu, vizyonu, öncelikleri üretici lobilerle-siyasetçiler arasında al gülüm-ver gülüm ilişkilerini oluşturdu. Ve bizi kapalı ekonomide yanlış üretimlere-lobilere esir etti.
2-Artık, tarım bakanlığına  güçlü yasalarla 2. misyon  olarak “tüketicilere sağlıklı, kaliteli ve ucuz gıda ürünlerini sağlama görevi, tüketicileri koruma görevi “ ve 3. misyon olarak da” doğal kaynakları korumak için sürdürülebilir tarım” görevi ve politikaları  vermek lazım. Bu tarım bakanlığında büyük bir ekonomi-politiği değişimini ve vizyonunu getirecek ve bakanlık sadece üretici lobilerinin değil, tüm halkın tüketicilerin bakanlığı olacak. Bakanlığın organizasyonu, vizyonu, politikaları da buna göre oluşacak.
3-Düşünün 2012 verilerine göre tarıma toplam 60 milyon USD civarı sübvansiye ve teşvik veriyoruz ama karşılığında 250 milyon USD katma değer (milli gelir) üretiyoruz. Yani,% 25’i kadar, demek ki yanlış yapıyoruz halbuki 60 milyon USD ile karşılığında 600 milyon USD milli gelir üretmemiz lazım. Bu rakamlar, bize yanlış yaptığımızı bariz bir şekilde söylüyor.
4-  Suyu ve topraklarımızı yüksek katma değerli ürünlerde kullanmak için tüm teşvik, sübvansiye ve destek politikalarımızı kapsamlı olarak değiştirmeliyiz. Makro politika olarak;
i- Hayvancılıkta (özellikle büyük başta) kesinlikle “kaba yem üretimine endeksli” bir politikaya geçmemiz lazım.
ii- Sulu ziraatte de coğrafyamızın bize sunduğu en büyük nimet olan “organik, erkenci ve niş” tarım ürünlerine geçmemiz lazım.
      5-Biz asla dünyanın en büyük tarım ülkelerinden bir tanesi olan Türkiye ile tarımda rekabet edemeyiz ve etmemeliyiz, hatta turizm-üniversite sektörümüz ve halkımız için Türkiye tarımından ithalat olarak sınırsız ve kesintisiz bir şekilde faydalanmalıyız. Yani, biz Türkiye ile mevsim üretimlerinde sürümden kazanılan yüksek ölçekli domates, salatalık, sebze üretiminde  vs.’de rekabet etmemeliyiz, edemeyiz zaten. Satın alma gücümüzü, hizmetler sektörümüzün rekabet gücünü artıracağımıza aksine bu yanlış tarım politikaları ile baltalıyoruz.  
6-Biz, gelecek olan suyu da kullanarak kısıtlı coğrafyamızın bize sunduğu en büyük nimet olan “organik, erkenci ve bize özgün niş tarım ürünlerinde” uzmanlaşmalıyız. Erkenci sebze-meyve demek, sezonunda-mevsiminde üretilen bir ürünün 10-20 katı daha yüksek para kazanmak demektir. Zaten, girdi maliyetlerimiz bize bu uzmanlaşmış alanlarda üretim yapmamızı emrediyor. Özellikle Avrupa-ABD, organik tarım ürünlerine açık, yani girişte hiçbir gümrük vs engel yok. Yeter ki standartlara uyum olsun.
     TC’den gelecek su ve tarım konusuna devam edeceğiz.




Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı