Sawubona!

23 Nisan 2018 Pazartesi | 15:09
Merve Kultepe

 

Sawubona! Bu kelime Güney Afrika’da Zulu dilinde “Merhaba” anlamına geliyor. Benim bu platformda ilk yazım olduğu için bir merhaba sözcüğü ile girmek bana uygun göründü.  Fakat bu kelimeyle başlamamın arkasında daha derin ve önemli bir niyet var: Sawubona birebir çevrildiğinde “Seni görüyorum. Varlığını saygı ve kabul ile karşılıyorum” gibi bir anlama geliyor.

Karşılaştığımız insanı görmek, varlığını kabul etmek, böylece onu var olmaya davet etmek ne demektir?

Devamlı pozitif hissetmenin dayatıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Güncel dünyanın zorbalığı olarak tanımlıyor Psikolog Susan David bunu, ben de bu fikre katılıyorum. Devamlı olumlu hissetme amacında olmak bizi gerçekten daha mı dayanıklı yapar, yoksa gerçekle temasımızı kopartarak bizi kendimize karşı katı ve dengesiz bir tutuma mı götürür, bunu irdeleyelim biraz.

 

Duygular

İnsanların doğuştan getirdiği altı temel duygu olduğu biliniyor:

  • Üzüntü
  • Öfke
  • Korku
  • Sevinç
  • Şaşkınlık/Heyecan
  • İğrenme/Utanç

 

Bu temel duyguları ana renkler gibi düşünebiliriz. Ana renklerin birleşmesi ile ara renkler oluşur. Böylece bazı ana duyguların birleşmesinden farklı hisler yaşayabiliriz. Örneğin kırgınlığın; üzüntü, öfke ve korkunun belirli oranlarda birleşimi olduğu belirlenmiştir. Farklı oranlar farklı duygulara götürebilir. Bunun yanında, hissettiğimiz ilk duyguya dair başka bir duygu hissedebilir ya da birincil duygumuzdan kurtulmak için diğer duygunun yardımına koşabiliriz. Bunlar da ikincil duygularımızdır. Öfkeye sığınarak incinmişliğimizi örtebiliriz örneğin, ya da üzüldüğümüz için kendimize sinirlenebiliriz. Her bir duygu bizim için hayati önem taşır, çünkü temel duygusal ihtiyaçlarımızın (güvenli bağlanma, sevgi değer, kabul, anlaşılma,kendini ortaya koyabilme/ ifade etme, spontanlık/oyun, keyif, gerçekçi sınırlar gibi ) karşılanıp karşılanmadığına dair bize mesaj taşırlar. Duygular bize işlerin yolunda olup olmadığını söylerler. Üzgünlük, öfke, hayalkırıklığı bize karşılanmamış ihtiyacımızın ne olduğunu gösterebilir, eğer bu hislerin farkına varmaya cesaret edebilirsek.

 

Özşefkate doğru

Özşefkat, kendimize karşı acımasız olmadan, hayatın ahengi içinde tüm hisleri hissetmeye izin verebilmektir. Kendine acımak ya da kendin için üzülmekten farklıdır. Şefkat duyabilmemiz için öncelikle o andaki hissimizi reddetmemek, yargılamadan kabul etmek önemlidir. Hissettiğimiz acıyı, incinmişliği, hayalkırıklığını, pişmanlığı kendimize acımasız sözler söylemeden, o hissi hissettiğimiz için kendimizi yargılamadan kabul edebilmek ilk adımdır.

Zor bir his yaşayan, zor bir durumda olan bir sevdiğimize davranır gibi kendimize de incelikli davranabilmektir özşefkat. Yargılamadan kabul edebilmek, incinebilirliğin son derece doğal ve insani olduğunu özümsemek, kendimizi o histen ibaret görmeden ve  kurtulmaya çalışmadan, bastırmadan ve abartmadan, olduğu haliyle, dalgalanışını gözlemlemek özşefkate ulaşmak için önemlidir.

 

İfade etmek

Duygularımızla ne yapacağımızı onları nasıl yansıtacağımızı seçebiliriz, ancak bunu seçmek için önce onların farkına varmak gerekiyor. Hepimiz mutluluğa, neşeye meylederiz, bu çok doğal, ancak gerçek otantik bir mutluluğun temel taşı bütün duyguları olduğu gibi kabul edebilip, onların içinde kalabilmekten, mesajlarını dinleyebilmekten geçiyor. Psikolojik dayanıklılığı sadece olumlu hisleri hissetmek değil, tüm hisleri hissetmek getiriyor. Eğer olumsuz bir duyguyu hissetmek istemiyorsak, kendimizi oyalayıcı davranışlara yönelip hissi erteleyebiliyoruz , fakat bu duygular yok olmuyor. Duyguları bastırmaya dair yapılan çalışmalar, bir duygunun görmezden gelindiği ya da ötelendiği durumlarda o duygunun daha da güçlendiğini gösteriyor.  Yani biz bastırmaya çalışsak da, o duygular yok olmuyor. Büyük patlamalarla ya da  fiziksel semptomlarla kendine bir çıkış yolu buluyor. Öfke patlamaları buna en tanıdık örneklerden biridir. İfade edilmemiş kırgınlık, üzgünlük, kendi ihtiyaçlarına kulak vermeme durumunda büyük patlamalar yaşayabiliyoruz. Hislerimizi bastırmaya devam edersek ise baş ağrıları, sindirim bozuklukları, cilt hastalıkları gibi yollarla kendini göstermeye devam ediyor.  Bir duyguyu hissettiğimizin farkına varmak, onu yargılamadan kabul etmek , “üzgün hissediyorum” diyebilmek kişisel bütünlüğümüz için önemli.

Bir hissi kabul etmek ve o hisle ne yapacağımıza karar vermek ise ayrı şeyler. Örneğin, üzgün hissediyor olabilirsiniz, bu üzgünlüğü kabul etmenin sizi daha demotive edeceğinden, eylemsiz kılacağından, tembelliğe iteceğinden de endişe duyuyor olabilirsiniz. Ancak hislerimizi kabul ve ifade etmenin, tam tersi bir etkisi olduğu, yani dayanıklılığımızı artırdığı biliniyor.

 

“Boşver”

Kendimize duyguları hissetmeye izin vermediğimiz gibi, bunu iyi niyetle de olsa, sevdiğimiz insanlara da yaşatıyoruz. Bazı hislere tahammülümüz yok. Kötü hissetmelerini istemediğimiz için sevdiklerimize kurduğumuz “buna üzülünür mü, boşver, buna ağlama, bu kadar endişelenecek bir şey yok” gibi cümleler ne kadar tanıdık değil mi?

 

Ruh sağlığında en önemli şeylerden biri “görmek, görülebilmek”tir. Bir üzüntüyü paylaştığımızda genelde hızlı bir çözüm ya da tavsiyeye ihtiyacımız yoktur. O hissin görülmesine ihtiyacımız vardır. Örneğin sadece “görüyorum, üzgünsün” demek bile o duygunun ağırlığını azaltır. Kendimizi o hisle beraber de olsa daha bütün hissetmemizi sağlar . İhtiyacımız olan ilk şey duygumuzun olduğu gibi kabul edilmesidir.

 

Boşver demek, ya da durumdan “kurtulmak” için yapılan öneriler üstü kapalı bir yargılama içerdiğinden, karşımızdakine (çocuk ya da yetişkin) hissinden ötürü suçluluk, utanç hissettirebiliriz. Bu durum kişiyi kendi duygularını ifade etmekten bir adım daha uzaklaştırır. Bu kişi üzüldüğünde, öfkelendiğinde, korktuğunda yanlış bir his hissettiğini düşünmeye başlayabilir.

 

Sawubona

Doğumumuzla beraber getirdiğimiz doğal duyguları iyi ya da kötü diye sınıflandıran bir bakış açısı hakimiyetindeyiz. Bu tavır hem kendimize hem de başkalarına karşı son derece katı ve gerçekten teması kesmiş bir beklenti yaratıyor. Hep olumlu hissedemeyiz, ancak tüm duygularımızı, tüm parçalarımızı kabul eder, hepsine kendini ifade etme yolu sağlarsak ihtiyaçlarımızı karşılar ve iç dengeye kavuşabiliriz.

Her duygu bizim için bir bilgidir ve kendine kör olan kişi, başkalarını göremez. Kendimizi ve birbirimizi görebildiğimiz günlere,

Sevgiyle.