Tatile Gitmek

99
Yusuf Suiçmez

Biz insanlar yıllarımızı okumak ve çalışmakla geçirmek zorunda kalıyoruz. Hayat bizi vahşi bir rekabetin içine itiyor gibi hissettiğimiz için kendimizi hep çalışmak ve daha güçlü olmak zorunda hissediyoruz.

Etrafımıza baktığımızda insanların büyük oranda mutsuz ve umutsuz olduklarını hemen fark edebiliyoruz. Kendimiz mutlu olamadığımız için de mutu olmayı başaran birini görünce kıskanmaya başlıyoruz. Bu kıskançlık sebebiyle başkalarının mutluluğu da bizim mutsuzluğumuzun aracı haline gelebiliyor.

Yaşamdaki kalitesizlik bu Dünya yaşamının zorunlu hali mi yoksa bizim ruh ve düşüncemizin yanlış bir programlanma hali mi diye düşünüyorum. Bazı düşünürlere göre Dünya yaşamındaki sıkıntılar, bu dünyanın kendi tabiatından kaynaklanıyor ve insanın bu Dünya’da gerçek mutluluğu bulması imkansızdır. Bu yüzden de insanın gerçek mutluğunu sağlayacak duygu ve düşünce halini kazanacağı bir eğitim sürecinden geçmesi gerektiği savunulmaktadır. Bun anlayışta olanlara göre bu eğitim süreci sonrasında insan akıl ve ruhu yeni bir alemde yeni kodlarına uygun yeni bir doğuşla mutluluğa erebilecektir.

Konunun felsefi tartışma boyutunu bu yazıma sığdırmam oldukça güç. Ancak şunu söyleyebilirim ki her insanın mutlu olma hakkı vardır. Var olmayı değerli kılan mutluluktur. Çünkü mutsuz bir yaşam insana var olmanın güzelliğini hissetmesini engeller. Peki bireysel değil de toplu olarak tüm varlıkların mutluğunu sağlayabilmek mümkün müdür? İlahiyatçıların bir kısmına göre bu mutluluğun kazanılması mümkündür ve gerçekleşme yeri Cennet’tir. Ancak Cennet’te herkese mutluluk imkanı sağlamamaktadır. Çünkü bazı insanlar Cennete girebilecek olgunlukta değildirler.

Bir kısım ilahiyatçılar tüm varlıkların yaşama sevincini yaşayabileceği bir dönemin yaşanacağını kabul ederler. Ancak sürekli olup olmayacağı tartışma konusu olmuştur. Sonuçta belirttiğim gibi her insanın mutlu olma hakkı vardır ancak bunun gerçekleştirilebileceği şartların oluşması için insanlığın sorumluluk yüklenmesi gerekir. Bu sorumluluk insanın akıl ve vicdan eğitiminin huzur ve güven duygusuna uygun bir moda kavuşması ile mümkündür. İnsanlık deneyim ve tecrübelerine bakıldığında bunun ütopik bir düşünce olduğu hissi oluşmaktadır. Ancak insanın varoluşunun vahşet ile değil de huzur ve güven ile anılabilmesi için bu tür ütopyaların insanlığın idealine dönüşmesi gerekir.

Acaba insanların kendilerini huzur ve güven içinde hissettiği, kazandığı para ile Dünya’nın farklı yerlerini gezebileceği, Dünya’yı ve hayatın farklı güzelliklerini güven içinde yaşayabileceği bir dönem olacak mı? Hz. Muhammed’den nakledilen bir rivayete göre bir kadının tek başına güven içinde seyahat edebileceği günler gelecektir. Bu rivayet böyle bir idealin işareti olarak yorumlanabilir.

Çağımızda çalışmak bir zorunluluk hali gibi görüldüğü için adeta bir mobing halini ifade etmektedir. Gelişmiş ülkelerde artık iş yerleri sadece insanların çalışma yeri olarak değil bir yaşam yeri olarak da düşünülerek planlanmaya çalışılmaktadır. Bu tür iş yerleri insanları sadece emeklerinin paraya dönüştüğü yerler değil ayrıca sosyal bir yaşam alanı olarak planlanmaktadır.

İnsanlığın çalışma saatleri ve kazançlarının zorunluluk hali değil de yaşamın güzelliğinin hissedildiği bir yaşam haline dönüşmesi için insanlığın ortak değerlerinin oluşturulması gerekir. Bunun başarılabilmesi için insanın çok yüksek bir bilinç ve ahlaka ulaşması gerekir. Bunu başaramadığımız sürece insanlığın ortak onur ve şerefinden bahsedilmesi mümkün olmayacaktır.

Bu arada değerli okuyucularıma dinlenmek amacı ile bir süre yazılarıma ara vereceğimi bildirmek isterim. Tatil sonrası yaşamla ilgili duygu, düşünce tecrübelerimi tekrar paylaşmak için birlikte olacağız. Bu vesile ile herkesin bayramını kutlar, var olmanın güzelliğini hissettiği bir yaşam dilerim.