Köşe Yazarları

Rumların Kuzey’de yatırım yapması ve mülk edinmesi


Geçen Cuma BRT’de yaptığım Ekonomik Vizyon programında müzakerecimiz Kudret Özersay ile müzakere süreci ve çözüm içeriği ile ilgili hakikaten açık ve cesur konulara değindik. Artık son viraja girdik, o yüzden bazı konuları açık olarak konuşmamız gerekir.
    Önce bir tespit yapalım. Çözüm bizim için aslında 4 tane ekonomik ve hukuki entegrasyonun ayni anda gerçekleşmesi demek, “Güney Kıbrıs-AB-Türkiye-Geri kalan dünya” ile entegre olmak demektir.
    Kuzey Kıbrıs’ın ekonomik olarak gelişmesi, büyümesi, refah üreten bir yer olması içinde mutlaka “ mal-hizmet-insan-sermaye” vanalarını bu 4 tarafa takması demektir, yani ekonomik olarak buna mecburuz ama buna rağmen bazı konularda da korkularımız var.
     Dolayısıyla, federal anlaşmayı  ve AB üyeliğimizi bu konularda ekonomik potansiyelimizi baskılamayacak ama korkularımızı da kısmen minimize edecek şekilde dizayn etmeliyiz. Elbette, bunun için bilgiye ve yeni bir bakışa ihtiyacımız var.
    Özellikle, fedaral anlaşmanın yürürlüğe girmesi sonrasında eğer bu konuda korkularımızdan dolayı yanlışlar yaparsak (yanlış vizyon ve korkularla AB’ni de ikna ederek kısıtlama ve engeller koyarsak); bilin ki kendimize en büyük kötülüğü yapmış olacağız.
    Bizim için önemli olan; Kuzey’de özel mülk açısından çoğunluğun Kıbrıslı Türklerde (KTD vatandaşlarında) olması ve özellikle siyasi eşitlik konusunda da  parlamento seçimlerinde  Kıbrıslı Türklerin baskın durumunu asla tehlikeye sokmayacak angajmanların yaratılmasıdır.
1- Yabancıların mülk edinmesi
   Bu konu anlaşmanın mülkiyet rejiminin nasıl çözüleceğinin dışında bir konudur ve baştan federal anlaşmaya ve AB birincil hukukuna monte edilmesi gereken bir konudur. Kesinlikle yabancıların mülk edinmesi gerekir, aksi halde Kuzey’de anlaşmanın ve AB üyeliğinden beklediğimiz ekonomik faydalar ortaya çıkmaz.
    Ve bunu asla ırkçılık vs yaparak Rumlara kısıtlama vs getirerek yapamayız, bypaslar olur, zaten AB’de buna izin vermez. Zaten, TC vatandaşları ve şirketleri esas çözüm sonrası gelecek. Biz kimseyi Türk, Rum, İngiliz diye ayıramayız. Peki neler yapabiliriz? Bu konuda;
i- Kıbrıs Türk Devleti’nin toplam özel mülk alanıyla ilgili federal anlaşmaya bir üst limit getirilebilir (örneğin % 30) ve bu limiti yeniden düzenleme yetkisi de Kıbrıs Türk Kurucu Devleti’ne verilebilir.
ii-   Kıbrıs Türk Devleti olarak, yabancıların özel mülkiyet alımlarına başta tayin edeceğimiz kotanın dışında “ uzun vadeli kiralama-leashold” yöntemini getirebilir. Bu şekilde, daha çok yabancı yatırımcı ve kişinin ülkemize yatırım yapmasını sağlayabiliriz. Muhtemelen çok kısa bir sürede belki de AB içinde en değerli gayrimenkul piyasası Kuzey’de olacak, çünkü sınırlı ve lokasyon açısından çok değerli bir bölge olacağız.
2-  Yerleşim hakkı
Gerek mülk edinme, gerekse şirket kurma-iş yapma, emek piyasasında çalışma, öğrenciler için yerleşim hakkı konularını da aynı şekilde ekonomik potansiyelimizin açığa çıkması için korkmadan-cesur şekilde düzenlemeliyiz. 

3- Yabancılara belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı
Bu konuda AB hukukuna göre davranmak zorundayız ve bileceğiz ki, 2’de bahsettiğimiz konularla ilgili yerleşim hakkı alarak belli bir süre kalanlara belediye seçimleriyle ilgili seçme ve seçilme hakkını vereceğiz.
    4 – Yabancı sermayenin Kuzey’de şirket kurması, ortaklık yapması ve mal-mülk edinmesi
        Kuzey’in ekonomisinin “Güney-Türkiye-AB ve geri kalan Dünya” sermayesine sonuna kadar açık olması lazım; aksi halde beklediğimiz faydayı alamayız. O yüzden bu konuda hiç korkmamalıyız ve asla yasakçı olmadan düzenlemeler yapmalıyız. Zaten AB bu konuda uzun dönemli bir deregasyonu kabul etmez.Dikkat etmemiz konu; yasakçı olmadan;rasyonel,piyasa dostu teşvik ve filtrelerle yabancıları yerlilerle ortaklığa sokmaya çalışmaktır ama asla yasakçı olmadan.
       Bu konuda da genel bir politika yapmak zorundayız, yani yabancı sermayeyi (ki federal devlet içinde Rum sermayesini yabancı olarak göremeyiz, hatta AB sermayesini bile) ırkçılık yapmadan ve ısrarla Türkiye’nin de AB ile “sermaye hareketlerinin serbestisi” başlığındaki uyumuna kadar da Türk sermayesine de ayni şekilde fırsat vermeliyiz(gerekirse en çok kayrılan ülke kuralı ile).
      Sermayenin serbestisi bizim için çok hayatidir ve elzemdir, asla kısıtlama getirmemeliyiz. Merak etmeyin, her yabancı sermaye gittiği yerde kendisine o ülkenin ekonomi-politiğini bilen, kendi menfaatlerini en üst düzeyde koruyacak yerli partner arar ve bulur; kimse buralara öyle tek başına gelemez. Çünkü, yabancı sermaye, her zaman yasama-yürütme-yargının gittiği ülke vatandaşları elinde olduğunu bilir ve bununla bilek güreşine girmez, rasyonel ve paylaşımcı davranır vs.
       Sonuçta Rum, Türk, İngiliz fark etmez; yabancı sermaye, bize aş ve iş getirecek, istihdam yaratacak, vergi gelirlerimizi artıracak, sosyal güvenlik sistemimize prim yatıracak, know how ve teknoloji getirecek, bizi hayatın her alanında dünyaya bağlayacak.
    Özellikle yabancıların mülk edinmesi ve yabancı sermayenin Kuzey’e gelmesi konularına devam edeceğiz. Hem topraklarımızı AB’nin en değerli toprağı yapma, hem de her Kıbrıslı Türkü, iş insanını değerli yapma (fiyatımızı yükseltme-değerlendirme) fırsatımız var.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı